Sayfalar

16 Şubat 2021

Dabbe 2 (2009)

Hasan Karacadağ, Türk korku sinemasına vurduğu “dabbe”den, aman yani demek istediğim “darbe”den üç yıl sonra, ikinci kıyamet hikayesi “Dabbe 2” (2009) ile karşımıza çıkmıştı hatırlarsanız. Birinci filmin sonunda, dünyayı istila etmeye hevesli bir şekilde tünelde ilerlerken gördüğümüz cinler, ikinci filmde her yeri yakıp yıkacak, taş üstünde taş bırakmayacaktır. Ama filmin odağında dünyayı ilgilendiren büyük bir kıyamet hikayesi olmadığını da hatırlatalım. Bunun yerine, sıcak yuvalarında mutlu mesut yaşayan bir ailenin, kıyamet koparken yaşadığı yürek burkan olaylar bizi bekliyor.


Toplumu Yakından Tanımanın Faydaları

Şüphesiz “Dabbe” serisinin başarısının altında birçok sebep yatıyor. Tabii burada ufak bir parantez açarak başarıdan kastımızın sinematografik yahut sanatsal bir başarı değil de “Dabbe”nin altı filmlik seriye dönüşmesini sağlayan ekonomik bir başarı olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.

Filmin başarılı olmasının altında yatan sebeplere baktığımızda, “Dabbe”nin ülkemizde korku türünde yapılmış ilk örneklerden biri olduğunu görüyoruz. Ama elbette “Dabbe”nin bir seriye, hem de uzun soluklu bir seriye dönüşmesinin sebebi sadece bu olamaz. Zira bu sadece anlık bir başarının kapısını aralar. Bu yüzdendir ki 2004 yılında ortaya çıkan “Okul” ve “Büyü” filmleri tek atımlık kurşun olmanın ötesine geçememişlerdir. Ama Karacadağ, uzun süre Japonya’da yaşamasına rağmen kendi toplumunu yakından tanıdığını, dinamiklerini iyi bildiğini ve bununla beraber dünya genelinde sinemanın yeniliklerini yakından takip ederek toplumların popüler korku filmlerine yaklaşımını iyi gözlemlendiği “Dabbe” serisiyle ispatlamıştır. Zaten Karacadağ’ın filmleri sadece Türkiye sınırları içerisinde değil birçok ülkede -hem gösterimlerde hem de DVD piyasasında- ilgi görmektedir.

“Dabbe 2” filminin fragmanı, 2009 yılındaki Google Analytics verilerine göre 51 ülkeden izlenmiş ve dönemin dünyaca ünlü sinema haber sitelerinden biri olan twitchfilm.com’a konu olmuştur. Sitenin editörü Todd Brown, Hasan Karacadağ’ın filmlerinde çok iyi bir ilerleme sağladığını belirtmiştir. Filmin fragmanı sitede yayınladıktan sonra yurt dışında yoğun ilgi görmüştür.[1]


Binlerce Yıl Öncesinden Gelen Uyarı

2006 yılındaki ilk “Dabbe” filminin başarısı, o zamanlar Hasan Karacadağ’a büyük bir özgüven vermiş olacak ki ikinci filmi bir uyarı ile başlatmakta herhangi bir sakınca görmüyor: “İzlemek üzere olduğunuz film, anlatılan olaya tamamen kişisel yaklaşımımdan ibarettir.” diyor Karacadağ, “Bilinmeyen varlıklara ait yaptığım bu korku yorumu, bazı hassas bünyeleri etki altında bırakabilir.” 

Bu uyarı yetmezmiş gibi hemen ardından bir başka uyarı daha geliyor! Bu seferki uyarı çok daha eskilerden… Ama Düceyye el-Arâbi ismindeki hayali bir zatın, M.Ö. 388 yılında Azzakra zindanlarında kaleme aldığı hayali parşömendeki Dâbbetü’l-arz ile ilgili uyarılar sizi filmden uzak tutmak için değil bilakis filme daha çok çekmek için! Tabii ki H. P. Lovecraft’ın yarattığı Deli Arap Abdul Alhazred karakterinin yazdığı “Necronomicon” isimli hayali kitabı anımsatan bu fikrin özgünlüğü tartışılabilir. Üstelik sinema dünyasının birçok hayali kitap ile dolu olduğunu da unutmamak gerekiyor. Ama özgün olmasa da aslında filmin hikayesini daha sağlam temellere oturtmak adına güzel bir fikir olduğu söyleyebiliriz. Kâğıt üzerinde parlak gibi gelen bu parşömen fikri, filmin bütünselliği içerisinde oldukça kopuk durduğu için bize uzun bir eziyetten başka bir şey veremiyor. Zira parşömeni hem okuyup hem de dinlediğimiz bu sahnenin neredeyse 5 dakika sürmesinin pek keyifli bir deneyim olmadığı malum! Hemen şunu da belirtmek gerekiyor ki daha gerçekçi bir atmosfer yaratmak adına -ilerleyen sahnelerde de sık sık maruz kalacağımız gibi- eğlencelik bir filmin kendini bu derece ciddiye alması filmin en büyük sıkıntısı oluyor.

Düceyye el-Arâbi’nin uyarılarına kulak verdikten sonra asıl hikayemize giriş yapıyoruz. Oldukça uzun bir girişi var filmin. Yönetmen, bir türlü asıl demek istediklerine geçemiyor, oyalandıkça oyalanıyor. Aralarında bağ kurması imkânsız görüntüler silsilesi ile karşılaşıyoruz adeta: Garip kolajlarla dolu sahneler, internet sayfaları, Naziler ve Hitler gibi… “Dabbe 2”, ilk filmin sonundan başlasa da daha ilk dakikasından itibaren bizi farklı bir hikayenin merkezine çekmeyi başarıyor. Bu anlamda filmin selefi ile bağının pamuk ipliğine bağlı olduğunu söylersek yanılmış sayılmayız. İlk filmde daha fazla mekan arasında dolanan hikaye, bu sefer bir karı koca, onların kızı ve bu kızın iki arkadaşı olmak üzere toplamda 5 kişinin hapsolduğu bir evde yaşananları anlatıyor. Anlayacağınız yönetmen, ilk filmde olduğu gibi bu filmde de fazla karakter kullanmaktan çekinmiyor. Bunu karakterleri özgürce harcayabilmek adına yaptığını anlamak ise çok zor olmasa gerek! Bu yüzden de karakterler, hem bir kişiliğe bürünecek kadar derin olmadıklarından hem de oyunculukların evlere şenlik diyebileceğimiz kadar pespaye olmasından ötürü inandırıcı olamıyor. Özellikle anlamsız bir fedakârlığa sahip olan baba figürü, hafızalarımıza ancak film boyunca sinirimizi bozmayı başararak kazınıyor.


İnternetle Yetinmeyen Cinler

İlk filmde internet hakkında halkın olumsuz düşüncelerinin dillendirildiğini görmüştük. Bu filmde de “garip siteler” diyerek internetin pornografik tarafı vurgulanıyor. İlk filme kıyasla oldukça kısıtlı, hatta gereksiz olan bu tarz saptamaların aslında tek sebebinin, öncel filmle bir bağ kurma kaygısı olduğunu söyleyebiliriz. Zira Hasan Karacadağ’da artık internetin ona istediği malzemeyi veremeyeceğinin farkında olacak ki ilk filmde kendilerine ulaşım aracı olarak interneti seçen cinler, bu filmde internet ile yetinmiyorlar!

Elbette ilk filmden bu yana gelişen teknoloji yüzünden olayın internetle sınırlandırılmamış olması ve farklı teknolojik aletlerin de hikayede kendine yer bulması hem mantıklı bir karar hem de hikaye için dinamik bir dokunuş. Aslında ilk filmde cep telefonunu görüyorduk ama oldukça sınırlı bir kullanım alanı vardı. Bu filmde ise laptop, televizyon, ev telefonu, cep telefonu gibi birçok teknolojik aletin cinler tarafından kullanıldığına şahit oluyoruz. Üstelik bu sahnelerde ilk filmi anımsatan nüanslar mevcut. Ama Karacadağ, sadece hikayenin ana fikrini değil yarattığı korku ögesini de geliştirmeyi ihmal etmiyor. “Dabbe 2” ile birlikte cinler, insanlara ulaşmak için teknolojik aletleri kullanmakla kalmıyor, aynı zamanda su gibi akışkan ve duvar gibi katı cisimlerle de etkileşime giriyorlar!

Final Destination (Son Durak, 2000) filminin afişi ile olan benzerliğe çok şaşırabilirsiniz!

Karacadağ’ın Karanlık Dünyası

Daha önce yapılanı ikiye katlamaya çalışmak, tüm devam filmlerinin makûs kaderidir. Hasan Karacadağ, cinlerin “bulaşma” alanını arttırdığı gibi onları görselleştirme konusunda da işi bir adım ileri götürüyor. Korku ögelerini gizlemek ya da yeri geldiğinde kullanmak yerine onları davetsiz misafir gibi sürekli çerçeveye sokması gerektiğini düşünen Karacadağ, ilk filme nazaran bu filmde çok daha fazla görsel efekt kullanıyor. Doğal olarak da görsel efektleri destekleyecek ses efektlerinin sayısı bir hayli artıyor. Yönetmenin filmin ses miksajı ve ses kurgusu üzerinde fazlasıyla kafa yorduğunu -aslında birazcık(!) abarttığını- yaptığı açıklamalardan çok daha iyi anlıyoruz.

“Dabbe 2” filminde kullandığı sesler sayesinde filmde olmayan bir görüntüyü beynin kendisinin oluşturabileceğini ve bunun filmin korku etkisini artıracağını düşünen Karacadağ, bu yöntemin dünyada ilk defa bu filmde kullanıldığını belirtmişti hatırlarsanız. Ayrıca yöntemin teknik detayları hakkında bilgi vermeyeceğini ve Türk Patent Enstitüsü’ne başvurarak patent alacağını da eklemişti.[2] 

Kuşkusuz bu enteresan fısıltıların ve inleme benzeri seslerin filme ne kadar fayda sağladığı tartışılır. Ama filmin sıkıntısının ses kuşağı olmadığı ortada. Tamam, Karacadağ belki ilkel tetikleyicilere bel bağlama konusunu her zamanki gibi abarttıkça abartıyor ama ses konusunda titiz davranmasının meyvesini de alıyor. Ama keşke ses ile ilgilenirken görüntünün sınırlarını da biraz zorlasaymış demeden edemiyor insan. Giriş sahnesindeki İstanbul manzaraları dışında aydınlıkta ve dışarda geçen tek bir sahne ile karşılaşmıyoruz desek yeridir. Tek bir mekana hapsedilmekle kalmıyoruz, aynı zamanda sürekli karanlık ile sınanıyoruz. Bu da filmden aldığımız keyfi fena halde baltalıyor. Zira perdede bişeyler görmek için olağanüstü çaba sarf eder hale geldiğimiz anlar bile oluyor! İlk filmde atmosfer yaratma konusunda meziyetlerini ispatlayan Karacadağ, bu filmde sadece karanlıktan, efektlerden ve seslerden medet umarak hayal kırıklığına uğratıyor.


Dumanı Üstünde Kıyamet

Dediğimiz gibi Hasan Karacadağ, filmin isminin yanında “2” rakamını koyarken daha önce yaptığı her şeyi de iki ile çarpıyor. Cinlerin özellikleri, görsel efektler, ses kullanımı vesaire vesaire… Ama bunun dışında kullandığı korku formülünde de bazı güncellemeler yaptığını belirtmek gerekiyor. Karacadağ, “Dabbe 2” ile cin hikayesini tek bir mekana hapsederken elbette kadim bir alt tür olan “lanetli ev” şablonundan faydalanıyor. Ama bunu yaparken cinlerin etkisiyle adeta yaşayan bir ölüye dönüşen bir kız üzerinden “zombi” filmlerinin numaralarını kullanmaktan da imtina etmiyor. Üstelik üslup konusunda çıfıt çarşısı gibi her şeyi birbirine karıştıran bu arayışın, inanç boyutunda da örneklerini görüyoruz. 

İlk filmdeki şu fotoğrafı hatırlayalım. Hani ölecek bütün karakterlerin yer aldığı şu meşhur fotoğraf… Fotoğrafta kollarını çarmıha gerilmiş gibi iki yana açmış karakter üzerinden İsa’ya bir gönderme vardı. Bu filmin sonunda da baba karakterinin gökyüzüne bakıp “Neden bizi terk ettin?” demesi yine bir İsa göndermesi. Peki, ama neden? Yani kullandığı korku ögesinden, atmosferi inşa etmek için yararlandığı motiflere; filmin isminden, sık sık kullandığı Kur’an-ı Kerim alıntılarına kadar her şey İslam inanışından besleniyorken, yönetmen neden böyle bir gönderme yapmayı tercih ediyor, onu da pek anlamış değilim!

Filmin bel kemiğini oluşturan düşüncenin kaynağının bile bir Kur’an-ı Kerim ayeti olduğunu hatırlatmakta fayda var: “Artık göğün insanları saracak apaçık bir dumanla dolacağı günü bekle.” deniyor Duhan Suresi’nin 10 ve 11. ayetinde, “İşte bu pek acı bir azaptır.” Aslında bu ayet, filmin log-line’ı olarak bile kullanılabilir. Zira filmin büyük bir bölümünde, gökyüzünden süzülerek gelen “duman”ların karakterlerimize verdiği azaba tanıklık ediyoruz. Ama bu o derece yavan ve hayal gücünden yoksun bir şekilde yapılıyor ki, “Dabbe 2”, ayetin tek bir cümle ile yaptığı çarpıcı etkiyi, 83 dakikada yapmayı bir nebze olsun beceremiyor. İlk filmi bile mumla aratacak cinsten bu 83 dakikadan geriye ise zihnimizden kolay kolay gitmeyecek bir kakofoni kalıyor.

Dipnotlar

[1] Beyazperde, “d@bbe 2'nin Fragmanı Yurt Dışında Gündemde”, 25 Kasım 2009, http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-14667/ (Erişim Tarihi: 09 Şubat 2021) 

[2] Beyazperde, “Dabbe 2'nin Sesleri İçin Patent Başvurusu!”, 21 Aralık 2009, http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-14752/ (Erişim Tarihi: 14 Şubat 2021)


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder