Sayfalar

14 Kasım 2020

Genelevde Yas - İrfan Yalçın

Köyden şehre gelmiş bir kız, ismi Yaprak. Hayat kadını Zargana ile yaşayan, Borderline hastaları gibi uçlarda yaşamı olan, deliliğin sınırında gezinen Arap. Yaprak’a aşık, onunla evlenmek isteyen Necmi; ona da Kuş diyorlar. Artemis, Güneş, Neptün, Bahar, Mualla, Ressam, Kör Cümbüşçü, Kara Sultan ve diğerleri... Bu karakterlerin bir araya geldiği bir yer var: İstanbul, Karaköy, Zürafa Sokak, No: 14. Genelev ve çevresinde gelişen kırık, umutsuz ve gerçekçi bir yaşam onların ki…


GİRİŞ

Genelevde Yas romanı 1978 yılında İrfan Yalçın tarafından yazılmış. O zamanın Karaköy’ünü, genelevleriyle meşhur Zürafa sokağında yaşayan hayat kadınlarını anlatıyor. Romanın iki ana karakterinden biri olan Yaprak, bu şehre yeni gelmiş ve soluğu 14 numaralı genelevde almış safça bir kız. Küçükken menenjit geçirmiş; aptallığını bu hastalığa ve teyzesinden yediği dayaklara bağlıyor. Çok konuşmayan, soru soruldu mu cevap veren, içinde kötülük olmayan biri. Arap ise o bölgenin meşhur psikopatlarından. Yalnız yazar bu karakteri oluştururken örneğine az rastlanır bir karakter inşa etmiş. Salt kötü bir karakterden çok, daha farklı, daha orijinal bir birey yaratmış. Arap eğitimsiz biri, kumar bağımlısı ve insanlara kafası attığında zarar verecek bir kişiliği var. Bunun yanında varoluş problemleri yaşayan biri gibi de duruyor. Yazar İrfan Yalçın, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiş ve üç farklı şehirde altı sene Fransızca öğretmenliği yapmış. Bu sebeple yazar Yalçın'ın, Jean-Paul Sartre, Albert Camus ve Simone de Beauvoir gibi Fransız filozofların geliştirdiği bu düşünce akımının belirtilerini Arap karakterine gizlediğini düşünüyorum. Hatta bir yerde Yaprak ile Arap arasındaki konuşmada Allah’ın varlığı sorgulanıyor. Fark ettiğim bu izler Arap’ın sıklıkla çektiği baş ağrısının sebebinin, varoluş sancısı çekmesi ve bu anlarda -cinnet geçirme krizlerini andıran- plansız gerçekleşen hareketler yapmasına neden olması ile açıklanabilir.


GELİŞME

Süleyman Demirel’in meşhur lafları vardır. Onlardan biri de “Genelevleri kapatalım da bizi mi sevsinler”dir. Bilindiği gibi Karaköy’de ki genelevler devlet denetimindedir ve olası sorunları engellemek için buralara polisler konmuştur. Hatta meşhur genelev patroniçesi “Matild Manukyan”ın buralardan kazandığı servet çok konuşulmuştur. Bu dünyanın varlığı reddedilemez bir gerçektir ama o hayat kadınlarının iç dünyasını bilemeyiz, bilsek de anlamakta güçlük çekebiliriz. Yazar İrfan Yalçın ise bu güç durumu aşıyor ve bizi o genelevlerin içindeki kadınların hayatını izleyen birer seyirci haline getiriyor. Mekan tasvirleri, karakter betimlemeleri ve bu karakterlerin değişken ruh hallerinin tutarlılığı  yazarın kaleminin gücünü kanıtlıyor. Zaten kendisi birçok edebi ödül almış bir yazar.

Her gün onlarca erkekle ilişkiye giren bu kadınların bulundukları genelevi terk etme ihtimalleri çok düşük. Ancak ölüm ya da birisiyle evlenme yolu onlara çıkış olabiliyor. Mualla oranın en yaşlısı, kimse onunla ilişkiye girmek istemiyor. Amerika’da yaşayan subay kocası olduğunu kimseye inandıramıyor. Neptün aralarındaki en tahsillisi, orta bir terk. Güneş ise oranın ibnesi; her genelevin olmazsa olmazı, neşe ve espri kaynağı. Yaprak... Yaprak ise oraya en son saplananlardan. Arap ise bu masum kızın kanını emmeye niyetli, başkalarının sırtından geçinen bir sadist. Para tek motivasyon kaynağı; para için her şeyi yapabileceğini iddia etmekten de kaçınmayan birisi. Bu karakterlerin hayatı iç içe geçip girift bir hale bürünüyor. Ama yaşananların hepsi olağan şeyler. Bedenlerini para kazanmak için kullanan bu kadınlar kendilerini katiyen ezdirmiyorlar. Onların yaptıkları tarihin bilinen ilk mesleği aslında…


SONUÇ

Başından sonuna kadar sürükleyici olan bu roman, ilginç ve üzerinde düşünülmüş karakterleri olan, Karaköy’ün arka sokaklarında geçen, insanların beş kuruş para için ruhunu satabileceği, kurguyla gerçekleri bir araya getirmeyi başarmış bir roman. Okurken sinematik imgelerle bolca karşılaşmanız olası. Belgesel roman tanımlaması bile yapılabilir bu eser için. Bu romanın sinematik yanını fark eden Sinan Çetin, 1985 yılında Numara 14 adıyla bu romanı filme uyarlıyor. Aslında romana birebir olmasa bile sadık kaldığını söyleyebiliriz. Dönemin şartları gereği, kısıtlı imkanlar ve başka sebepler de olsa gerek Güneş’in hamam böceği yuttuğu bölüm, fare bölümü, polisin hırsızı dövdüğü yerler gibi başka birkaç yer de filme alınmamış. Açıkçası bu sahneleri ben filmde görmek isterdim ama olmamaları da filmin anlam bütünlüğünü zedelemiyorlar.

Romanda okuduğumuz, bizi karakterlerle empati kurmamızı sağlayan bazı yerler filmde hızlı kesmelerle oldubittiye getirilmiş. Hele ki dublaj bu filmin en büyük handikapı. Gerçek seslerini bildiğimiz oyuncuları başkalarının seslendirmesi bu filme hiç yakışmamış. Arap karakterini oynayan Hakan Balamir filmi sırtlayan oyuncu olmuş. Yaprak ile sahilde gezip “Bok mu var” dediği sahne sosyal medyada viral olmuş durumda ve bu sahneyi izleyen çoğu kişinin de bu filmi izlediğinden şüpheliyim... Sadece bu sahne özelinde değil, Hakan Balamir’in filmin tamamına yayılmış mükemmel bir karakter oyunculuğu var. Film çekimleri öncesi romanı okuyup Arap karakterini özümsediğini düşünenlerdenim.  Sinan Çetin dönemin Karaköy’ünde bolca dış çekime yer vermiş. Kamerası sıklıkla halkın arasında geziniyor ve halkı da birer oyuncu olarak kadrosuna katıyor. Okuduğu esere önem verdiğini film süresince gösteren yönetmen Çetin, romanda geçen diyalogların aynısına filmde yer vermiş. Toplumumuzda ki gerçekleri çarpıtmadan yansıtması bakımından önemli bir eser var karşımızda. 14 Numara, 1985 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde  En İyi İkinci Film, En İyi Yönetmen (Sinan Çetin), En İyi Erkek Oyuncu (Hakan Balamir), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Keriman Ulusoy) ödüllerininde sahibi olmuş. Önce kitabı sonra filmi izlerseniz alacağız keyif iki katına çıkabilir.

Genelevde Yas romanını bana hediye eden h2o Kitap’a bu ince davranışı için teşekkür ediyorum.


Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönderme