Sayfalar

17 Nisan 2021

Alien vs. Predator (2004)

Antarktika’da buzulların altında bir ısı belirir. Araştırmalardan sonra burada çok eski bir medeniyete ait piramit olduğu açığa çıkar. Bunun üzerine yerinde araştırma yapmak için bir kafile görevlendirilir. Arkeologlar, mühendisler ve bilim adamlarının oluşturduğu özel bir grup seçilir ve ısının kaynağını araştırmaya giderler. Ancak ekip oraya vardığında hiç beklemediği şeylerle karşılaşacaktır. Binlerce yıldır devam eden Alien ve Predator savaşlarının ortasında kalırlar. İnsanlığın kaderi bu son savaşta tayin edilecektir…

Yönetmen Tercihi Doğru mu?

Öncelikle Paul W.S. Anderson, Alien vs. Predator (Bundan sonra AVP olarak bahsedilecektir) filmi için düşünülen ilk yönetmen değilmiş. İlk olarak 20th Century Fox,  “Independence Day” (1996) filminin gişe başarısı nedeniyle 1990’ların sonlarında Roland Emmerich’in filmi yönetmesini istemiş, ancak Emmerich diğer projeleri üzerinde çalışmayı seçerek teklifi geri çevirmiş. AVP’nin vizyona giriş yılı olan 2004’ten önce Emmerich’in çekmiş olduğu filmlere bakarsak, “Moon 44” (1990), “Universal Soldier” (1992), “Stargate” (1994) , “Godzilla” (1998) ve “The Patriot” (2000) filmlerini görmekteyiz. Emmerich, AVP teklifini geri çevirip o yıl “The Day After Tomorrow” filmini yönetmiş. Uzay, uzaylılar ve kıyamet temalı filmlerin iflah olmaz temsilcisi Emmerich’in AVP’yi çekse çok orijinal bir tat bırakacağını farz etmekten başka yapacağımız bir şey yok.

Emmerich’ten sonra teklif Guillermo del Toro’ya götürülüyor, ancak Toro’da “Hellboy”u (2004) çekmeyi tercih ediyor. Toro’nun da 2004 öncesi bilindik iki filmi var: “Mimic” (1997) ve “Blade 2” (2002). Kişisel fikrim, Animatronik kuklalara ve CGI teknolojisine hakim yönetmenin AVP filmini yönetmesiydi. Yakın zamanda Oscar heykelciğini de kucaklayan Toro’nun AVP’yi yönetmiş olsa alnının akıyla çıkacağını düşünüyorum.

Gelelim filmin yönetmen koltuğundaki isim olan Paul W.S. Anderson’a… 1965 doğumlu yönetmenin ilk filmi 1994 yapımı “Shopping”. Ama sektörde adının duyulmasını sağlayan asıl film, bir sene sonra çekmiş olduğu “Mortal Kombat” (1995) olacaktır. Benim de yönetmenin 18 filmlik filmografisindeki en beğendiğim filmidir. AVP öncesi de 1997 yapımı “Event Horizon” ve 2002 senesinde de “Resident Evil” filmini yönetiyor. Resident Evil setinde tanıştığı Milla Jovovich ile dünya evine giren Anderson eşiyle birlikte toplamda 4 Resident Evil filmi çekerek birlikteliklerini vizyona taşıyorlar. 

İlk filmin yönetmeni John McTiernan ve ikinci filmin başındaki Stephen Hopkins’ten sonra Anderson’un memur yönetmen olmadığını belirtebilirim. Yönetmenin filme olan hakimiyetinden fazlasıyla söz edebiliriz. Senaryoyu Ronald Shusett, Dan O’Bannon ile birlikte yazıyorlar. Filmin künyesinde ilk iki filmin senaristleri olan Jim ve John Thomas için “Predators Characters” olarak geçiyor. Acaba bu sadece danışmanlık mı yoksa var olanın üzerine eklemlendirme mi açıkçası bilemedim. Ancak kardeşlerin bu filmde tam hakimiyetleri olmadığı aşikar. Anderson başta Predator tiplemeleri ve Kraliçe Alien tasarımlarında oldukça söz sahibi olmuş ve bu dokunuşlarının filme olumlu yansıdığını söyleyebilirim. Yapmış olduğu radikal kararlarda filmin sagasını geliştiren eylemler olmuş. Bunlardan biri de Predatorlerin tarihi ve dünyaya geliş amaçlarını kısa sürede olsa flashbackle anlatması diyebiliriz. Mortal Kombat filminde Goro karakterinde kullanmış olduğu gibi animatronik kuklalara hakim olan yönetmen filmde CGI ile eski teknolojiyi harmanlamış. 

Cast seçiminde de ilk iki filmden aşağı kalsa da, daha önceki filmlerinde ki oyuncuları filme kazandırdığını görmekteyiz.  Hatta yönetmen bir röportajında Arnold Schwarzenegger’in bu filmin sonunda Dutch rolünü bilgisayar ekranında kısa süre gözükerek yapması için teklif götürmüş. Ancak California Valisi seçimini kaybetmesi durumunda filmde oynayacağını söyleyen Schwarzenegger seçimleri kazandığı için filmde rol alamamış. Anderson’un ilk iki filme hakim ve seride sevdiği unsurları bu filme ne kadar taşımaya hevesli olduğu anlaşılıyor. Alien ve Predator filmlerine hakim olduğu çektiği filmdeki nüanslardan belli olan Anderson tercihinin doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum. Maddi kaynaklar arttırılsa,  düzeltmeler ve eklemeler yapılabilirmiş ancak eldeki imkanlarla bana kalırsa Alien ve Predator serilerine ihanet etmeyen bir film ortaya çıkarmış. 

Kamera kullanımının ortalama olduğu, ışıklandırmanın yer yer karanlık olmasından dolayı vasat olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Mekan seçimi olarak da orman ve şehir atmosferi tercih edilmeyip kutupların altındaki piramit ortamında geçmesi haneye artı puan kazandırıyor. 70 milyon bütçeli film, gişede 177 milyon dolar kazanarak haklı bir başarı da elde ediyor. Bu başarıda yönetmenin çok fazla katkısı var. Anderson’a göre, Hollywood’da çekim yapılmış olsa setler onlara 20 milyon dolara mal olacakmış. Prag’da sadece 2 milyon dolara filmi kotararak yapımcıları yüklü bir maliyettende kurtarmış.


Testosterondan Kurtulma Vakti: Alexa Woods
 
Predator’ün ilk iki film için çok fazla erkek filmi diyebiliriz. İlk filmde Dutch karakteri etrafına dizimlenen iri yarı ve kaslı erkek askerleri izlemiştik. Ormanda buldukları gerilla kadın haricinde filmde başka kadın yoktu. İkinci filmde de ilk filmin formülü kullanılmaya devam edilmişti. Polis memuru Yüzbaşı Mike Harrigan ve emrindeki adamlarının yanında sadece bir tane kadın polis görmüştük. Zaten o kadın poliste filmin tek kadın oyuncusuydu. Mesele aslında burada kadın karakterlerinin olmamasından ziyade filmlerdeki yansıtılışıydı. Hatırlamak gerekirse iki filmdede canavar ruhlu, önüne geleni acımasızca öldüren, öldürmekle yetinmeyip cesetlerin derisini yüzüp onları göndere asan Predator, konu kadınlar olunca onları kale bile almıyordu. Sözüm ona hamile kadınlar Predatorlerin yumuşak karnıydı. Tabii filmde hamile kadınları niçin öldürmediğine dair bir şey geçmiyordu. İzleyici olarak bizim fikir yürütmemiz gerekiyor. Mike Harrigan gibi olağanüstü bir yeteneği olmayan birisinin Predatorü alt edebildiğini izlediysek kadın karakterlerin de Predatore karşı savaşabileceğini öngörebiliriz. Alien filmlerinde Ripley karakterini hatırlatmam da yarar var şu kısımda. İşte Anderson’un en radikal kararı filmin başrolüne Alexa Woods (Sanaa Lathan) karakterini koyması oluyor.

Weyland Industries’in patronu Bishop’un (Lance Henriksen) filme dahil olması da önemli bir detay. Film ilk iki Predator filminin devamı niteliğindedir, ancak tüm Alien serisinin de bir öncüsüdür. 1987’de gerçekleşen Predator’dan 17 yıl sonra ve 2122’de gerçekleşen Alien’den (1979) 118 yıl önce geçiyor. Aliens (1986) ve Alien 3 (1992) filmlerinde oynayan Lance Henriksen’in serinin tutarlığı ve bağlantısı açısından bu filmde oynaması büyük avantaj olmuş. Alexa Woods karakteri de Antarktika’da yapılacak keşif gezisinde orada bulunan insanların hayatta kalması için liderlik yapması için görevlendiriliyor. Daha filmin başında tek başına buz dağına tırmanan Alexa’yı görmemiz onun hakkındaki izlenimlerimizi pekiştiriyor. İlk iki filmdeki asker ve polis takımından sonra meslek erbapları olan mineralog, mühendis, arkeolog ve bilim adamlarını görmek insanların başına geleceklerine üzülmemi sağlıyor ancak şunu belirtmek isterim ki izleyeceğiniz film Predator, insan ya da Alien insan kapışmasından ziyade Predator ve Alien çarpışmasını baz alıyor. Ama bir kaç tane eli silah tutan Weyland askerleri de görmüyor değiliz. Tazecik et rolü olarak arzı endam ediyorlar.

İkinci filmin sonu ile bu filminde bir bağı olması güzel bir ayrıntı olmuş. Mike Harrigan’ın kapıştığı Predator’ün uzay aracının içinin tasarımı Aztek mimarisini andırıyordu. AVP’de de yeryüzündeki ilk piramit olarak lanse edilen yapı tasarımı da ikinci filmdeki uzay mekiği tasarımının neden o şekilde olduğunu cevaplıyor. Piramit tasarımının; Kamboçya, Aztek ve Mısır medeniyetlerinin bir karışımı olması da kimin aklından çıktıysa tebrik ederim. Üç film arasında set tasarımı açık ara en önde olan film AVP bana göre. Yapım tasarımcısı Richard Bridgland’ın benzersiz hiyeroglif çalışmaları da taktiri hak ediyor.

Predatorler hakkında az bilgiye sahip olsak da erdemli savaşçılar olduğunu daha önceki yazılarımda söylemiştim. Sebepsiz yere insan avlıyor gibi gözükseler de karşısındaki “güçlü” rakibine karşı da saygı emaresi gösterdiğini görmüştük. Hatta lider Predator tarafından ödüllendirilip onurlandırılan bile olmuştu (Predator 2-Mike Harrigan). İşte bu ufak parçalar AVP’de toplanıp filmin içinde kullanılmış. Bunu da Predator savaşçısı ile bir insanın (Alexa Woods) ortak düşmanları olan Alienlara karşı omuz omuza savaştığını izleyerek görüyoruz. Ve filmin en önemli kozu da insan ile Predator’ün işbirliğine gittiği sahneler. Artık filmin sonlarına doğru toplamda 5-6 dakikalık bir süre boyunca Predator ve Alexa’nın yeri geldi mi işaret diliyle, yeri geldi mi de hisleriyle, vücut hareketleriyle iletişim kurduğu sahneler filmin en sevdiğim kısımları. Beraber Alien avlamaları filmin seyir zevkini yükseltiyor. Yoksa solo  Alien ve Predator filmlerinde bir düzine adamın toplanıp bu varlıklara karşı yaşadıkları mücadele artık beni hiç etkilemiyor. Oysa ki kozmik bir varlık ile insanın ortak düşmanlarına karşı birlik olması, fikir olarak da etkileyici uygulama olarak da başarılıydı. 

İnsan ile Predator işbirliği fikri; Machiko Noguchi ve Broken Tusk arasında filizlenen ilk Alien vs. Predator çizgi romanından alınmıştır (Alien vs. Predator: Prey). Ancak Alexa’nın aksine, Machiko Predator’larla yaşamaya devam edecek ve sonunda saflarına tamamen kabul edilecek yine de bir miktar bağnazlıkla karşı karşıya kalacaktır.


Binlerce Yıldır Süregelen Alien ve Predator Savaşları

AVP filminin güzel yanlarından biri de Predator ağırlıkta olmak üzere Alien ve Predator ırkları hakkında önemli bilgiler edinmemiz. Alien solo filmlerinde uzayda karşılaşılan bu insan düşmanı varlık hakkında zaten yeterli bilgiye sahiptik. Ancak sadece iki filmde gördüğümüz, onda da süre olarak çok az gözüken Predatorler hakkında elimizde bilgi kırıntılarından başka hiçbir şey yoktu. Ancak AVP’de çok fazla olmasa da kritik bilgiler alıyoruz. Yönetmen ve ekibi bunu yaparken bilim ve güncel popüler konuları da eklemeyi unutmamış. Erick von Daniken’in “Tanrıların Arabaları” kitabını okuyanlar şimdi anlatacaklarımı çok iyi idrak edecektir. Kitapta da bahsi geçen uzaylı tanrılar dünyaya gelir ve insanlara medeniyeti sağlamaları adına bir takım şeyler öğretir ve teknolojilerle tanışmalarını sağlar. İşte kitapta bahsi geçen uzaylı tanrılar filmde Predatorler oluyor. İnsanoğlu da kendinden güçlü ve zeki addettiği Predatorlerin karşında secdeye kapanıp onlara biat ediyor. Onların gelip konaklaması için piramitler inşa ediyor. Yani insanlar ile Predatorlerin geçmişi çok eskilere bağlandırılıyor. Her yüz senede bir gelmeye devam eden Predatorlerin asıl geliş amaçları ise genç Predatorlerin kendilerini kanıtlayıp yetişkinliğe geçme törenleri sayılan piramit içerisinde Alien avlama ritüelleri. Gönüllü kurban olan insanlar Alienların kendi bedenleri içinde konakçı olup kuluçkaya yatmalarına izin verip kendilerini feda ediyorlar. Sonrasında ise binlerce yıl boyunca Predator-Alien kapışması yaşanıyor. Bunları da İtalyan arkeoloğun hiyeroglifleri okurken geçmişe gidip gördüğümüz sahnelerde öğreniyoruz. Bu sahnelerin aktarılışı çok başarılıydı. Geçmiş yüzyıllarda geçen, insan ve Predator ilişkisini irdeleyen bir film çekilse ne de güzel olur…

Onca teknolojiye haiz Predatorlerin belki de en güçlü silahları olan omuzlarına taktıkları lazer toplarını piramitlerde bulmaları biraz zorlama olsa da toyluktan erginliğe geçişte piramit içinde Alien avlamaları tecrübe kazanmaları için yapılan bir aktivite olması, bu varlıkların biraz da kibirli olduğunu gösteren bir özellik gibi duruyor. Salt savaş üzerine programlanan Predatorlerin kudurmuş köpekler gibi önüne gelene saldıran Alienları avlamaları karşılaştırma yapmamızı zorlayan bir raunda evriliyor.  Anderson’un biraz daha fazla Alien tarafına iltimas geçtiğini de belirtmek isterim.  Filmin sonu ve gelen sürprizle birlikte aslında adil bir son olsa da kapışma sahnelerindeki bazı ufak tefek mantık hataları var. Körpe olsa da 3 Predator’ün Kraliçe Alien ile kapıştıkları sahnelerin etkileyiciliği yanında absürt sonla bitmesi de filmin zayıf kalan yönleriydi. Anderson filmin ilk senaryosunda, üç Predator yerine beş Predator olarak yazmış. Daha sonra rakamı üçe indirmiş. İyi ki de bu fikirden caymış. Hunharca dayak yiyen, ezik duruma düşen Predator gördükçe sinirlerim tepeme çıkıyordu. 3+2 Predator olsa hiçbir etkisi olamayacak ve onlar için enteresan ölüm şekilleri tasarlayacağından eminim.

Yönetmen Anderson’un bu filmi tasarlarken bir önceki filmi Resident Evil (2002) filminden de bolca yararlandığını görebiliyoruz. Resident Evil’da meşhur lazer odası sahnesi vardı. Bir anda tüm timin yok oluşunu şok içerişinde izlemiştik. Odaya giren özel timin karşısına yapay zekanın harekete geçirdiği lazerlerin farklı şekil ve boylarda insanlara gelerek tehdit oluşturduğunu görmüştük. Kendi içinde devinimi olan bir mimari yapı ile karşı karşıyaydık. Bu ufak odanın çok daha büyük modeli olan AVP’de ki piramit ise lazer odası gibi içindeki insanlara tehdit oluşturuyor. Her 10 dakikada bir içindeki odaları yer değiştirerek bubi tuzaklarını oradaki insanlara kusuyor. İçinden çıkılması zor ölüm kozalarına dönüşüyordu. Bir diğer benzerlik ise Resident Evil filminde tim lideri olan Colin Salmon’un AVP’de de ekip lideri olarak gözükmesi ve lazer odasındaki akıbetine çok benzer bir sona sahip olması anca dikkatli sinefillerin gözünden kaçmayacak detaylardan biridir.


Yeni Predatorler: Tasarımları ve Özellikleri

Artık her Predator filminde karşımıza çıkan bir takım sahneler var. Bu sahnelerden tipik Predator ruh hallerini çözümleyebiliyoruz. Predatorlerin bir nevi ortak davranış özelliği olarak söyleyebiliriz bu hareketleri. Bunlardan biri ilk iki filmde gördüğümüz Predatorlerin kadınları hamile oldukları için öldürmemesi gibi (acıması, zayıf görmesi ya da buna benzer bir sebep yüzünden olduğu kanısındayım) AVP’de de özel kaskı sayesinse karşısındaki kişinin iç organlarını tarayarak hasta olduğuna kanaat getirip bir şey yapmaması olarak geliştirilmiş. Bu sahneler sayesinde Predatorlerin insanlarla empati kurabilen, sadece öldürmek için öldürmeyen, acıma duygusu olan, insanlarla anlaşma yapabilme kapasiteleri olduğunu da vurgulayan sahneler olarak okuyabiliriz. Tam tersi olarak da birer avcı olan Predatorlerin dişinin kovuğuna yetmeyecek kimselere karşı parmağını bile oynatmayarak onları küçük gördüğünü de söyleyebiliriz.

Predatorlerin kullandığı silahlarda revizyona uğruyor ve daha da geliştirilmiş. İkonik bilek bıçakları, bu filmde önceki filmlere göre çok daha büyük. Bunun nedeni olarakta muhtemelen önceki filmlerdeki Predator’ların insanları avlamasıdır, oysa Alien çok daha zorlu bir düşmandır ve daha büyük silahlar kullanmak gereklidir. Yönetmen Anderson, Akıllı Diskin yerine Shurikeni geliştiriyor; Predator 2’deki Akıllı Disk’in frizbi gibi göründüğünü düşünerek yeni silahı tasarlamış. Ayrıca önceki filmlerde görülen omuza takılan lazer topunun saç kurutma makinesine benzediğini düşünerek yeniden tasarlamış.

Filmdeki üç Predator Scar, Celtic ve Chopper olarak isimlendirilmiş. Scar’ın maskesi, orijinal  Jungle Hunter (Orman Avcısı-Predator filmindeki ilk görülen Predator) tasarımını taklit etmesi için tasarlanmış. Chopper’ın elbisesinin paslı ve kahverengiye çalıyor olması haricinde tüm diğer Yautja ırkının zırhının grimsi olduğunu gördük şimdiye kadar. Bunun sebebinin Chopper’ın savaşmasından dolayı zırhının yıpranması mı yoksa başka bir sebebi mi var bilememekteyiz. Chopper, şimdiye kadar “Scimitar” kullanan tek Predator. Ayrıca Celtic, daha ayrıntılı ve ayırt edilebilir maskesi ile üç genç Predator’ün en büyüğü ve lideridir. Chopper’ın sırt çantasında, insan kafataslarına benzeyen iskeletler var; bu da daha önce Dünya’da avlandığını gösteriyor. Scar, maskesi olmadan görülebilen tek Predator. Bu, filmdeki üç Predator’un maske tasarımları, Predator 2’nin sonunda ortaya çıkan Predator’lardan üçüne doğrudan dayanıyor. Predatorlar’ın uzay araçlarının tasarımları da kasklarını andırıyor.


Sonuç

İsminde “vs” olan filmleri görmeye alıştık. Bir araya gelemez denen Jason ile Freddy bile er meydanına inip güçlerini birbirlerinin üzerinde sınamışlardı. Malumunuz Godzilla ile King Kong’un çarpışmalarını da yakın zamanda izledik. Bana kalırsa bu vs serileri arasında en mantıklı ve tutarlı hikayeye sahip Alien vs. Predator filmi ancak ikinci filmi ile ne yazıkki karizmayı çizdiriyorlar. Bu konuyu bir sonraki yazımda değineceğim. Filmi ilk iki Predator filmi ve 2004 senesi öncesi çıkan Alien filmlerini izlemeyenler de rahatlıkla izleyebilir ancak tüm evrene hakim olmak adına bahsi geçen filmleri izlemenizi tavsiye ederim. Predator kanadından bakacak olursak serinin Alien vs’sine evrilmesi hoşuma gitti çünkü insanlarla olan savaşı sadece kuru bir av-avcı ilişkisinden ileriye gitmiyordu. Bu nedenle bu film iki seri içinde aranan kan olmuş. Bazı çömezce hatalar olmasa daha da iyi olabilirmiş, ne yazıkki fena çuvallamışlar bir kaç yerde. Mesela buzullarda Alexa’nın filmin sonunda tişörtsüz hali ile dolaşması gibi bir sahne ne yazıkki affedilemez bir hata olarak tarihe geçiyor. Alien kafasından kalkan, kuyruğundan da mızrak yapabilen üst akıl, eksi 40 belki 50 dereceden fazla olan bir yerde cıbıl gezen ablayı unutuveriyorlar. Akıl tutulması değil de nedir bu?

İzlerken keyif aldığım, rejinin çalıştığının hissiyatını yakalayabildiğim, ırklar hakkında önemli detaylara vakıf olduğum bir film ile karşı karşıyaydım. Alienler ile Predatorların bol bol da kapışma sahnelerini izliyoruz artık daha ne olsun. Hala Predatorlar hakkında güvercin yemi boyutunda bilgiye haiz olsak da diğer filmlerde gezegenleri, felsefeleri, dilleri vb. konular hakkında bilgi alırız diye umuyorum. Alien için bir şey söylemeye pek gerek yok; kendisi düz vahşi canavar olarak yapması gerekeni yapıyor zaten. AVP 2 filminin inceleme yazısında görüşmek üzere.


Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder