Sayfalar

5 Kasım 2020

Son Türbedar (1996)

Yücel Çakmaklı’nın yönetmiş olduğu 1996 yapımı Son Türbedar filminin bana kalırsa ana karakteri -biz onu yalnızca rüya sekansında ve filmin sonunda görüyoruz- Bektaş Subaşı için yazılan Yahya Kemal Beyatlı’nın “Ok” şiiri, zatı muhteremlerini anlatan eşsiz bir eser olmasının yanında, filmin de ana izlencesini belirleyen bir rehber... Sekiz sene gibi kısa bir süre tahtta kalmasına rağmen birçok şanlı zafer elde eden Yavuz Sultan Selim Han’ın, Bektaş Subaşı’yı ok atarken hayranlıkla izlediği, öldüğünde hüngür hüngür ağladığı rivayet edilir. Yavuz Sultan Selim’in döneminde ne kadar otoriter biri olduğunu biliyoruz. Başarısızlığa tahammülü olmayan Yavuz Sultan Selim, birçok vezirini de ölüme yollamıştır. Bektaş Subaşı’ya bu kadar değer vermesi işleri daha da ilginç kılıyor ve insanın merak duygusunu kamçılıyor. Bektaş Subaşı’nın türbesinin örtüsünü seren de padişahın ta kendisidir. Bu örtü ki filmin de ana objesi olacaktır…

Bahtiyar Efendi ve Bektaş Subaşı’nın Türbe Örtüsü

Çetin Tekindor’un canlandırdığı Bahtiyar, Bektaş Subaşı’nın türbesinin türbedarıdır. Kendisi bu görevi babasından devralmıştır. Bu görevi hiç bir şekilde maddi kazanç gözetmeksizin yapar; sadece Allah rızası için... Ne yazık ki kendisinden sonra buraya bakacak, koruyacak biri yoktur. Son günlerde de sürekli kabuslar görür Bahtiyar Efendi. Kabuslarında Bektaş Subaşı’nın türbe örtüsü çalınıyordur. Bir yandan da küçük Cemil’in oyun alanıdır burası; Bahtiyar’ın belki de tek dostu. Bazen uçurtma uçururlar, bazı günler Allah’ı zikrederler. Cemil’in içindeki Allah sevgisi ve dürüstlük duygusu, Bahtiyar’a yakınlaştırmıştır kendisini. Cemil, her ne kadar Bahtiyar’ın yanında mutlu olsa da babası onu okutmamakta kararlıdır. Balıkçılık para kazandırmaz; Cemil, ancak bir ustanın yanında çırak olarak işe başlarsa aileye katkı sağlayacaktır. Ama Cemil okumak istiyordur. Baba ise bu zor zamanların getirmiş olduğu stres ile kötü bir işe kalkışır. Maddi ve manevi değeri yüksek olan türbe örtüsünü çalıp itibarını geri kazanmanın peşine düşer…

Gelibolu’nun Türbeleri

Ben filmlerin her izleyici için farklı anlamları olduğunu düşünüyorum. Konuyu biraz daha açmak gerekirse... Doğmuş olduğum topraklar olan Çanakkale, Gelibolu’da 99 türbe olduğu söylenir. Tek tek hepsini saymadım ama çok fazla olduklarına şahit oldum. Yol kenarından tutun da apartman arasına, metruk binaların bahçelerine kadar tüm kasabaya yayılmıştır bu türbeler. Küçüklüğümden hatırlarım bu türbelere bakan insanları, türbedarları. Mezarları sular, bakımını yapar, hava kararmaya yakın evlerinin yolunu tutarlardı. Şimdi bile varlar ama sayıları çok azaldı. Benim bildiğim bir Hallac-ı Mansur türbesine bakan yaşlı teyze, bir de Yazıcızade Mehmet Efendi’nin “Muhammediye” eserini yedi yılda yazdığı Çilehane’ye bakan amca sayılabilir. Benim bu filmle bağım da işte bu sebeptendir. Filmle aramızdaki manevi bağ, sanki bana özel yapılmış bir film izlediğimi düşündürmüştür.


Vasatın Altındaki Oyunculuklar

Din propogandası yapmayan film, balıkçılıkla geçinen bir baba, bu babanın çilekeş eşi ve ufak yaşına rağmen dini inancı kuvvetli bir çocuğu anlatıyor. Beri yandan paragöz bir dolandırıcı, filmin mizahi yükünü taşıyan balıkçının adamı (platonik aşkı Fadime için yanıp tutuşur; sevindiği ve mutlu olduğu zamanlar Fadime türküsü söyleyip taklalar atar) ve türbe örtüsüne göz dikmiş yurt dışından gelen bir simsar... Aslında her tipleme iyi oyuncular tarafından oynansaymış bu durum filmi daha başarılı kılabilirmiş. Ama sadece Çetin Tekindor, mağrur ve görev aşkıyla yanıp tutuşan yaşlı Bahtiyar karakterini iyi oyunculukla buluşturuyor. Yücel Çakmaklı’nın hikaye yaratma başarısı ne yazık ki cast oluşturmada pek yok. Belki de maddi olanaksızlıklardan bunu elde edemedi, bilemiyorum. Ama şu bir gerçek ki Çetin Tekindor haricindeki oyuncular vasatın altında. Yücel Çakmaklı, mekan seçimi  konusunda ise özel bir tebriği hak ediyor. Mersin’in Anamur ilçesinde çekilen filmde, şehir, kale ve deniz doğal bir plato olmuş. O kale manzarası bile tarihi film çekecek yönetmenlerin iştahını kabartacak cinsten.

Seçimlerimiz Bizim Kaderimizdir

Yapmış olduklarımızı değiştiremeyiz. Ama gerçekten büyük pişmanlık içindeysek unutmayalım ki her zaman bir çıkış noktası vardır. Affedilmek için tövbe kapılarının açık olduğunu unutmayalım. İnançtan bağımsız düşünürsek -ben insanın ne olursa olsun bir şeylere inanması gerektiğine inananlardanım- salt iyiliğe dayanıyor her şey. İnsanlara, doğaya, canlılara karşı iyilik yapmak filmdeki Bahtiyar Efendi’nin mizacındadır. O ki ufak bir çocuğun gelişimi için kilit altında kalan tarihi kitapları teslim etmiştir ve geleceğe tohum ekmiştir. Kendi haricinde başka insanları da düşünenler, toplumumuzu hidayete erdirecek olanlardır. Ecdatlarımızın söyledikleri bizlere ders olmalı. Onlar ki cihan padişahları, kendilerini Allah’ın kölesi olarak addetmişlerdir. Makrodan mikroya bakmak istersek çok uzaklara gitmeyelim. Balıkçının yaşadıkları mistik olaylar değildir. Yönetmende zaten ilahi bir müdahale ya da “Deus Ex Machina” formülüne yaslanmamıştır. Hırsızlıkla kazanılan mı yoksa az ile yetinilen mi sorusunun cevabı izleyicide neyse karakterde de odur. İkisinin arasında olan şey “vicdan”dır. İnsanın gönlünü rahat ettirmesidir. O sebepledir ki Cemil’in babasının ruh hali, filmin ikinci yarısında değişkenlik göstermiştir. Bu Bahtiyar mı daha iyi yoksa Cemil’in babası mı sorusundan çok, içimizdeki vicdanın ne zaman açığa çıkacağı ile ilgildir. 

Filmin Gelecek Tasavvuru

Film gelecek tasavvuru da çizer: emanet edilenlerin korunması! Genç neslin bu emanetlere hangi gözlerle bakacağı; onları birer meta olarak mı yoksa kutsal bir değer olarak mı algılayacakları sorgulanmıştır filmde. Yönetmen kendi cevabını vermiş ama bu cevap bir temenniden ileriye gidememiştir. Günümüze bakarsak, cevap maalesef ortada… Bu film, pişmanlıklarımızdan sıyrılıp tövbe etmemiz ve af dilememiz için bizi uyanışa davet eden bir ziyaretçi gibidir. Onu buyur etmek bir zaman meselesidir. Bir gün sizinde karşınıza “Son Türbedar” gibi filmler çıkması umuduyla…


Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönderme