Sayfalar

30 Kasım 2020

Kitapları Fazla Seven Adam - Allison Hoover Bartlett

“Bu adamın sahaflar ve eskiciler haricindeki kimselerle konuşmuşluğu yoktu. Ketum olduğu kadar hayalperest, nemrut olduğu kadar mahzun bir adamdı; tek bir düşüncesi, tek bir sevdası, tek bir tutkusu vardı: Kitaplar.” Gustave Flaubert'in 14 yaşındayken kaleme aldığı “Bibliyomani” isimli kitabının baş karakteri Giacomo’yu tanımlıyor bu cümle. Hastalık derecesine varan kitap merakı anlamına gelen bibliyomani, bu ilginç hastalığa yakalananlara ise “bibliyoman” denmekte. Genel olarak bibliyomanlarda kitapları okumaktan çok kitaplara sahip olmak ve biriktirme dürtüsü olduğu söylenebilir. Zenginler için bu istenci yaşatmak bir nevi erişilebilir olsa da ekonomik durumu kitap alacak yeterlilikte olmayanlar için her şeyi yapabilecekleri bir vakaya doğru evrilmektedir. Tarihte birçok bibliyomanın kitapları edinmek için insan öldürdüğü, hırsızlık yaptığı kayıtlara geçmiştir. Paloma Yayınevi’nden çıkan Kitapları Fazla Seven Adam kitabının yazarı Allison Hoover Bartlett'in peşine düştüğü John Charles Gilkey’de tutkulu bir bibliyomandır. Kendisi Flaubert’in karakteri Giacomo’nun tam tersi olarak dışardan bakıldığında normal biri, onunla konuştuğunuzda ise sevecen ve cana yakın biri olduğunu düşündürten bir mizaca sahiptir. Ama Gilkey kendisini hayatının sonuna kadar bırakmayacak bir saplantıya sahiptir; o da nadir kitapçıları dolandırıp kitap koleksiyonu yapması…


Yazar Bartlett’in bir gün eline tuhaf bir olay sonrası 1630 yılı basımı olan Hieronymus Bock tarafından yazılmış Krautterbuck (bitkiler kitabı) kitabı geçiyor. Kütüphaneden çalınmış bu nadide eser Bartlett’in kendisini James Bond romanları gibi bir maceraya sürüklenmesine sebep oluyor. Bartlett önce amatörce nadir kitap satıcıları ile röportajlar yapıyor. Sonra bilgiler edindikçe olayın boyutunu öğrenmekte gecikmiyor. Orijinal kitapların ilk baskısına sahip olmak isteyen çok fazla insan var ve bu kitaplara çok farklı yollardan sahip olanlar da işin illegal boyutunu teşkil ediyor. Bartlett kitabında Amerika’nın farklı eyaletlerinde bulunan nadir kitap dükkanı sahipleri ile söyleşiler gerçekleştiriyor. Söyleşi yapılanların en önemlilerinden ve kitabında kahramanlarından biri olan Ken Sanders. Sanders kitapçılar arasında haklı bir şöhrete sahip. Çünkü kendisi amatör bir dedektif. Hayatını kitap hırsızlarını yakalamaya adamış. Gilkey’de bu hırsızlar arasında maddi ve manevi canını en fazla yakanı. Bartlett kitabında kendi yolculuğunu yer yer roman tarzında işlemiş. Ana izlencesi röportajlara dayanıyor. Sanders’in anlattıklarına dayanarak Gilkey’in izini buluyor ve Gilkey ile de yakınlık kuruyor. Onunla da sık sık röportajlar yapıyor. Bu iflah olmaz kitap hırsızını anlamaya çalışıyor ama ne kadar anlayabildiği tam bir muamma…

Kitapta, bibliyofillere (az bulunan ve değerli kitapları edinme merakı olan kişiler) referans olacak birçok kitap ismi mevcut. Kitabın sevdiğim özelliklerinden biri de buydu. Meramını anlatanlar kitapçılar olunca edebiyat şöleni çekmemiz beklenen bir şey. Çocuk masalları, korku kitapları, tarihi romanlar, az bilinen şairler, kitaplarla alakalı tarihsel olaylar ve daha bir çok isim bu kitabın içinde; meraklısını uzun bir araştırmaya sürükleyecek oldukları kesin. Öte yandan kitapları okumaktan öte, sahip olma ve bu biriktirme dürtüsünün psikolojik çıkarımları da kitabın sacayağını oluşturmakta. Uzun yıllara dayanan röportajlar sebebiyle hırsız ve dedektifin dönüşümünü ve bitmeyen enerjilerini takip etmesi çok keyifli. Bir tarafta kitapçılar birliğini  kurup bu kitapçıların kaybını gidermeye çalışan gönüllü dedektif ve öte yandan kitapların kendisine statü sağladığını düşünen bir kitap hırsızı. Hafiye ile suçlunun paralel hikayesini okuduğumuz bu kitap, illeri ki yıllarda sinemaya aktarılırsa hiç şaşırmam doğrusu.

Paloma yayınevinden çıkan “Gerçek Suç Hikayeleri” serisinde konuyla alakalı resimli belgeler bulunuyor. Bu kitap bu seriye ait olmasa bile fotograflarla desteklense daha keyifli olurdu diye düşünüyorum. Yine de okurun alacağı zevki körelten bir faktör değil, sadece bir beklenti benimkisi. Gerçek bir olayın peşinden giden yazarın, konunun içerisine düştükçe kitaplarla olan ilişkisi ve kendisi hakkındaki çıkarımları da kaliteyi arttıran bölümlerdi. Bu kitabı okuyan okurun kitaplara olan düşkünlüğü bir kat daha artacaktır. Ama dikkat etmekte fayda var, kitaplarla olan ilişkimizde sınırları geçmesek iyi olur. Tarihte yaşanan en büyük ve ilginç kitap vurguncularını okurken de şaşkınlığı mı gizleyemedim. İnsanlık tarihinin kitaplarla olan ilişkisinin çok da masum olmadığını öğrendim okurken…

Suçlu çıkarmak konusunda master yapmış Amerika’nın, güncel tarihindeki belkide en masum sosyopatı ya da kitabı okurken Gilkey’e hak verenler de çıkabileceğinden mağduru da diyebiliriz. Yazarın iki tarafı da dinleyip objektif bakış açısı sunması belki de kitabın en saygı duyduğum özelliği oldu. Okuru manipüle etmeyen ve okuyucuya konfor alanı sağlayan, okurunun taraf tutabilmesine imkan veren bir yazı stili oluşturmuş. Kitabı okuduktan sonra kitaplığınızı tekrardan gözden geçireceğinize eminim.  Sitemizin kurucusu ve “Kulübelerde Vızıldayan Haikular” kitabının yazarı Uğur Tatar’ın bana her zaman söylediği “Dünyadaki tüm kitapları okuyamazsın!” sözü her ne kadar ölüm kadar hakikat olsa da yine de bu keyifli yola neden amade olmayalım ki! Ama bir başka hakikat daha var ki o da birazdan sizlere kitaplarla alakalı iki güzel tavsiye vereceğimdir. Benim gibi bu kitabı okuduktan sonra önereceğim dizi ve kısa filmi izleyenler Gilkey kadar huzurlu, Sanders kadar da müreffeh bir vatandaş gibi hissedecektir kendini.


Dizi Önerisi: Black Books (2000-2004)

Milenyumun başında çıkan bu dizi 3 sezon sürmüş ve sadece 18 bölüm. O yüzden dikkatli tüketin. Çünkü sizi garanti ediyorum bu diziye bayılacaksınız ve bir günde bitirmeye çalışacaksınız. Tekrardan söylüyorum, izlediğiniz komedi dizilerini ve sitcomları unutun. Kahkaha tufanı bu dizide. Slapstick ögelerle dolu ama tek kozu bu değil. Diziyi iyi kılan kaliteli replikleri ve karakter derinliği… Hikayemiz üç karakter etrafında şekillenmekte. Diziye ismini de veren Black Books kitapçısının sahibi Bernard Black, hayattan elini eteğini çekmiş bir kişiliği olan, sürekli siyah elbisesi içinde, mütemadiyen şarap ve sigara tüketen, elinden kitap eksik olmayan birisi. Garip bir aksanı olduğu kesin. Dizinin yaratıcısı da olan Dylan Moran tarafından canlandırılan bu karakter, Türkiye’de yapılan sitcomlarda defalarca taklit edilmiş. İzlerken sizde onun izinden giden oyuncuları gözünüzün önüne getireceksiniz. 

Manny işinden kovulduktan sonra kitapçıya gelip çalışmaya başlıyor ve Bernard ile aralarında garip bir yakınlık peyda oluyor. Bu gariplikler kimi bölümde Dr. Jekyll ile Mr. Hyde tiplemesi, kimi bölümde ise sahte ajan olarak görselleşiyor. Manny komedi yükünü sırtlanan karakter olarak da dizide önemli bir yere sahip. O uzun saçlar ancak bu dizide bu kadar efektif kullanılabilirdi. Fran ise kitapçı dükkanın yanında kendisinin de anlam veremediği bir dünya dolusu ıvır zıvır satan ufak bir dükkan işletiyor; Manny ile Bernard’ın en yakın dostu ve uslanmaz, arlanmaz, edepsiz kelimelerin canlı kanlı örneği.

Dizi popüler kültür ögeleriyle çok fazla dalga geçiyor. Yapılan espiriler zeka ürünü ve bize gösterilen her kare elbet bir sahnede karşılığını buluyor. Mesela bazı bölümlerde Yüzüklerin Efendisi ile alakalı espiriler patlatıyorlar ve daha ilk bölümde konuk oyuncu olarak (sadece ilk bölümde aşağı yukarı 1 dakika gözüküyor) daha sonradan Hobbit filminde göreceğimiz Martin Freeman’ı doktor rolünde görmek, dizinin gelecek tasavvuru olan bir yapım olduğunun kanıtı adeta. Melankolik karakterler, dekor olarak yüzlerce kitap, bu kitapları satın almaya gelen ilginç ve bir o kadar tuhaf müşteriler, karakterlerin başlarına gelen talihsiz ve  absürt olaylar karşısındaki inanılmaz komik tepkileri bu dizinin sadece bir bölümü. Yeni aldığı kitabı doya doya koklayan, onları seven, kitap okumayı ritüele çevirenlere okudukları en güzel kitap tadında bir dizi… Zamana yayarak izlemeniz şiddetle tavsiye edilir.


Kısa Film Önerisi: The Last Bookshop (2012)

Film gelecekte geçiyor. Ne kadar ileri bir gelecekte geçtiği tarih belirtilmese de önemli değil. Yaşananlar her dönemde karşımıza çıkan hadiseler. Teknolojinin ve insanlığın ilerlemesine karşın vaziyet ortada: Hoşgeldin Distopya! Dükkanlar kapanmış. Geçmişin izleri birer birer silinmiş. Filmin iki karakterinden biri olan çocuk, evinde son teknoloji bilgisayarının başında vakit geçirmekte. Günümüzdeki tablet gençliği gibi bir takım parmak hareketleriyle havada görünmez slalomlar yaparak istediği tüm bilgilere ulaşmakta! Ya da ona sunulan tasarlanmış bilgilere dersek daha doğru olur…

Elektiriklerin kesilmesiyle yapacak bir şey bulamayan çocuk sokakta avare bir şekilde gezerken dünyada ayakta kalan son kitapçıya rastlıyor.  Lewis Carroll’un ölümsüz eseri Alice Harikalar Diyarı’ndaki Alice gibi tavşan deliğinden içeriye, kendisini bekleyen sihirli dünyaya ansızın dalıyor. Bu dünya yüzlerce kitabın olduğu bir kitapçı dükkanı. Dükkan sahibi yaşlı  ama bilge biri. 25 yıldır dükkana kimse uğramamış. Ta ki ufak çocuk gelene kadar…

The Last Book kısa film nasıl yapılır, çekilir, karakterler ve dünya nasıl yaratılırın somut kanıtı. Kitaplarla büyümüş, onlardan kopamamış, külliyatını kendisinden sonra çocuklarına bırakacak anne ve babaların da şiddetle izlemesi gereken bir film. Filmde geçen referans kitap isimlerini yakalamak için ekranı dondurmam gerekti. Kolaycılığa kaçıp benden bu kitapların isimlerini istemeyin, detayları sizde yakalayın ve bu filmi izlemenin ödülü bu kitaplarla tanışacak olmanız olsun.

Ray Bradbury’nün kalpleri olmasa da kitapları alev alev ısıtan eseri Fahrenheit 451 kitabında, kitaplar itfaiyeciler birliği tarafından yakılıyordu. İçeriği ne olursa olsun kül olmaktan kurtulamıyordu kitaplar. 10 Mayıs 1933 yılında ise Berlin’de kimi rakamlara göre 50 bin kitap yakılacaktı. Romalıların kitap yakma hadisesi, İskenderiye kütüphanesinin yakılması gibi daha birçok toplu katliama maruz kalacaktı kitaplar. Filmi izlerken dünü bugünü ve yarını panoramik bir şekilde görebilirsiniz. Hissedilenler aynı, yaşananlar eskilerin birer varyantı. Peki ufak çocuk kitap okuyacak mı sorusu ise en kadim olanı akla getiriyor… 

Benim gibi bir kitap severi daha çok kitapla tanıştıran ve Kitapları Fazla Seven Adam kitabını bana hediye eden Paloma Yayınevi’ne teşekkür ederim.


Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönderme