Sayfalar

24 Ocak 2021

Badi (1983)

Çok değil, yarım asır önceye kadar dünya dışında yaşayan bir varlık fikri herkes için inanılması zor bir fantazya iken, şimdi bu fikre inanmayan birini bulmak imkansız denecek kadar zor! İnsanların bu fikri kabullenmesindeki en büyük payın sinemaya ait olduğu yadsınamaz. Ama 1920’lerde çizgi romalarda başlayan, 1940’larda da sinemaya sıçrayan bu “uzay operası”
[1] çılgınlığını aslında çok daha gerilere götürmemiz gerek. Elbette Edgar Allen Poe, Jules Verne ve H. G. Wells gibi dâhi yazarların uzay macerası konusunda çarpıcı eserler verdiklerini biliyoruz. Ama insanoğlunun göklerde dolaşmayı düşlediği anlar sadece modern çağda karşımıza çıkan bir ayrıcalık değil. Zamanda geriye, çok daha geriye gittiğimizde, antik çağlarda karşımıza çıkan manzara insanı şaşkına çevirecek cinsten! Libya çöllerindeki mağara resimlerinden, Guatemala’da bulunan kabartmalara; Asur silindir mühürlerinden Aztek tören disklerine; Meksika’da bulunan ayin vazolarından Sahra Çölü’ndeki Tassili kaya resimlerine… Farklı coğrafyada, farklı zamanlarda ve farklı kültüre sahip insanların elinden çıkan bu eserlerde, illaki “uzay”a ait bir şey görüyoruz. Bu gökyüzünde süzülen insanların mağara duvarına yapılmış bir tasviri de olabiliyor, silindir bir mühürdeki stilize bir “uçan daire”de… “Yıldızlara Dönüş” kitabında Erich von Däniken, Amerikalı tanınmış uzay biyoloğu olan Carl Sagan’ın “Dünyamız tarihi boyunca en azından bir kez dünya-dışı bir uygarlığın temsilcileri tarafından ziyaret edildi” dediğini yazar. Zaten beyaz perdenin dünyaya ayak basan uzaylılarla dolmasına yol açan da işte bu fikir değil midir? Yani, “Acaba ne zaman gelecekler?” değil de “Geldiklerinde ne oldu?” sorusu. Tabii ki bu soru yurdumuzun topraklarında da soruluyor ve cevap “Badi” (1983) filmi oluyor…

Badi’nin Saz Arkadaşları

“Badi” ismini duyunca yüzünüzde beliren o küçümseyeci ifadeyi görür gibiyim. Aslında ne yalan söyleyeyim, biraz hakkınız var! Ama bu kadar peşin hükümlü de olmamak lazım. Zira 1983 yılında çekilen ama 1984 yılında gösterime giren bu 78 dakikalık film, sinema tarihimiz için çok “nadide” bir eser. Özellikle filmin arkasında çok şaşırtıcı bir ekip olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Dilerseniz bu ekibi kısaca hatırlayalım… Filmin senaryosu bir ustanın, Vedat Türkali’nin oğluna emanet edilmiş. Evet, yanlış okumadınız! Senaryolarını Ömer Kavur, Atıf Yılmaz gibi Türk Sinemasının kalburüstü yönetmenlerinin çektiği, daha sonra yönetmenliği de deneyen Barış Pirhasan’ın -Veysel Candan takma adıyla- yazdığı ilk senaryo “Badi” filmine ait. Yapımcı koltuğunda ise çok daha ilginç bir isim dikkatimizi çekiyor. Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı “Yol” (1982) filmini çekerek bir yönetmen olarak rüştünü ispatlayan Şerif Gören, 1 yıl sonra ilk kez bir filmin yapımcı koltuğuna “Badi” ile oturuyor. Gören’in ikinci kez bir filmin yapımcılığını, kendi çektiği ve Kemal Sunal’ın başrolde oynadığı “Polizei” (1988) filmi ile yapıp yapımcılık defterini kapattığı da notlarımıza ekleyelim.

Gelelim filmin medarıiftiharı olan yönetmenimize… İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni yarım bıraktıktan sonra 1971 yılında Memduh Ün’e asistanlık yaparak sinemaya giren ve 80’e yakın filmde asistanlık yapan[2] Zafer Par, Safa Önal’ın senaryosunu yazdığı “Bir Tanem” (1977) ile ilk yönetmenlik sınavını verir. Par, Steven Spielberg’ün “E.T. the Extra-Terrestrial” (1982) filminden 1 yıl sonra, bu filmin sadık (!) bir remake’i olan “Badi” ile kariyerinde ikinci kez yönetmen koltuğuna oturur. Filmin görüntü yönetmeni ise “Üçüncü Göz” (1988), “Manisa Tarzanı” (1994), “Büyü” (2004) gibi filmlerden tanıdığımız ve birçok Kemal Sunal filminin görüntü yönetmenliğini yapmış olan Orhan Oğuz’dur.

Bu nevi şahsına münhasır ekibi, filmin müziklerine el atan Yeni Türkü tamamlar. 1981 yılında bir süre vokalsiz kalan grup, pusulasını film müziklerine çevirir. Grup, bu dönemde Atıf Yılmaz’ın “Deli Kan” (1981), Şerif Gören’in “Derman” (1983) filmlerine müzikler yapıp festivallerde ödüller kazanır. Yeni Türkü’nün “Badi” filmi için yaptığı insanın içini ısıtan, sıcacık ve eğlenceli müzikleri, maalesef filmde bir türlü layıkıyla dinleyemeyiz. Müziğin üstüne binen robotik ses efektleri ve -beni mazur görün- “Badi”nin osuruk benzeri sesleri yüzünden müziklerin keyfini çıkarmak neredeyse imkansız hale gelir. Filmin müziklerini dinlemek isteyenlere, Yeni Türkü’nün o dönem yaptıkları film müziklerini (Derman, Delikan, Badi, Göçmen Yıldızı, Dert Ortağı) “Film Müzikleri” ismindeki 3. albümlerinde bir araya getirdiklerini hatırlatalım.


Badi Badi Yürüyen Minik Uzaylımız

Muhtemelen adını halk ağzında “ördek” anlamına gelen “Badi” kelimesinden alan minik uzaylımıza, neden bu ismin reva görüldüğünü anlamak çok zor olmasa gerek. Tıpkı bir ördek gibi iki yana sallanarak yürüyen Badi, adeta “badi badi yürümek” tanımlamasını somutlaştırıyor. Yine de kanaatimce filmin en dikkat çeken tarafının uzaylımızın ismi değil, sınır tanımayan hayal gücüyle ilmek ilmek işlenmiş tasarımı olduğunu belirtmek gerekiyor. Tüm minimal çizgilerine rağmen anlatması oldukça zor bir uzaylı tasarımı bu! Hiç şüphesiz tasarlanırken E.T.’ye benzetilmeye çalışılmış ama bu öykünme sonrası ortaya en az E.T. kadar orijinal bir sonuç çıkmış! Ama Badi, bir uzaylıdan daha çok Neandertal’lerle aynı çağda yaşamış, ilkel ve ürkütücü bir canlıya benziyor. “Cape yağmur kurbağası”nı aratmayan kellesi, “cadı maki” gibi boş bakan gözleri, dişi bir “orangutan”ı anımsatan göğüsleri ve “ezik surat”ı ile bu uzaylı varlık, tüm çirkinliğine rağmen gönüllerde taht kuracak kadar sempatik olduğunu da her sahnede ispatlıyor. Üstelik E.T.’nin garip seslerini miras alan Badi, telaşlandığında buharlı lokomotif gibi duman çıkartma özelliğiyle de göz boyamayı ihmal etmiyor. Bu özelliğinin ne işe yaradığını ise kesinlikle bilmiyoruz…

Çocuklara Uzaydan Bir Arkadaş Geldi!

Hatırlarsanız “E.T.” filminde uzaylımızla yakınlaşan 3 kardeş çocuk vardı. “Badi”de ise kardeş çocukların sayısı 4’e çıkartılmış ve bunlara yapayalnız bir çocuk daha eklenmiş. Tabii filmi yerli ve milli bir hale getirirken arttırdıkları tek şey filmdeki çocuk sayısı değil. “Badi”nin hikayesi inşa edilirken, “E.T.”nin bütün hikayesi aynen kopyalanmaya çalışılmış, görselleştirmesi zor olan kısımlar çıkartılıp orijinal hikayede olmayan bazı yan karakterler ve yan hikayeler de filme eklenmiş. Peki, iki film arasında ne gibi farklar var? “E.T.”nin ağır ama sürükleyici temposunun yerini, “Badi”de seyirciye nefes aldırmayan bir curcuna alıyor. “E.T.”de gördüğümüz çocuklar, popüler kültürle içli dışlı olan zeki ama sıradan çocuklarken, “Badi” filmindeki çocukların bazıları sadece zeki değil bilimle ilgilenen ve Erich von Däniken okuyan birer deha olarak karşımıza çıkıyor. Ama bununla kalsa yine iyi… Başroldeki çocuklardan biri olan Ali, hayvanlarla konuşmak gibi insan üstü yeteneklere sahip! Tahmin edebileceğiniz gibi Badi ile ilk karşılaşan da o oluyor. 

Bu noktada, kıyasladığımız bu iki filmin uzaylılara bakışının ne kadar farklı olduğunu özellikle vurgulamamız gerek. Zira E.T., onu bulan Elliott’un zihni ile kendi zihni arasında telepatik bir bağ kuruyor. Yani birbirlerinin dilini bilmeyen, birbirleriyle iletişim kurması imkansız gözüken bu iki farklı canlının, iletişim kurmaları böylece mantıklı bir zemine oturtulmuş oluyor. Ama Badi’nin böyle maharetleri yok. Asıl maharet, hayvanlarla konuşabilen, dolayısıyla -hayvana benzeyen- Badi ile de konuşmayı beceren ve Badi’ye Türkçeyi öğreten bir Türk çocuğuna ait! Üstelik İngilizceyi yavaş yavaş öğrenen E.T.’nin aksine Badi, dünyalıların dilini bir çırpıda çözüyor. E.T.’nin özel güçleri film boyunca kademeli olarak bize gösterilirken, Badi’nin bir çift elmayı havaya uçurması dışında ne yazık ki pek bir maharetini de görmüyoruz. Bu kıyas tablosunu uzatmak pekala mümkün… Anlayacağınız “Badi” filmi “E.T.”nin biçimsel özellikleri kopyalamaya çalışırken içeriği bir mantık temeline oturtma gayretini hiçbir şekilde göstermiyor, karakterlerini geliştirmekle hiçbir şekilde ilgilenmiyor, hikayeyi ilerletirken keyfi kararlar almaktan hiçbir koşulda geri kalmıyor ve bize başından sonuna “E.T.”nin kötü bir kopyasını izletmekten hiçbir endişe duymuyor. Ama sokma akıl sekiz adım gider demişler. “Badi”, sekiz adım bile atamadan yere kapaklanıyor!


Dur Durak Bilmeyen Bir Curcuna

Hollywood’daki uzaylı filmlerine yapılan göndermeler, yıllar boyunca ezik olduğuna inandırılmış bir milletin dışa vurumu olan replikler ve Türklerin nelere kadir olduğunu ispatlama çabasındaki sahneler… Evet, “Badi” görünüşte sadece eğlencelik bir film gibi durabilir ama derinlerde kendini fazla ciddiye aldığının emarelerini bulmak da pekala mümkün. Zaten filmi izlerken kendimize sürekli şunu soruyoruz: Acaba bütün bunlar komiklik olsun diye mi yapılmış, yoksa gerçekten ciddiler mi? Film boyunca bu gelgiti sürekli hissediyoruz desek abartmış olmayız. Açıkçası filmin kendini fazla ciddiye alan bu tarafı, pek ciddiye alınacak gibi değil! “İyi ama neden?” dediğinizi duyar gibiyim. Müsadenizle birkaç örnekle bunu açıklamaya çalışayım. 

Bilim adamımız, uzaylının iniş yaptığı yeri incelerken bizim çocukların da onunla birlikte gelmesine babacan bir tavırla izin veriyor ve “Dikkat edin çocuklar, izleri bozmayın!” demeyi de ihmal etmiyor. Nereden bakarsanız bakın sizi şok eden bu sahnenin son derece ciddi bir sahne olduğunu ve hiçbir komedi unsurunu barındırmadığını da peşinen söyleyelim. Yani bu derece önemli bir olay mahaline çocukların sokulmaması gerektiğini bilmek için illa bilim adamı olmaya gerek yok, en avanak polis memuru bile bunu akıl edebilir. Ama kimin umrunda! Bir süre sonra bizim de umurumuzda olmuyor ve çocukları parkta, bahçede oynar gibi olay mahalinde oynarken görmeye alışıyoruz. Tabii bu sahneden sonra bilim adamımızın aptal olduğunu düşünmeyelim hatta onun zeki, hem de çok zeki olduğuna inanalım diye, çeşitli sahnelerde tumturaklı sözlerini dinmeleye maruz bırakılıyoruz. 

Film, kendini çok ciddiye alan bu kısımları sürekli sürdürmüyor elbette. Ara ara eğlenceli sahneler ile gönlümüzü okşamayı da biliyor. Mesela bir sahnede, çocuklar Badi’yi okula götürüyor ve bütün sınıf Badi ile birlikte “Ki ki ki ko ko ko gulu gulu gulu gulu ku vak vak” şarkısını söyleyip dans ediyorlar. Tamam kabul ediyorum, saçmalığın daniskası ama eğlenceli olmadığını kimse iddia edemez. Tabii insan filmin bu ani geçişleri karşısında neye uğradığını şaşırmıyor da değil! “Badi”nin ciddi bir bilim kurgu filmi mi, yoksa eğlenceli bir çocuk filmi mi olması gerektiğine bir türlü karar veremeyen yaratıcı ekip, bir yerden sonra şirazeden çıkıyor! Zira Badi’yi porno dergilere bakarken görüyoruz. Afişininden hikayesine her haliyle çocuklar için yapıldığını bas bas bağıran film, bu sahne ile en büyük sıkıntısının “kafa karışıklığı” olduğunu hiç şüphe götürmez bir şekilde ortaya koyuyor.

Biz, daha ne görebiliriz ki derken, film her defasında bizi şaşırtmayı başarıyor! Badi’nin evine dönmesine yardım etmek için dışarı çıkan çocuklar, lunaparkı görünce Badi’yi unutuyor ve lunapark sahnesinde artık ipin ucu iyice kaçıyor! “E.T.”deki çocukların kendi hayatlarını hiçe sayarak uzaylıyı kurtarma çabalarını hatırladığımızda, “Badi”deki çocuklar şımarıklıkları ve vurdumduymazlıkları ile insanı çileden çıkarıyor. Sanki Edgar Allen Poe’nun “Dr. Katran ile Prof. Telek’in Sistemi” hikayesinde hastaneyi ele geçiren delilerden birinin anlattığı hikayeyi dinliyor gibiyiz. Ama durun! Film ilerledikçe saçmalıklar silsilesine bir halka daha ekliyor ama bir öncekini gölgede bırakarak… Hiç şüphesiz bunların en üst mertebesine filmin sonunda rastlıyoruz. Badi’yi yakalamaya gelen polislere ve Badi’yi linç etmeye gelen öfkeli kalabalığa karşı güçlerini birleştiren çocuklar, maske takıp öfkeli kalabalığa ve polise saldırıyor. “V for Vendetta” (2005) filmini aratmayan, otoriteye karşı başkaldırı ve adalet arayışı sahnesinden sonra insan ister istemez soruyor: “Allah Aşkına! Bu nasıl çocuk filmi?”

Bütün Uzaylılar Amerika’ya İnecek Değil Ya!

“E.T.” ile “Badi” arasında içerik anlamda belli kıyaslar yapmamız çok normal zira “Badi” bir yeniden çekim. Ama öte yandan aynı tarihlerde çekilseler bile iki filmi teknik anlamda kıyaslamak, yıllarca zikredilen malum sebeplerden ötürü çok saçma ve gereksiz olacaktır. “Bu ne biçim uzay gemisi!” ya da “Bu ne biçim görsel efekt!” kabilinden serzenişlerin kimseye bir faydası olmadığı gibi, Yeşilçam’ı ve mevcut dönemi anlama çabasından da bizi uzaklaştıracaktır. Uzaylının dünyaya inişi, uçan daire tasarımı ve rasathanedeki çekimlerin görece başarısı göz önüne alındığında, benzer sahnelere sahip ilk uzaylı filmimiz “Uçan Daireler İstanbul’da” (1955) sonrasında bir ilerleme kaydettiğimiz ise gayet ortadadır. Tabii 1955-1983 yılları arasında başka ülkelerinin sinemalarındaki çeyrek asırlık ilerlemeye nazaran, ülkemizde bu ilerleme çok daha az olsa da en azından bu türden sahneler, yerimizde saymadığımızı göstermesi bakımından önemlidir.

Filmin türlü türlü olmamışlıklarına rağmen, selefinin bütün başat sahnelerini yeniden canlandırmak için gösterdiği azami çabayı da görmezden gelemeyiz. Üstelik buna “dolunayın önünden geçen uçan bisiklet” sahnesi de dahil! Sinema tarihinin en bilinen ve görsel anlamda en büyüleyici sahnelerinden biri olan bu sahne, tabii ki “Badi”nin hınzırlıklarından nasibini almıştır! Badi ile birlikte seyyar el arabasına atlayan çocuklar, İstanbul semalarında dolanırlar… Aslında bir anlamda “E.T.”ye yapılan eğlenceli bir gönderme olarak da okuyabileceğimiz bu sahne, bize bariz bir şekilde gösterir ki “Badi”, Amerika’dan aparılan bu hikayeyi ait olduğu ülkenin kültürel kodlarıyla harmanlayarak orijinal ve eğlenceli bir hikaye ortaya koymaya çalışmaktadır. Uzaylıya aile albümünü göstermek, ona turist muamelesi yaparak havadan sudan sohbet etmek, lokum ikram etmek gibi sahneler bunun en önemli göstergesidir. Tabii filmin bunu ne kadar başarıp başaramadığı tartışılır ama bu konuda son dakikaya kadar çaba gösterdiğini de itiraf etmek gerekir. Mesela “E.T.”de duyduğumuz “Sadece çocuklar görebilir” gibi replikleri aynen kullanan film, “Bizim Badi’miz, dokun bak, ne güzel değil mi?” gibi orijinal replikler ile bize tebessüm de ettirir; “Baba, vurma uzaylı o!” gibi asla hafızalardan çıkmayacak replikler ile şaşırtmayı da başarır.


Haydi Çocuklar Haydi! Güle Güle Badi!

Badi, Dünya’ya indikten sonra bir taraftan çocuklar, bir taraftan polisler ve bir taraftan da bilim adamları derken, kendimizi Bermuda Şeytan Üçgeni’nin tam ortasında buluruz. İpe sapa gelmez bir sürek avının hızlı temposuna ayak uydurmaya çalışırken, ne olup bittiğini takip etmenin zorluğu da cabası! Hiç abartmadan söylüyorum ki, uzun metraj bir filme göre 78 dakikalık süresiyle kısa diyebileceğimiz bu film, seyircinin nefes almasına izin vermeyen temposu ile bazen üç saatlik bir filmden çok daha yorucu olabiliyor. “Haydi Çocuklar Haydi! Güle Güle Badi!” şarkısı ile film nihayete erdiğinde, ancak rahat bir nefes alabiliyoruz.

Ülkemizin bilim kurgu konusundaki kısır üretimi elbette üzücü. Günümüzden şöyle bir geriye doğru baktığımızda, bu konuda çağın gerisinden geldiğimiz için karşımıza çıkan örnekler ya gülünç denecek kadar ilkel ya da daha önce gördüklerimizi karbon kağıdı ile kopyalayan, görsel anlamda tatmin edici olsa da fikri anlamda güdük eserler oluyor. Ama atalarımızın dediği gibi: “Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.” 80’li yıllarda bilim kurgunun bir avuç örneğini gördüğümüz ülkemizde “Badi” gibi bir film, bana kalırsa tüm olumsuz taraflarına rağmen dikkate alınması gereken bir eser.

Yine de merak etmeden duramıyorum… Acaba filmin gösterime girdiği sıralarda yönetmen, kendi ününü gölgede bırakacak, hatta tabiri caizse bir efsaneye dönüşecek bir filme imza attığının farkında mıydı? Zira aynı dönemde çekilen birçok film, sinema tarihinin tozu raflarında çürürken, “Badi” hala yönetmenleri etkilemeye devam ediyor. Abdurrahman Öner’in yazıp yönettiği ve Ezgi Mola’nın oynadığı “Aydede” (2018) filmini örnek olarak gösterebiliriz. Filmde küçük kahramanımız Bekir’i, “Badi”nin televizyonda yayınlanan fragmanını izlerken görüyoruz. “Badi”, 35 yıl sonra bile hala unutulmadığını bu filmle gösteriyor ve bir filmin hikayesine önemli bir tat katmayı başarıyor. Hani bazı insanlarla tanışırsınız; daha önce gördüğünüz diğer insanlara hiç benzemez. Orijinaldir, komiktir, sizi yorsa da onunla vakit geçirmekten keyif alırsınız ve ona ister istemez bir sempati duyarsınız. Bu yüzden sizin hoşunuza gitmeyecek hatta sizi kızdıracak türlü acayiplikte şeyler yapsa da onu çabucak affedersiniz, sevginizden de pek bir şey eksilmez. İşte “Badi” tam da böyle bir film! Bir kere izledikten sonra, neyi nasıl anlatmış olursa olsun onu tüm kusurlarıyla birlikte sevmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Dipnotlar

[1] Rekin Teksoy, Ansiklopedik Sinema Terimleri Sözlüğü, İstanbul, Oğlak Yayınları, 2012, s. 253.

[2] Agâh Özgüç, Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2003, s. 174.


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder