Sayfalar

21 Mart 2021

Dabbe: Bir Cin Vakası (2012)

Hasan Karacadağ’ın temcit pilavı misali önümüze sürdüğü Dabbe serisinin üçüncü halkası olan “Dabbe: Bir Cin Vakası” (2012), serinin filmler arasındaki organik bağını kopartan ilk basamak oluyor. Dabbe denince akla ilk gelen şey olan “internet”i tamamen rafa kaldıran hikaye, dönemin popüler filmlerine öykünerek farklı bir üslup da benimseyince işler iyice sarpa sarıyor. Found footage denilen buluntu filmler güruhuna dahil edebileceğimiz yepyeni ama aynı zamanda eski püskü bir örnek sunan film, atalarımızın deyimiyle eski hayratı da berbat ediyor ve seleflerini hayırla anmamıza sebebiyet veriyor.


Hasan Karacadağ: Bir Sinema Vakası

Belki inanmayacaksınız ama 2012 yılında “Dabbe: Bir Cin Vakası”nın fragmanı başta Amerika olmak üzere Kanada, Japonya, İngiltere, Almanya, Macaristan gibi ülkelerde en fazla paylaşılan yabancı film fragmanlarından biri oldu. “Dabbe 2” (2009) için de ilginç açıklamalarda bulunan Todd Brown tarafından twitchfilm.com’da hakkında bir yazı kaleme alınan filmin ünü, sosyal paylaşım sitelerinde hızla bir şekilde yayıldı.[1]

Filmlerine dünya genelinde bir ilginin olduğunu yönetmenin ağzından da duyuyoruz. Mesela Hasan Karacadağ, Milliyet gazetesinde yayımlanan bir röportajında kendisine yöneltilen “Sizin yaptığınız Türk korku türünün yurt dışına açılma şansı nedir?” sorusuna, “Yurt dışından çok iyi tepkiler geliyor. Son filmim 16 ülkede vizyona girdi. Daha çok Avrupa’da gösterime girdi. ‘Bir Cin Vakası’ ve ‘El Cin’ filmlerine Almanya’da çok izleyici geldi. Sadece oradaki Türkler değil Almanlar da izlemiş.” demiştir.[2]

Tabii ki Karacadağ’ın açıklamaları bununla sınırlı değil. Her röportajında filmleri için birçok kez cin çıkarma seanslarına katıldığını söyleyen Karacadağ, bildiğiniz üzere bu konuda insanın aklının almayacağı açıklamalar yapmaktan da geri kalmamıştır. Cin çıkarma seanslarında elde edilmiş gerçek cin görüntüleri(!), belki de yönetmenin bu konudaki en çarpıcı açıklamalarındandır. Dilerseniz onlardan bazılarını hatırlayalım:

“Suriyeli bir genç kız, Urfa üzerinden tedavi için Diyarbakır’a getiriliyor. Kızdan cin çıkartılmaya çalışılırken biri bu seansı videoya çekiyor ve ekrana bir görüntü geliyor. O görüntüyü filmde cinlerin göründüğü sahneye koydum.”[3]

“2006’dan beri bu tip vakaları gözlemliyorum. En son, içine cin girmiş beyaz tenli bir kızın içindeki cinle konuşulurken kızın 10 saniyeliğine zenciye döndüğünü gördüm. Bunun hiçbir tıbbi açıklaması yok.”[4]

Cinlere kafayı fazlasıyla takmış olan Karacadağ, bir başka röportajında ise “Cinler gerçekten göründüler yani…” sorusuna, “Evet. Filmlerimde bu varlıkların gerçek olduklarını iddia ediyorsam ve buna inanıyorsam, onlarla ilgili konuşulduğunda bir şekilde o mekânda belirirler diyorsam, kameraya da bazı görüntüler takılmışsa bunu neden basınla paylaşmamayım? Gidiyorum filmleri gerçek cin olaylarının yaşandığı iddia edilen izbe evlerde çekiyorum. Görüntüleri ekiple izlediğimizde bizim işimiz olmayan yansımalar görüyoruz. Delilim olmasa, yaptığıma yanlış de”[5] diyecek kadar ileri gitmiştir. Hatta cinlerin filmlerine müdahalede bulunmuş olabileceklerini bile ima etmiştir!

Karacadağ, sadece cinlerle ilgili yaptığı iddialı açıklamalarla değil, korku filmi çekmeye son derece bilimsel yaklaştığı(!) icatları ile de kafa karıştırmayı başarmıştır. Yönetmen, daha önce “Dabbe 2” için kullandığı “filmde olmayan bir görüntüyü beyinde oluşturan ses” gibi hiç duyulmamış bir teknolojinin bir benzerini ise yıllar sonra “el-Cin” (2013) filminde kullanmış ya da öyle olduğunu iddia etmiştir! CMAB (consciousness, mind and brain) tekniğinin kullanıldığı metot için Karacadağ, özgün fikrin kendisine ait olduğunu, ilk kez Japonya’da denediğini ve filmi sinemada bir kez izledikten sonra beyinde defalarca tekrar izlemeyi sağlayan bir bilinçaltı sistemi olduğunu söylemiştir.[6]


Gerçekliğin Peşinde Korkarken

Gelelim Hasan Karacadağ’ın dünya genelindeki popüler korku sinemasını yakından takip etmesi meselesine… Hatırlarsanız ilk “Dabbe” (2006) filmi popüler bir Japon filminin uyarlamasıydı. Karacadağ’ın ikinci filmi olan “Semum” (2008) serbest bir “The Exorcist” (Şeytan, 1973) uyarlamasıyken, nihayetinde “Dabbe: Bir Cin Vakası” da bir anlamda “Paranormal Activity” (2007) uyarlaması olarak arzı endam etmişti. Bahsi geçen özgün filmlerin gösterime girdiği dönemde başarılı olduğu göz önünde bulundurulursa, Karacadağ’ın sürekli gişede başarılı olmuş filmleri kendine ilham kaynağı olarak seçmesinin bir tesadüf olmadığı ortadadır. Üstelik bu deneme yanılma yöntemlerinin sonunda found footage türünü iyice özümseyen Karacadağ, yavaş yavaş tamamen “gerçek” hikayeler üretmeye başlayacaktır. Bu durumun, genele baktığımızda fantastik hikayelere mesafeli duran ve gerçekçi bir toplum olan Türk halkının şüphesiz daha çok hoşuna gittiği aşikârdır. Belki de Dabbe serisinin başarı merdivenlerini çıkmasının altında yatan sebeplerden biri de bu gerçeklik arayışıdır.


Buluntu Filmlerin Cazibesi

Serinin üçüncü filmi olan “Dabbe: Bir Cin Vakası”nda bu gerçeklik arayışı “Ceyda T. Vakası” gizemi altında filmin bel kemiğini oluşturuyor. Alışık olduğumuz üzere filmin girişinde yine bir uyarıyla karşılaşıyoruz ama bu sefer ki “dinleyeceğiniz her şey gerçektir” uyarası! Akabinde gelen doktor raporu görüntüsü ve telefon görüşmesi kaydı, seyirciyi “güven” ağına düşürmek adına atılmış “gerçekçi” adımlardan. Aslında yönetmenin gerçekçi olma çabasını, “Dabbe 2”nin sonundaki -buluntu film algısını az da olsa hissettiren- hareketli kameralarda görmüştük. Karacadağ’ın gerçeklik algısı için yaptığı bu hamle, bu sefer evrilerek tam anlamıyla bir buluntu filme dönüşüyor. Tabii bu noktada “Dabbe: Bir Cin Vakası”nın sinemamızdaki ilk buluntu film örneği olmadığını da vurgulamak gerekiyor. Daha öncesinde korku ve komediyi iç içe geçirmeyi deneyen “Ada: Zombilerin Düğünü” (2010) ve “The Blair Witch Project” (Blair Cadısı, 1999) filmine fena halde öykünen “Karadedeler Olayı” (2011) filmleriyle türün ilginç yansımalarını ülkemizde görmüştük. Özellikle “Karadedeler Olayı”nın altını çizmek gerekiyor. Zira “Dabbe: Bir Cin Vakası”, lanetli köy unsuru ile “Karadedeler Olayı”nı akla getirmiyor değil. Ama tabii ki filmin beslendiği asıl altın madeninin “Paranormal Activity” olduğunu birçok sahnede fark ediyoruz. Özellikle tekinsiz gece sahneleri, eve yerleştirilen kameralar, evde sürekli kamera ile dolaşan koca figürü bu düşüncemizin daha da güçlenmesine sebep oluyor. Ama yönetmen aynı malzemeleri kullansa da bir anlam yaratmak yerine her şey gerçek demenin kolayına kaçtığı için filmin, sürekli aynı şeylerin yaşandığı sıkıcı ve gereksiz bir döngüden ibaret hale gelmesine maalesef engel olamıyor.


Bu Bir Dabbe Filmi Değildir!

Dabbe demek, internet demektir. Dabbe demek, teknoloji demektir. Bu filmde Dabbe’nin internet ve teknolojiyle hiçbir bağı kalmamış. Bu bağlamda filmin özgün fikirler üretmeye çalıştığı yegane tarafını da kaybettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Anlayacağınız “Dabbe: Bir Cin Vakası” ile bir korku figürü olarak Dabbe, klasik found footage makyajının altına saklanmış basit bir öcüye dönüşüyor. Zaten filmin zorlama birkaç sahnesi dışında önceki iki Dabbe filmi ile neredeyse hiçbir bağı yok! “Dabbe 2” filminin başında gördüğümüz hayali parşömene benzer bir başka unsuru bu filmde de görüyoruz. Bu şekilde Dabbe’nin sadece Kur’an-ı Kerim’de geçmediği ve bütün dünyaya yayılan bir efsane olduğu güya ispatlanmış oluyor! Ama filmin selefleriyle arasındaki bu bağ, ne filme hizmet ediyor ne de filmin bütünde uygun bir yere koyulabiliyor. Onun yerine ilk iki filmin görüntüleri ile bir bağ kurulmaya çalışılsaydı belki çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Mesela Tom Six’in “The Human Centipede” serisi örnek olarak verilebilir.


Din vs. Bilim

İlk Dabbe filmdeki din-bilim çatışması bu filmde de ucundan kıyısından kendine yer buluyor.  Ama bu, mantık zemininde yapılmadığı gibi hiçbir ikna etme gayesi de gütmüyor. Mesela  “mürekkep yalamış” bir avukatın, bir insana cinlerin musallat olduğuna anında inanabilmesi ve bu sarsılmaz inancını, “Doktoru karıştırma, bu bambaşka bir mesele!” cümlesi ile taçlandırması, seyirci olarak bizi afallatmaya yetiyor. İnandırıcılığın yerle yeksan olduğu, hatta hiçbir şekilde ciddiye alınmayacak bir gerçekliğe doğru yol aldığımız bu noktalardan sonra ayrıntılı kurşun dökme seansı ve kurşun dökmenin inançta önemli bir yer tuttuğunun ima edilmesi gibi  unsurlar din perspektifinde sergileniyor. Anlayacağınız bilimsel anlamda elini güçlendiremeyen filmin, din anlamında da kartları doğru oynamadığını hatta seyirciye yanlış bilgiler verdiği manipülasyon hamlelerini sık sık görüyoruz. Her şeye rağmen filmin durağanlığının hoca karakterinin gelmesi ile değiştiğini söylemek gerek. Zira “Semum” filminin aksine bu filmde gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz türden bir hoca karşımıza çıkıyor. Diyalogların da görece iyi yazılması sebebiyle vermek istenilen etki bir ölçüde veriliyor. Bunun dışında Batı’nın uğursuz rakamı “13” yerine, İslam inancından zorla çıkarılan bir sayı olan “88”in de altını çizmek gerekiyor. Bu sayı da tıpkı ilk filmdeki “388@0” gibi sürpriz kisvesi altında veriliyor. Pek ikna edici olmasa da bir sahnede 13 sayısına yapılan gönderme, hoş olarak değerlendirilebilir.


Yedi Lanetli Gece 

Köy sahnelerini saymazsak “Dabbe: Bir Cin Vakası”, neredeyse tek mekânda geçiyor. Film, 7 geceye bölünmüş ve bölümler sürekli gece yarısı başlıyor. Bu noktada başroldeki kadının davranışlarıyla birlikte, cinlerin etkisiyle farklı dillerde konuşması da göz önüne getirilirse akla direkt olarak “The Exorcism of Emily Rose” (Şeytan Çarpması, 2005) filmi geliyor. Ayrıca Japon filmlerinde korku unsuru olarak kullanılan kadın figürünün birebir bu filmde de kendine yer bulduğunu söyleyebiliriz. Kadından bir korku unsuru yaratırken oluşturulan bu harman, özgün olmaya çalışsa da etkileyici olmayı bir türlü başaramıyor. Bunun belki de en önemli sebebi, karakterin hiçbir şekilde derinleştirilememesinde yatıyor. Üstelik diğer karakterleri tanıyabileceğimiz sahnelere de hiçbir şekilde özen gösterilmediği için hikayede yerleri son derece eğreti duruyor! Mesela “Dabbe 2” filminde de rastladığımız aile içi çatışmalar, bu film içinde hatırlanmayacak kadar lüzumsuz bir yer kaplıyor. Yahut çocukların cin çağırma seansı yaptığı sahne, son derece gereksiz olduğu gibi ne anlatılmak istendiği de belli olmadığı için feci halde sırıtıyor.


Eski Köye Eski Âdet

Film son derece durağan bir yapıya sahip. Hiçbir karakterle özdeşleşemediğimiz için filmin içine de bir türlü giremiyoruz. Buna bir de zamanda yapılan sık atlamalar eklenince işler iyice çığrından çıkıyor. Sözüm ona gerçekçi üslubu korumak adına en gereksiz detaylar bile filme koyulduğu için ortaya çıkan durağanlık, sürekli sanki bir şey olacakmış tedirginliğini yaratmaya kılıf olarak kullanılıyor. Daha doğrusu buna çalışılıyor! Ama neticesinde beklentiler bir türlü karşılanmıyor ve görüp görebileceğimiz yine oradan oraya savrulan eşyalar ya da insanlar oluyor! Görsel efekti bol keseden kullanmayı seven Hasan Karacadağ, bu filmin “gerçekçi” olmaya çalışan yapısı yüzünden oldukça az görsel efekt kullanıyor. Ama tabii ki uçuşan nesneler ya da aniden kadraja giren garip karaltıları sıklıkla görüyoruz. Bunun yanında özellikle filmlerinin bol kanallı ses kurgularıyla övünen yönetmen, bir anlamda Hasan Karacadağ imzası haline gelen rahatsız edici ses efektlerini bu filmde de kullanmayı ihmal etmiyor. Son tahlilde, yönetmenin önceki filmlerinde oluşturmaya çalıştığı üslupla uzaktan yakından alakası olmayan “Dabbe: Bir Cin Vakası”, birçok filme öykünerek potasında eritmeye çalıştığı özgün fikirlerden, kafa karışıklığı her dakikasında hissedilen kötü bir kopya çıkarıyor. Doğal olarak ne ülkemizdeki korku türüne ne de ait olduğu seriye bir katkı sunmayı başarıyor.

Dipnotlar

[1] Beyazperde, ‘Dabbe: Bir Cin Vakası’nın Fragmanı Korku Sitelerini Salladı, 18 Temmuz 2012, http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-53118/ (Erişim Tarihi: 04 Mart 2021)

[2] Milliyet, “Cinler de filmlerimi izlemiş, kurguya girmiş olabilirler”, 04 Ağustos 2013, https://www.milliyet.com.tr/pazar/cinler-de-filmlerimi-izlemis-kurguya-girmis-olabilirler-1745643 (Erişim Tarihi: 04 Mart 2021)

[3] Hürriyet, “Bu filmde gerçek cin görüntüsü var”, 21 Temmuz 2012, https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/bu-filmde-gercek-cin-goruntusu-var-21034592 (Erişim Tarihi: 04 Mart 2021)

[4] Hürriyet, “Bu filmde gerçek cin görüntüsü var”, 21 Temmuz 2012, https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/bu-filmde-gercek-cin-goruntusu-var-21034592 (Erişim Tarihi: 04 Mart 2021)

[5] Habertürk, "Gülse Birsel'e cinleri göstereyim”, 05 Ağustos 2012, https://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/765141-gulse-birsele-cinleri-gostereyim (Erişim Tarihi: 04 Mart 2021)

[6] Habertürk, “Dabbenin cinleri yeniden böö diyor!”, 03 Ağustos 2012, https://www.haberturk.com/medya/haber/764712-dabbenin-cinleri-yeniden-boo-diyor (Erişim Tarihi: 04 Mart 2021)


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder