Sayfalar

17 Şubat 2021

Predator / Av (1987)

Binbaşı Dutch ve 5 kişilik ekibi Güney Amerika ormanlarından birinde rutin bir gizli kurtarma görevine uygun görülürler. Yapmaları gereken basittir; gerillanın elindeki rehine kurtarılacak, çatışmaya bile girilmeyecektir. Daha sonra helikopterler bölgeye nasıl bıraktılarsa aynı şekilde gerisingeri timimizi alacaktır. Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz. Avcılar teker teker av olmaya başlar. Ormanın içinde ne olduğunu bilmedikleri garip bir şey vardır…


John McTiernan ve Filmleri

1951 doğumlu yönetmen John Mc Tiernan’ın, 1985 yapımı “Nomads” filminden iki sene sonra çekmiş olduğu bu ikinci filmi olan “Predator” aslında yönetmenin ilerleyen yıllarda çekeceği filmlerinin de müjdecisiydi. Şimdiye kadar 11 tane film çekmiş olsada bu filmlerin her birinin ne kadar kaliteli ve yapımcılarının yüzünü güldürdüğü de ortada. 1988 yılında çekmiş olduğu “Die Hard” ve 1995 yılında gelen devam filmi olan “Die Hard 3: With a Vengeance” filmleri yönetmeni Hollywood’da aranan aksiyon filmleri yönetmeni konumuna getirmiştir. Predator  ve Die Hard filmlerinin sonrasında birçok kez devam filmleri yapılması da aslında McTiernan’ın başarısının bir eseridir. Her ne kadar bu devam filmlerinin kalitesi tartışmaya açık olsada franchise oluşturması bakımından bahsi açılması gereken konulardır. Yakın zamanda kaybettiğimiz Sean Connory’nin oynadığı “The Hunt for  Red October” ve “Medicine Man” filmlerini de yönetmiş olan McTiernan’ın şahsen en sevdiğim filmlerinden biri de Antonio Banderas’ın Arap şair ve gezgin Ahmed bin Fadlan rolüyle unutulmaz bir oyunculuk sergilediği “The 13th Warrior” filmidir.

Henüz ikinci filminde sanki 20. filmini çekiyormuş hissi yaratmıyor mu sizce de McTiernan? Arnold Schwarzenegger gibi bir oyuncu haricinde, setteki devasa boyuttaki kas yığınlarıyla uğraşmak -bunlardan biri de Apollo Creed rolleriyle ününe ün katan oyuncu Carl Weathers'dir- Meksika’da ücra bir ormanda sıcaklık, yılanlar ve akreplerle çekim yapmak zorunda kalması McTiernan’ı ne kadar zorlamış olsa da karşısına çıkan onca aksaklık ve zorluklar kendisini yıldırmamış ve nihayetinde unutulmayacak bir iş ortaya koymuştur. Öyleki filmin günümüze kadar 5 devam filmi çekilmiş, çizgi romanları ve bilgisayar oyunları yapılmıştır. Son çıkan haberlere bakılırsa bir yenisinin daha yolda olduğunu söyleyebiliriz. Hatta yapımcıların Arnold’u bu filmde oynaması için ikna etmeye çalıştıkları da aldığım duyumlar arasında. Arnold’un ismini duymak bile beni heyecanlandırmaya yetiyor…


Prens Beowulf ve Kahraman Savaşçıları Canavar Grendel’e Karşı  
 
Dutch (Arnold Schwarzenegger) ve ekibinin, Dillon (Carl Weathers) karakterini de yanlarına alarak ücra bir ormana salınmaları ve burada karşılarına çıkan canavar, yaratık, habis varlık ya da ne derseniz deyin o şeyle çarpışmaları aslında epeyce ünlü bir eserin varyantı. Anlayacağınız Predator’ün oluşum hikayesi çok ama çok eskilere dayanıyor. Eski İngiliz diliyle yazılmış çok ünlü bir eser olan ve milattan sonra 6. yüzyılda geçtiği düşünülen 3182 satırlık el yazması “Nowell Codex” içerisinde bulunan “Beowulf” aslında Germen edebiyatının en eski destanıdır. Bu eserde Mızraklı Danların Kralı Hrothgar’ın yaptırdığı Heorot (Geyikli Şato) adını verdiği şatosuna Grendel isimli bir canavar musallat olur. Grendel önüne çıkan tüm Dan savaşçılarını öldürmekte ve sonrasında onları yemektedir. Savaşçıların bedenlerini alır ve yaşadığı mağaraya götürür. Adanan adaklar, dikilen putlar ve yüzlerce katledilen savaşçıya rağmen canavar bir türlü yok edilemez. Son çare olarak 30 insan gücünde olduğu söylenen savaşçı Beowulf’a haber gönderilir ve kendisi de 14 adamıyla birlikte denizi geçerek Kral Hrothgar’ın şatosuna gelip Grendel ile amansız mücadelesine başlar.

Metinde Drakkar isimli tekneleriyle Hrothgar’ın yaşadığı kıyılara gelen Beowulf ve adamlarının yerine filmde Dutch ve ekibi helikopterle kıyı şeridi olan bir bölgeye gelirler. Filmin bu girişi birebir paralellik gösterir kadim hikayeyle. Burada engin bir denizi görmemiz önemlidir. Karakterlerin Beowulf ve adamları gibi uzak diyarlardan geldiğini anlatır. Sonrasında Beowulf’un yaşlı kral Hrothgar’dan mevzuyu öğrenmesi ve görevi alması gibi Dutch’un da ilk konuştuğu kişi R.G. Armstrong’un oynadığı General Philips karakteridir. Yönetmen McTiernan’ın açıklamasına göre R.G. Armstrong o kadar yaşlıymış ki yaşını gizlemek için çok fazla bronzlaştırıcı makyaj yapmak zorunda kalmışlar. Kaldı ki yinede oldukça olgun ve yıpranmış gözükmekte, aynen Beowulf destanında olduğu gibi…

Hikayede Grendel teker teker tüm savaşçıları avlar ve onların bedenlerini daha sonra yemek için yanına alıp mağarasına götürür. Filmde ise Predator avladığı askerlerin bedenlerini savaş ganimeti gibi yanına almaktadır. Buna izin verilmediği zamanlarda gece vakti gizlice askerlerin kampına sızıp sadece cesedi alıp gider. Filmde bu detaya çok fazla önem verilmiştir. 3 farklı sahnede Predator’ün cesetleri alıp götürmesini izleriz. Grendel gibi onları yemez çünkü onun aksine ilkel değil daha moderndir. Filmin bilimkurguya meylettiği kısımda Predator’ün kendisinde saklıdır. Teknolojik silahlarla donatılmıştır ve zekidir. Cesetleri yiyecek kadar ilkel değildir ancak insan kadar da zeki ve kültüre sahip olduğu şüphelidir. Giydiği zırh olmasa Grendel’den bir farkı kalmayacaktır aslında. Cesetlerin iç organlarını çıkarır, derilerini yüzer ancak yediğini görmeyiz, peki neyle beslenmektedir? Bu kısım oldukça muallaktır.

Bir diğer önemli gösterge ise uzuv kaybıdır. Destanda Grendel, Beowulf karşısında kolunu kaybeder. Filmde ise oyuncu Bill Duke’nin oynadığı Çavuş Mac karakterinin ateş etmesi sonucu yaralanır. Yeşil renkte akan sıvı Predator’ün kanıdır ve yönetmen ağaç tepesinde yaralanmış ve acı çekmekte olan Predator’ü yakın planda ilk kez detaylı bir şekilde göstermiştir. Yaralanan Predator ilk yardım kiti teknolojisi sayesinde kendisini iyileştirir ya da geçici doping ile müdahalede bulunur. Aynı destanda olduğu gibi yaralanan Grendel’de savaşmaya daha sonrasında tek koluyla devam edecektir.

En önemli ve belirgin nokta ise Beowulf’un Grendel ile kapışmaya soyunarak, çıplak ve silahsız gitmesidir. İnsan yapımı kılıç, yay, ok, mızrak, kalkan gibi silahların yetersizliği Beowulf’u bu fazlalıklardan kendisini arındırmaya götürmüştür. Rakibini anlamak için onun seviyesine inmiştir; onun gibi silahsız ve çıplak olarak karşısına çıkmıştır. Dutch da Predator karşısında bombaların, silahların (bunlar içerisinde Minigun bile var) yetersiz olduğunu görünce önce silahlarından arınır. Ormanda bubi tuzakları hazırlar ve ilkel bir kabile savaşçısı gibi ok ve yayla karşısına çıkar düşmanının. Hatta savaş narası attığı sahne artık kendisinin insanlıktan çıkıp Predator gibi vahşileştiğinin kanıtır. Ormanın en derilerinde iki gorilin kapışma öncesi gür sesler çıkarmalarına benzetebiliriz. Predator tarafından görülmememek için tüm vücudunu çamura boyar ve neredeyse üryan bir haldedir.

Filmin senaristleri Jim ve John Thomas’ın Beowulf’u çocukken yatma zamanı hikayesi olarak dinlemelerini belirtmeleri göstergelerin rastlantıdan ziyade uyarlama olduğunu daha çok geçerli kılmaktadır.


Predator Melekleri Vietnam Ormanlarında

Filmin sahne sahne Beowulf destanından faydalandığı aşikardır ancak bu film neyi anlatmak istemektedir, arka planında hangi metaforlara ev sahipliği yapmaktadır? Ya da Predator neyi ve kimi temsil etmektedir? Bu konuları kendi düşüncelerimle izah etmeye çalışacağım.

Filmin orijinal konseptinin Rocky Balboa’nın henüz savaşmadığı tek kişinin E.T. olduğu  esprisinin ortaya atıldığı söylense de aslında karakterde bir değişiklik yaparak bunu onaylayabiliriz. Bu da bizi hedeflediğimiz yere götürmeye yaklaştırır. Belki de daha popüler olduğu için Rocky bahsi geçmiş ancak Rambo dense tanıma daha çok uyacakmış. Bu arada   Dutch rolünü Sylvester Stallone oynasa ne de güzel olurmuş. Kendisini Carl Waters ile omuz omuza Predator’e karşı savaşırken izlemek ilginç olurdu kesin…

Bildiğiniz gibi Rambo, Vietnam gazisidir ve adeta tek kişilik bir ordudur. Yemeden içmeden uzun süre hayatta kalabilir. İlk filmde kendisine sataşan işgüzar polisleri “orman” içinde nasıl rezil ettiğini hatırlayın. Amerikan ordusunun en önemli silahı ve yenilmezliğinin kanlı canlı örneğidir. Dutch ve adamlarının ormana helikopterle bırakılma sahnesinin epey bir uzatılarak “Apocalypse Now” filmine gönderme yapıldığını göz ardı etmeyelim. Vietnam cangıllarına yollanan askerler gibidir bizim müfrezemizde. Şu da unutulmamalıdır ki Rambo karakteri şişirilmiş bir sterotiptir. Militarist bakış açısının tezahürü olan bu karakter kaybedilen bir savaşın aslında kazanıldığını ve gelecekte olabilecek savaşlarında kesinlikle kazanılacağının göstergesidir. 

Binbaşı Dutch ve adamları da Amerikan ordusunun kaslı, adaleli, Yunan Tanrıları gibi endamlarıyla seyirci karşısına çıkar. Her ırk ve milletten karakterin yaşadığı Amerika topraklarında olduğu gibi bu yedi kişilik ekipte de farklı medeniyetlerden kişiler vardır. Başta lider Dutch, Hollandalıdır. İki siyahi asker yanında bir Latin karakter (halk ile onların dilinde konuşur, tercümandır) ve Kızılderili kökenlerine sahip biri daha bulunur. Operasyonun planlandığı gibi basit gitmesi gerekirken evdeki hesap çarşıya uymaz. Göremedikleri biri tarafından tek tek avlanmaya başlarlar…

Vietnam savaşını hatırlayalım… Metal yığınları, napalm bombalarıyla ölüm yağdıran Amerikalılar teknolojik olarak rakibine karşı oldukça üstündür. Ancak hiç beklemedikleri bir karşılık görmüşlerdir: Gerilla savaşı ve bubi tuzakları… Savaştan dönen ve hayatta kalan Amerikan askerlerinin söylediklerine bakarsak çoğunun beyanatları birbirlerine yakındır. Görünmez askerlere karşı savaştıklarını, Vietkongların yerin altından, ağaç tepelerinden adeta her yerden ansızın çıktıklarını ve her yerin bubi tuzakları ile kaplı olduğunu belirtmişlerdir. Onlara göre, teker teker avlanmaktalarmış ve ormanın yaşayan bir ruhu olduğuna yemin edebilirlermiş. Predator filminde askerlerin görünmezlik özelliği olan Predator tarafından teker teker öldürülmesi bu tezi güçlendiriyor. Kızılderili Billy’nin Rambo’ya benzemesini de gözden kaçırmayalım. Fiziki olarak yüzü ve vücudunun benzerliği yanında Billy’nin de Rambo gibi kafasına bant takması ve artık literatüre Rambo bıçağı olarak geçen büyükçene bir kama taşıması bu benzerliği daha da somutlaştırır. Herkesi yenmeye kadir Rambo’nun yani Billy’nin Predator ile karşılaşması aslında Rambo filmlerinin balon olduğuna yönelik bir sataşmadır. Tek başına bir asker bir orduya bedel değildir; Billy ile Predator’ün kapışmasını yönetmen McTiernan göstermez bile. Sadece Billy’nin  tiz  çığlığını duyarız. Rambo Billy’nin kalemi kırılmıştır. “Rambo: İlk Kan” filminde ormanda polisleri teker teker avlayan pozisyonunda olan Rambo yerine, Rambo’nun parodi karakteri Billy ormanda diğer asker arkadaşlarıyla birlikte  kendinden daha güçlü birine av olmuştur. Doğanın kanunu işlemiştir; güçlü olan güçsüzü yemiştir…


Bilimkurgu Sinemasına Bir Armağan

Predator, uzaylı yaşam formu sayesinde beyni uyuşturan aksiyon filminden daha fazlası. Söz konusu Predator’ün uzaydan geldiğini biliyoruz, başlangıçtaki kısa bir sahne bize bunu anlatıyor ama neden ormanda olduğunu ya da neden çeşitli acımasız şekillerde insanları öldürmekten hoşlandığını bilmiyoruz. Ama bu gerçekten önemli değil çünkü Dutch ve ormanda mahsur kalmış askerlere layık bir düşman. Arnold Schwarzenegger “The Magnificent Seven” (1960) filmindeki gibi bir takımın birlikte çalıştığı bir film yapmak istediğini belirtmiş.  Bu söyledikleriyle filmin bir çok farklı filmin karışımı olduğunu ama bu karışımdan orijinal bir eser çıktığı da ortada. Akira Kurosowa’nın ekmeğini yiyen bir film daha listeye eklendi…

Filmin bana kalırsa bugün bile izlediğimizde etkili olmasının sebebi yaratığı uzun bir süre ekranda göremiyor olmamızdır. Zaten Predator toplamda 8 dakika gözükmektedir. Yani aslında doğru işleyen klasik korku filmlerinin yapmış olduğu uygulanmaktadır. Seyirci askerlerle empati kurup kendilerini onları yerine koyabilir çünkü ortada muazzam derece de merak duygusu vardır. Edebiyatta da H. P. Lovecraft’ın kozmik varlıkları hiç göstermeyip ya da anlık çok kısa göstererek okurdaki gerilim hissini en tepede tutması gibi Predator’de bu yöntemden faydalanmaktadır.

Filmin işleyen dişlilerinden biri de seyirciyi gerebilmesi. Aksiyon filmi gibi başlayıp korku filmine evrilen ve bazı sahnelerde sinirleri hoplatan bir yapısı var Predator’ün. Bunda da yine canavarın ne olduğunu bize söylenmemesi, yeteneklerini bilmememizden kaynaklanıyor. Normalde film klasik yoldan ilerlese ki başta o şekilde bir intiba bırakıyor, 7 kişilik eğitimli ekibin belki bir iki kayıpla ormandan çıkacak olması tahmin edilebilir. Ancak bir bilinmeze doğru açılan orman ve içindeki şey, askerleri olduğu gibi seyirciyi de hop oturup hop kaldırıyor.

Sekiz dakika gözükmüş olsa bile aslında Predator hakkında epey konuşacak malzeme de vardır. Kendisi ve özellikleri bir çok film ve film karakterini etkilemiştir. En belirgin özelliği görünmez olması denebilir. Ancak bu tam görünmezlik de değildir. Askerlerin artık bir şeylerden kıllandıkları anda odaklanarak baktıklarında görünmez halini ısı dalgası halinde gördüklerini izleriz. Tam görünmez değildir, ısı dalgası yayar etrafına. Kendisi ise yaşayan varlıkları sıcaklıklarına göre görebilir. Omzundan lazer topları atan silah çıkartabilir. Wolverine karakteri gibi istediği zaman her iki elinden iki adet tırmık benzeri bıçak çıkartabilir ki yakın mesafede ekmeğini bolca yemiştir. İlginç bir özellik olarak sesleri taklit edebilir. Giyindiği zırh kendisini ateşli silahlardan korumuş olsa da yaralandığına şahit olduk. Rastalı saçları ile etnik kökenli kapoera dansçılarına benzer ve onlar gibi atiktir. Hızlı koşar, ağaçtan ağaca maymun gibi atlayıp durabilir. Kolunda bulunan elektronik zamazingosu her daim faydasını gördüğü günümüzün akıllı saatleri gibidir. Anlayacağınız Predator, karakteri üzerinde epey kafa patlatılmış bir bilimkurgu çocuğudur.

Oyunculukların başta Arnold olmak üzere inandırıcı olduğu, orman atmosferiyle izleyicide  klostrofobik etki yaratılmaya çalışıldığı ve başarılı olunduğu, hareketli kameranın filmin nabzı sayesinde hiç fark edilmediği kısımlar filmin sevdiğim yanları. Bunların yanına Predator tasarımını ve değme korku filminden alamayacağım adrenalini salgılattığını da ekleyebilirim. Bir takım mantık hataları ve filmin süresinin kısa olması kadı kızında olabilecek kusurlardır, filmden alınan zevki düşürmüyorlar. 34 sene önce çıkmış bu film iddia ediyorum ki günümüz aksiyon ve bilimkurgu filmlerini hazır ola geçirtir…


Predator Filmi Hakkında İlginç Bilgiler

İlk olarak Predator kostümü giyip karakteri canlandıran kişi Jean-Claude Van Damme’dir. Dövüş sanatlarındaki uzmanlığı ve esnekliği sette bir ağaçtan başka bir ağaca atlamasına, seri ve kıvrak hareketler yapmasına imkan sağlayacak diye düşünülmüş ancak  Predator orijinal ilk kostümü çok hantal ve ormanda yönetilmesi zor olunca Van Damme, kıyafetin içinde gerekli hareketleri yapamıyor. Ek olarak Van Damme sürekli canavar kıyafetinin çok sıcak olmasından (bir kaç defa bayılmış) şikayet etmiş. Üstelik kamerada kendisi görünmeyeceği için bu şikayetini birçok kez dile getirmiş. Sonrasında Van Damme kısa boylu olduğu için filmden çıkarılmış. Devasa yapıdaki oyunculara bakınca Van Damme’ın varlığı absürt dururmuş. Zaten sonrasında yeni tasarlanan kostümün içine 2 metre 10 santim boyundaki Kevin Peter Hall giriyor. Meraklıları “If Bleeds We Can Kill It: The Making of Predator" (2001) filminde Jean-Claude Van Damme’yi Predator olarak görülebilir .

Kırmızı özel efekt kıyafeti giymiş bir maymun bile kullanılmış sette. Ancak Predator olmayı beceremeyen bu talihsiz maymun, giysiyi sürekli çıkartıp durduğu için bu fikirden vazgeçmişler.

Peter Cullen, King Kong’u (1976) seslendirerek boğazını yaraladığı için Predator’ü seslendirmesi işini üstlenmekte isteksizmiş, ancak sonunda yaratığın bir resmini gördükten sonra işi kabul etmiş. Predator’ün film boyunca kendine özgü tıklama ve uğultu sesi Peter Cullen tarafından düşünülmüş. Ölmekte olan bir yengeç sesinden ilhamını alan Cullen, 11 makara King Kong seslendirmiş ve kan tükürmekten boğazı iltihap olmuş. Görece daha kolay olduğu için Predator’ü seslendirmeyi kabul etmiş.

Predator’ün ilk tasarımının fikri James Cameron’a aitmiş.

Bill Duke, tıraş olmayı doğaçlama yapmış. Ekip, kan fışkırtan bir tıraş bıçağı yapmak için sette epey çabalamış.

Dutch'ın “Helikoptere gidin!” repliği Arnold Schwarzenegger’in rol aldığı tüm filmlerinin kişisel favori sloganıymış. 

Onbaşı Rick Hawkins rolündeki Shane Black aslında senarist. Predator çekimlerindeki boş zamanlarında “The Last Boy Scout” filminin senaryosunu yazmış. Shane Black için söylenebilecek önemli bir bilgi ise 2018 yılında çıkan “The Predator” filminin de yönetmenliğini yapmış olmasıdır.

John McTiernan ve Arnold Schwarzenegger çekimler sırasında yirmi beş kilo vermişler. Schwarzenegger’ in kilo kaybı profesyonel bir tercihmiş; McTiernan, sağlık endişeleri nedeniyle Meksika’daki yiyeceklerden kaçındığı için kilo vermiş. McTiernan’ın aksine, oyuncu kadrosunun ve ekibin çoğu, yaşadıkları Meksika oteli su arıtma ile ilgili sorunlar yaşadığından dolayı ishal olmuş.


Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönderme