Sayfalar

28 Aralık 2020

Sinema Tarihindeki En İlginç Reklam Kampanyaları

Kimi filmler vardır, vizyona girer ve sessiz sedasız tarihin tozlu raflarındaki yerini alır. Daha şanssız olanlar vizyon şansı bile bulamadan unutulur gider. Ama kimi filmler vardır ki önce söylenti ile başlayan ve derinden gelen dip akıntısıyla birlikte, fısıltı gazetesinin kuvvetini de arkasına alarak kısa sürede insanların dillerinden düşmez hale gelir. Daha izlenmeden pek çok kişi bu filmlerden bahseder durur. Bazısının etrafında öyle bir esrar perdesi oluşur ki yıllar geçse de hala film hakkında atılıp tutulur. Kimisi bunlara reklam kampanyası dese de hala azımsanmayacak bir kesim bu filmler hakkında iddia edilenlerin gerçekliğinden şüphe duymaz. Gelin şimdi gerçek ya da savsata olsun, filmlerin gişede kazançlarını epeyce arttıran bu ilginç olaylara değinelim.


1. Suspiria Seyircilerini Sigortaladı

Yaşayan efsanelerden İtalyan yönetmen Dario Argento için korku filmi janrını temellendiren yönetmen dersek abartmış olmayız. Bir çok yönetmeni etkilemiş olan Argento, başta kızı Asia Argento olmak üzere birçok kişiyi de sinema sektörüne kazandırmıştır. Şiddeti ve korkuyu kendine has sinematik tekniğiyle yorumlayan Argento, giallo türünün de başyapıtlarını üretmiştir. Giallo, İtalyanca sarı anlamına geliyor. İtalyan baskı firması Mondadori dünyadaki tüm suç-gerilim romanlarını sarı renkli bir kapakla seri halde üretiyor. Bu kitapları ucuz kalitede düşük fiyata satışa çıkartıyor. Il Giallo Mondadori serisi 60ların İtalya’sında o kadar çok satılıyor ki artık tüm polisiye gerilim janrının ismi haline geliyor.

Yönetmenin filmografisinde doğaüstü konulu iki filmden biri olan 1977 yapımı Suspiria; çıktığı dönemde çok ses getirmiş, sinema salonunda ayılanlar bayılanlar, sinemayı terk eden seyircilerle birlikte heyula dalgasına dönüşmüştür. İşte bu dönemde ülkemizde de vizyona giren film, daha önce eşine rastlanmayan bir olayla gündeme gelmiştir. Adeta izleyiciler için meydan okumaya dönüşen bu hadise, “Anadolu Sigorta”nın Suspiria izleyicilerini sigortalamasıdır. Şimdi duyduğumuzda ilginç ve bir o kadar da komik gelen bu olay, belki de gerçekten filmi izlemeye gelen “bilinçsiz” seyircileri korumak ve  bu seyircilerin başına bir şey gelirse arkalarında kalan ailelerine destek olmak için yaratılmıştı. Sinema salonlarının kendi marka değerlerini korumak için de itibarlarının zedelenmemesi için bu yönteme başvurdukları söylenebilir. Ne olursa olsun kimse kimseyi silah zoruyla bir filme sokmuyor! Dario Argento’nun meşhur ünü dolayısıyla ve Suspiria’nın yurt dışında izleyici ile buluştuğunda salonlarda yaşanan korku krizlari sebebiyle, kalpleri zayıf olanlar için gerçekleştirilmiş koruma paketidir. Yine de bu hadise filmin izlenirliğini artırmıştır. İstanbul Emek ve Ankara Akün sinemalarının duvarlarına asılan Suspiria afişlerinde şöyle yazacaktır: 

Bu Filmin izleyicileri, heyecan ve korku nedeni ile meydana gelebilecek ve ölümle sonuçlanacak olaylara karşı, ANADOLU SİGORTA’nın teminatı altındadır.


2. Bu Filmde Gerçek Cin Görüntüleri Var!

Hasan Karacadağ ismi, sevelim sevmeyelim artık bir marka… Çektiği her film gişede karşılığını bulmuş ve talep görmüştür. İflah olmaz şekilde cinlere takık yönetmenimizin filmleri vizyona girmeden önce verdiği demeçler sonrasında çok konuşulmuştu. İzleyici sayısının artmasında bu demeçlerininde etkisi olduğu düşünüyorum.  İnsanlar spekülasyonları sever, hele de ülkemizde konu metafizik ötesi varlıklar olunca suistimal edilmesi çok uygun zeminler oluşabiliyor. Dabbe filminin 2001 yapımı Japon filmi olan “Kairo” dan sahne sahne  araklanmasını bilmeyen veya kulak arkası eden seyirci, konu cinler olunca ağızlarının suyunu akıtmaktan geri durmuyor.  Bunca aşırı ilgiden sonra Hasan Karacadağ da izleyicisine mübah olanı, gümüş perdede fazlasıyla veriyor. 

Dabbe: Bir Cin Vakası filmi hakkında  vizyona girmeden önce verdiği demeçlerde Karacadağ  filminin Paranormal Activity’ye benzerliğini kabul ederek, eğer yeni bir Paranormal Activity filmi çekilirse o filmin kendi filminden etkileneceğini söylemiştir. Nedeni olarak da “Onların filminde o varlığın ne olduğu açıklanmıyor  ancak benim filmimde yanıtlar var”  diyerek PR çalışmalarının gazına basacaktır. Ancak daha da ilginci, röportaj yaptığı sırada cinlerin odada olabileceğini vurgulayan Karacadağ, filminde gerçek cin görüntüsü kullandığını iddia ederek halkın eline pimi çekilmiş el bombasını tutuşturmuştur. Sözü edilen sahnede Suriyeli bir genç kız, Urfa’dan tedavi için Diyarbakır’a getiriliyor ve cin çıkarma seansı sırasında çekilen videoda ekrana bir görüntü beliriyor. Bu sahneyi filmine koyan Karacadağ, benzer cin çıkarma seanslarına da bizzat katıldığını belirtmiştir. İçine cin girmiş beyaz tenli bir kızın içindeki cinle konuşulurken 10 saniyeliğine zenciye (Karacadağ’ın kendi tabiri) döndüğünü iddia etmiştir. Tüm bu anlatılanlara inanıp inanmamak sizin elinizde, ancak gerçek olan şu ki bu söylemler Karacadağ’ın filmlerini gişede çakılmaktan kurtarmıştır. 2006 yılında çıkan ilk filmi Dabbe, 29 hafta vizyonda kalarak, 539 bin seyirci tarafından izlenmişti. 2 sene sonra gelen Dabbe 2 ise 18 hafta vizyonda kalarak 264 bin izleyiciye ulaşarak neredeyse yarı yarıya izleyici kaybına uğramıştır. Bu verilere bakarak geleceğini kestirmeye çalışan Karacadağ medyada bir takım paranormal temalı hikayeler anlatacak  ve fısıltı gazetesi gücüyle üçüncü filmi olan Dabbe: Bir Cin Vakası filmi için 370 bin izleyiciyi salonlara çekerek kredisini tazeleyecektir.


3. Tabutta Aniara

Bilimkurgu türünde çekilen filmler arasında milyon dolarlık filmler en bilinenleridir. Sanki bu türün çok para harcandığı zaman iyi olacağına yönelik bir inanış vardır. Yatırım yapılan, maliyetli bilimkurgu filmlerinin çoğunun kaliteli olduğu doğrudur, ancak mütevazi filmlere de burun kıvrıldığı göz ardı edilmemelidir. Tek mekanda geçen film formülü ne zaman bilimkurgu türünde denense çatlak sesler oluşmaya başlar. Aradan çok az film sıyrılmıştır. Bu filmlerden biri de 2018 yapımı “Aniara” filmidir. Ben bu filmi izlemeden önce Cüneyt Özdemir’in Youtube kanalında tavsiye etmesiyle virale dönüştüğünden haberim yoktu. Evet, sadece ülkemizde çalışan bir durum değil; ünlülerin dijital medyanın güçlenmesiyle birlikte  önerdiği, tavsiye ettiği, aleni ya da kapalı şekilde reklamını yaptıkları ürünün patlaması artık sık karşılaştığımız bir hadise. Ülkemizde popülerliğini haberci Youtuber Cüneyt Özdemir ile arttıran Aniara, dünya çapında tanınırlığını ise daha özel ve biricik bir çalışmayla unutulmaz kılıyor.

Göteborg Film Festivali, “Aniara”nın gösteriminde seyircilerin filmi tabutun içinde izleyerek uzayda kalma hissini tecrübe  etmelerini sağlayacaktır. Festivalde “birkaç kişilik şanslı grup” olarak lanse edilenler, “Aniara” filmini izlemeyi ölümsüz bir deneyime dönüştüreceklerdir! Filmin tanıtımı için “Dünyanın en klostrofobik sineması” başlığıyla uygun görülmüştür. Filmde insan ırkının geriye kalan azınlığının Mars’a yeni yuvalarına gitmeleri anlatılıyor. Aniara isimli uzay gemisi bir astreoitle çarpışınca yörüngesinden sapıyor ve uzay boşluğunda yıllar boyu (çok çok uzun yıllar) kendince salınıyor. İşte bu karanlık uzay boşluğunda geçen filmi tabuttan izleyerek, uzay boşluğunda yalnız kalma hissini artırmayı denemişler.  Göteborg Film Festivali yetkilileri, “Olağandışı koşullarda film izlediğinizde neler olduğunu keşfetmek istiyoruz” şeklinde beyanda bulunmuşlar. 106 dakika süren film boyunca bir görevli tabutların başında bekleyecek ve klostrofobik ortamda panik atak geçiren izleyicilere müdahale edebilecektir. Özel ses ve havalandırma sisteminin yer aldığı tabutta acil durumlar için de panik butonu yerleştirilmiş. Sizi bilmem ama ben hayatta bir kez deneyimlenecek bu fırsatı yaşamak isterdim ama o tabutun içinde uzun süre kalabileceğimi de hiç sanmıyorum.  Neticede bu tabut hadisesi “Aniara” için olumlu reklam oldu ve film daha çok insana ulaştı.


4. Filmden Korkmayanlar Zengin Oluyor

Yine karşımızda Hasan Karacadağ… Listemizin gediklisi olan Karacadağ adeta ayaklı PR makinesi. Bu sefer öyle bir şey yapıyor ki kendinden sonraki yönetmenlere filmlerinin reklamını yapma  konusunda da ön ayak oluyor.  Karacadağ, Dabbe serisinin beşinci filmi olan Dabbe : Zehr-i Cin için film vizyona girmeden önce sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, “kesinlikle korkmayacağını” iddia eden 10 kişiyi belirleyeceğini ve filmi Fono Film stüdyosunda bu 10 kişiye izlettireceğini ilan etmiştir. İzleyen kişiler nörotransmitter aygıtına bağlanarak (Yalçın Çakır’ın yalan makinesini anımsatıyor!) kalp atışları ve beyin dalgalarının değişimi takip edilecekmiş. Film boyunca beynin korku bölgesi olan amigdala’da herhangi bir değişim gözlenmemesi halinde, o kişiye 10 bin dolar ödül vereceğini söylemiştir. 

Alper Mestçi görüyorum ve arttırıyorum diyerek  Siccin 5 filmi için  en çok korkana 20 bin tl vereceğini söylemiş, Siccin 6 içinde rekor denemesini daha da geliştirmiştir. Bu sefer ortada dönen para 95 bin TL’dir. Seçilen 4 kişi filmi vizyondan önce  “Para Ödüllü Gösterim Seçkisi”nde izleyecektir. Kazananı film süresince gözünü perdeden hiç ayırmadan izleyen ve hiç korkmayan belirleyecektir. Yarışmacılar özel kameralar aracılığıyla takip edilecektir. Makul bir strateji. Kazanılan trilyonlar yanında bir araba parası vermek filme gidecek izleyici sayısını arttırmıştır.


5. Galayı Cinler mi Sabote Etti?

Dabbe yokken Büyü vardı… 2004 senesinde Orhan Oğuz’un yönetmen koltuğunda olduğu Büyü filmi görücüye çıktı. Türkiye için bir ilkti. Çok ses getirmişti. Herkes bu filmi konuşuyordu. İki Ay’ın gözükmesi, cin’in tecavüz sahnesi, gore benzeri görüntüler ve ünlü oyuncu kadrosuyla Büyü, Türk sinemasında cin furyasının başlatan film diyebiliriz. Ama öyle bir şey yaşanır ki, filmin popülerliğini epey bir arttıracaktır. Maçka’daki G-Mall sinema salonunda 7 salonda 1500 kişinin izlediği gala gecesinde, film başladıktan kısa bir süre sonra korku ortamı oluşturmak için kurulan korku tünelindeki köpükler yangına sebep olacaktır. Aynı anda elektriklerinde kesilmesiyle panik yaşanmış ve izleyiciler boğulma ve ezilme tehlikesi geçirmişlerdir. Yangından dolayı çıkışa hücum edenler birbirlerini ezmiş ve can pazarı yaşanmıştır. Bazı izleyicilerin bu olayı şaka sandığı ve salonu terk etmedikleri kaydedilmiştir.

Çekimleri Mardin’de gerçekleşen filmde, bir takım garip aksilikler de yaşanmış. Durup dururken arabalar bozulmuş, ışıkçı kuyuya düşmüş, montaj için İstanbul’dan getirilen iki kasetin görüntüleri silinmiş ve bu olaylar settekilerin psikolojisini bozmuş. Belki de bu yaşananların on katı başka filmlerde yaşanmıştır (Fitzcarraldo, Apocalypse Now  ama konu cin olunca algı daha farklı yerlere çekilebiliyor. Filmin oyuncularından İpek Tuzcuoğlu, “Çekimlerin ikinci haftasında tifoya yakalandım. Bir sahnede kafamı duvara çarptım ve o darbeyle düşüp kuyruk sokumum zedelendi.” diyerek ilginçlikler senfonisine ayak uydurmuştur.  Filmin yönetmeni Orhan Oğuz ise  “Önemli olan iyi reaksiyon almamız. Ama açıkçası korkuyorum. Mardin’de yaşadığımız o uğursuzluklar aklıma geldikçe tedirgin oluyorum. Kötü bir şey olmadan şu galayı bir atlatalım.” diyecektir. Olay yerine destek için yola çıkan Göztepe Özel Şafak Hastanesi ambulansı da O-1 Karayolu Altunizade sapağına geldiği sırada bariyerlere çarparak kaza yapmıştır. Tasarlanamayacak kadar muazzam, filmin muhtevasına katkı sağlayan bu talihsiz olaylardan mıdır bilinmez ama Büyü filmini 553 bin kişi izleyerek yapımcısından yönetmenine birçok kişinin yüzünü güldürmüştür. Geriye akıllarda hala şu soru kalmıştır: O gün o salonu cinler mi yaktı?



Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder