Sayfalar

15 Ocak 2021

Sinema Hikayeleri - Alexander Kluge

1932 yılında Almanya’da doğan Alexander Kluge birçok meziyeti bir araya getirmiş biri. Yazar, filozof, akademisyen, yönetmen ve daha fazlası… Öyle ki sevenleri kendisini Fransız yönetmen Godard ile kıyaslamaktan geri durmamıştır. 
1966 senesinde ilk uzun metraj filmi “Abschied von gestern” ile o yılın Venedik Festivali’nde “Gümüş Aslan” ödülünü alacaktır. 1968 senesinde ise “Die Artisten in der Zirkuskuppel: ratlos” filmiyle Venedik’te Altın Aslan ödülünün sahibi olmuştur. Günümüzde hala geçkin yaşına rağmen film çalışmalarına devam etmektedir.


26 Aralık 2020

Frip’in Aşırı Israrcı Pırtlakları - George Saunders

Pırtlaklar tenis topu büyüklüğünde, parlak turuncu renkte ve bir patatesin kabuğundaki gözlere benzeyen, bir sürü gözü olan canlılardır. Pırtlakların en sevdiği şey keçilerdir. Onların üstlerine yapışmaktan çok büyük keyif alırlar. Ancak Frip köyü sakinlerinin bu pırtlak salgınından başı büyük beladadır. Geçimlerini keçi sütü satarak kazanan Frip’liler günlerinin büyük kısmını bu yarım akıllı pırtlakları keçilerinden temizlemekle harcıyorlar. Fakat  Becerikli isimli ufak bir kız, tüm köyün kaderini değiştirecek ve köyde yaşayan sakinlerin hayatları geri dönülmeyecek bir yola girecektir.


24 Aralık 2020

Tek Mekânlık Filmler - Fatih Yürür

Ruhu bir kutuya hapsolmuş insan, hayatını hapsolduğu diğer “kutular” çerçevesinde geçirse de aslında özgür olduğu yanılgısına sürekli olarak düşer. Bu yüzdendir ki ona bu dünyada bir mahpustan farkı olmadığını hatırlatan kısıtlayıcı mekânlardan uzak durmayı tercih eder. Hissettirdikleri düşünüldüğünde mekânlar arasında pek fark yoktur; iç bunaltıcı bir odada mahsur kalmak da olabilir, sonsuz sonrasız bir ormanda kaybolmak da… Hapsolmak, belki de insanoğlunun en kadim kabuslarından biridir! Hiç kuşku yok ki filmlerin en cezbedici tarafı da seyirciyi hapsolduğu mekânlardan kurtarmasıdır. Sinema ile kurulan bu kaçış ilişkisinin her zaman doğru olduğunu tabii ki iddia edemeyiz. Zira bazen de filmler, ilginç bir şekilde tam tersini yaparak bizi tek bir mekâna hapseder. Perseus Yayınevi etiketiyle raflardaki yerini alan, Fatih Yürür’ün yazdığı “Tek Mekânlık Filmler” isimli kitap, mekân kavramını ve tek mekânın ne demek olduğunu sorgulayarak meseleyi temellendirdikten sonra, sinemada kullanılan birçok farklı mekân üzerinden kategorilere ayrılmış, geniş yelpazede bir film seçkisi sunuyor.


22 Aralık 2020

Buluşma - Julio Cortazar

Walter Salles’in “The Motorcycle Diaries” filminde, Ernesto Che Guevara’yı arkadaşı tıp doktoru Alberto Granado ile birlikte, Latin Amerika’yı 500 cc’lik 1939 model Norton marka bir motosiklet ile gezerken izlemiştim. Başta eğlenmek için çıkılan bu yolculuk, Che’nin  gezdiği ülkelerdeki insanların karşı karşıya kaldığı yoksulluğu görmesiyle seyri değişmişti. Kendisi de tıp eğitimi alan Che’nin cüzzamlıların kaldığı bir sanatoryumda, hastalar ile iç içe olması, onların daha ilk karşılaşmalarında ellerini sıkması beni çok etkilemişti. Che bu deneyimlerinden sonra bölgedeki ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmak için tek yolun devrim olduğunu inanıyor ve çalışmalarına başlıyor. Yani şimdi günümüzde tişörtlerde, bardakların üstünde, her yerde resmini gördüğümüz bu liderin, popüler kültür malzemesi olmadan önce ne yaptığına, başta Küba olmak üzere ezilen halklar için nasıl kendini feda ettiğini iyi bilmemiz gerekiyor.


18 Aralık 2020

Ölümlü Ölümsüz - Mary Shelley

Yaratılmışların ilki Hz. Adem,  eşi Hz. Havva ile birlikte şeytana uyup yasaklanmış olan elmayı yedikten sonra cennetten kovulurlar. Bu hadiseden sonra yeryüzüne inen Hz. Adem ve Hz. Havva, insanoğlunun soyunun başlatıcıları olurlar. Cennetteki ölümsüzlük ve doğal olarak sonsuzluk kudreti ellerinden alınmış ve insanoğlu ölümlü varlıklar olarak hayatını idame ettirmeye başlamıştır. Kritik eşik burasıdır; sonsuzluk kavramı biz fani insanları ne olursa olsun düşündüren bir olgu olmuştur. Kimi inanışa göre Hz. Adem ve Hz.Havva sonsuzluktan sıkılmış, amacı olan, bu amacı sonlu bir sürede gerçekleştirmeye vakıf birer canlı olmak istemişlerdir…


16 Aralık 2020

Şark'ın Şiiri: İran Sineması - Cihan Aktaş

Sinema içerikli kitapların sayısında gün geçtikçe artış görülüyor. Yabancı kaynakların çevrilmesiyle birlikte yerli yazarlarımızın da birbirinden farklı konularda çalışma yapması sevindirici. Ülke sinemaları üzerine yazılmış kaynaklar ise yok denecek kadar az; daha çok Amerikan sineması hakkında kitaplar basılıyor. Dengesizliği anlamak adına örnek vermek gerekirse; Macar sineması üzerine ülkemizde yayımlanan tek bir kitap varken, Japon sineması  üzerine dört kitap ve diğer Avrupa ülkeleri üzerine ise yine tek tük çıkan eserler mevcut. Daha çok yayınlanan kitapların, yönetmen sineması üzerine olduğunu görmekteyiz. Bu kısır üretimin yanında iyi haberler de gelmiyor değil. Komşumuz İran hakkında, ülkenin uluslararası arenada başarılarıyla paralel bir şekilde kaynak kitaplar çıkmaya başladı. Bu kitaplardan biri de İz Yayıncılık’tan çıkan Cihan Aktaş’ın Şark’ın Şiiri: İran Sineması kitabı.


10 Aralık 2020

Fareyi Öldürmek - İrfan Yalçın

Necmi Bey annesini görmeye mezarlığa gittiğinde, arkadaşı Sabri’nin mezarını da görür ve hikayeye bu şekilde giriş yaparız. Anlatıcı Necmi Bey, Sabri ile yakın arkadaştır ve o öldükten sonra onun romanını yazmaya koyulmuştur. Sabri’nin yakınlarından Sabri hakkında görüşlerini öğrenir ve aslında İrfan Yalçın’ın Fareyi Öldürmek romanı, 4 farklı kişinin birbirinden farklı beyanları ile Sabri kişisini anlatması olarak açıklanabilir.


8 Aralık 2020

Sinema ve TV’de Renk - Levent Öztürk

Çoğu zaman film çekmeyi öğrenmenin en iyi yolunun “film çekmek” olduğu söylenir. Ama hiçbir şey bilmeden, elinize kamerayı alıp kendinizi köyün delisi gibi meydana atmanızın pek parlak sonuçlar vermeyeceği de ortadadır. Bana kalırsa bir sanatı öğrenmenin en iyi yolu, bir ustanın rahleitedrisinden geçmektir. Sadece “yaratıcı” yönüyle değil teknik kısmıyla da öne çıkan sinema sanatının, usta-çırak ilişkisinden mahrum olduğunu düşünmek ise doğru olmayacaktır. Elbette ki herkesin bir ustaya “çırak” olma ayrıcalığına sahip olması mümkün değildir. İşte bu noktada da bir usta kadar etkili ve öğretici bir aracın, yani kitapların önemi ortaya çıkar. Takdir edersiniz ki derdi olan ve iyi yazılmış her kitap, sadece bir kitap değil aynı zamanda bir öğretmendir… Boğaziçi Yayınları tarafından yayımlanan, Levent Öztürk’ün yazdığı “Sinema ve TV’de Renk”, daha önce ülkemizde yapılmamış kıymetli bir iş olmasının yanı sıra, sadece renkçi adaylarına değil sinemaya ilgi duyan, sinema sektöründe çalışmak isteyen ve hatta bu sektörde çalışan insanlara rehber olacak, tabiri caizse “usta” gibi bir kitap.


5 Aralık 2020

Gerçek ve Büyü Arasında Sinema - Yıldız Ramazanoğlu

İz Yayıncılık
’tan çıkan Gerçek ve Büyü Arasında Sinema kitabı; hikaye, roman, araştırma gibi edebiyatın farklı alanlarında kalem oynatmış bir yazar olan Yıldız Ramazanoğlu’nun sinema ile ilgili kavramsal düşüncelerini ve film analizlerini içeren bir sinema yapıtı. Yıldız Ramazanoğlu, 2002 yılında “Derin Siyah” adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Hikaye Ödülü kazanmış tescilli bir yazar. Kelimelerle olan yakınlığı kitabının bütününe sirayet etmiş, izlediklerini içselleştiren yazarın duygularını maharetli bir şekilde yazıya döktüğünü görmekteyiz.


30 Kasım 2020

Kitapları Fazla Seven Adam - Allison Hoover Bartlett

“Bu adamın sahaflar ve eskiciler haricindeki kimselerle konuşmuşluğu yoktu. Ketum olduğu kadar hayalperest, nemrut olduğu kadar mahzun bir adamdı; tek bir düşüncesi, tek bir sevdası, tek bir tutkusu vardı: Kitaplar.” Gustave Flaubert'in 14 yaşındayken kaleme aldığı “Bibliyomani” isimli kitabının baş karakteri Giacomo’yu tanımlıyor bu cümle. Hastalık derecesine varan kitap merakı anlamına gelen bibliyomani, bu ilginç hastalığa yakalananlara ise “bibliyoman” denmekte. Genel olarak bibliyomanlarda kitapları okumaktan çok kitaplara sahip olmak ve biriktirme dürtüsü olduğu söylenebilir. Zenginler için bu istenci yaşatmak bir nevi erişilebilir olsa da ekonomik durumu kitap alacak yeterlilikte olmayanlar için her şeyi yapabilecekleri bir vakaya doğru evrilmektedir. Tarihte birçok bibliyomanın kitapları edinmek için insan öldürdüğü, hırsızlık yaptığı kayıtlara geçmiştir. Paloma Yayınevi’nden çıkan Kitapları Fazla Seven Adam kitabının yazarı Allison Hoover Bartlett'in peşine düştüğü John Charles Gilkey’de tutkulu bir bibliyomandır. Kendisi Flaubert’in karakteri Giacomo’nun tam tersi olarak dışardan bakıldığında normal biri, onunla konuştuğunuzda ise sevecen ve cana yakın biri olduğunu düşündürten bir mizaca sahiptir. Ama Gilkey kendisini hayatının sonuna kadar bırakmayacak bir saplantıya sahiptir; o da nadir kitapçıları dolandırıp kitap koleksiyonu yapması…