Sayfalar

2 Kasım 2020

Filmlerin Özüne Yolculuk: Buğday (2017)

Film, yakın gelecekte geçer. Besin kaynakları minimuma inmiş, genetiği oynanmış tohumlar artık üretilemeyecek duruma gelmiştir. Ülke, kent ve verimsiz çorak araziler olarak sınırlara ayrılmıştır. Üstelik bu sınırlar manyetik kalkanlarla korunmaktadır. İnsanlar dışarıdan çocuk yaşta belirli kriterlere göre kente alınmaktadır. Erol Erin tarafından yapay tohumlar üretilmektedir ama bu tohumlarda yavaş yavaş etkinliklerini yitirmekte ve bilinemeyen nedenlerle üretilemez yada iş göremez hale gelmektedir. Cemal Akman isimli bilim adamı ise hiç bir zaman saf tohumun üretilemeyeceğini iddia etmektedir ve bir süre sonra ortadan kaybolmuştur. Film Erol’un Cemal’i araması olarak nitelendirilebilir ve bir yolculuk hikayesine evrilir. Ölü Topraklara yolculuk...


1. MÜLTECİLERİN SINIRDA YAŞADIKLARI

Öjenizm yani ırkı ıslah etme. İnsanların kalıtımsal özelliklerine göre sınıflandırmaya tabi tutulmaları, biyolojik olarak ayrımlanmaları. Nazi Almanya’sında uygulamaya geçirilmiştir. Kimi zaman bu uygulama özürlü bireylerin kısırlaştırılması olarak uygulanmış, kimi zaman da toplum dışı diye tanımlanan suçluların, alkoliklerin, cinsiyet değiştirenlerin, akıl hastalarının, görme ve işitme engellilerinin, yoksulların, hayat kadınlarının ve kanser hastalarının kısırlaştırılması olarak görülmüş ve bu konu hakkında ciddi filmler çekilmiş, makaleler yazılmış. Kısaca özetlemek gerekirse, devlet mekanizması işine yarayacak bireyleri ayırıp geri kalanları yok sayıyor ya da yok ediyor.

Film bu sahneyle açılır. Günümüzde batı uygarlıklarının göçmenlere karşı tutumları düşünülürse ve geçmişte bir takım örnekleri olduğunu da varsayarsak yönetmen giriş sahnesinde -her ne kadar olumsuz bir tablo olsa da- olağan bir dünya portresi çiziyor. Örnek vermek gerekirse şu an hali hazırda Suriyeli, Libyalı, Afrikalı göçmenlere meslekleri, kültürleri, zekalarına göre vize verilmesi akla getirilebilir. Bu sahnede kadın görevli ismi “Fida” olan bir kızı diğer çocukların arasından seçiyor ve özel bir odaya götürüyor. Kız ile Arapça konuşuyorlar. Konuşulan dile bakarak Suriyeli, Libyalı vb. mültecilere gönderme yapıldığını söyleyebiliriz. Günümüz mülteci krizi filme yedirilmiş ve filmdeki düzende de bu kriz devam etmektedir. “Fida” isminin anlamına baktığımızda ise karşımıza “dağıtmak, bedel vermek” anlamı çıkmaktadır. Rastgele bu ismin seçilmediği ortadadır. Mülteciler ayrıştırılmaktadır, genetik özelliklerine göre ülke sınırlarına sokulmaktadır. Bunun sebebi olarak, kısıtlı kaynakların olması ve yiyecek sorunu gösterilmektedir. Bilgisayar ekranında gözüken bir takım veriler bireyin nelere hakim olacağına ya da yatkın olduğunu sözde belirlemektedir. Bu dünyada mesleki olarak “fayda” sağlayacak kişiler kente sokulmaktadır. Belki doktor, bilim adamı ya da uzmanlık gerektiren bir meslek... Bunlar haricinde kimse alınmamaktadır. 

İlerleyen sahnelerde Erol ve Andrei karakterlerinin de şehre çocuk yaşta alındıklarını öğreniyoruz. İkisi de bilime hizmet eden üst tabaka diyebileceğimiz kimseler. Bu insan ayrımı yapan teknolojinin öngörüsünün doğru olduğunu bu iki kişi özelinde gösterse de yapılan uygulamanın ne kadar etik olduğu tartışmaya açıktır. Zaten ülkeyi bilim şirketi yönetmektedir ve bilime katkı sağlayabilecek bireyleri seçmeleri onlar için olağan bir durum haline gelmiştir. İnsanları zekalarına, kan değerlerine, beyin yapılarına göre ayrıştırmak ne kadar doğrudur sorusunu aklımıza getirmemiz gerekir. Bu sahnedeki uygulama Nazi dönemi totaliter rejimi ve 1984 romanı  distopyasını aklımıza getirmelidir. Irkçılık ve ayrımcılık verilmek istenendir. Biraz daha ileri gidip “Batı Eleştirisi” olarak çözümlemek de mümkündür bu sahneyi. “Yeni Yaşam Teknolojileri Merkezinde” bulunan çocuklar hem görünüş olarak doğuludur hem de konuştukları dile bakıldığında doğulu oldukları su götürmez bir gerçektir. Bu merkezde konuşulan dilin İngilizce olması ise Batı temsilini güçlendirir.


2. ELEKTROMANYETİK ENGELLER 

Kurulu düzende, Kent ile Ölü Topraklar'ı ayıran elektromanyetik engeller var. Filmin ilk açılışından sonra gelen vurucu bir sahnede, kente alınmayan insan kafilesi (mülteciler) Ölü Topraklar'a doğru sürülüyorlar. Kafile içinden üç genç elektromanyetik alana doğru koşuyor ve biri bu alanın içine girip ateş topu haline gelerek feci bir şekilde can veriyor. Kenti yöneten bilim adamları topluluğunun dış dünyadaki insanları , bölgelerinden uzak tutmak için buldukları dahiyane bir buluş! 

Akla ilk olarak, Almanya'nın kara lekesi meşhur "Berlin Duvarı" geliyor. Daha öncesine gidersek Çinliler'in kendilerini Türklerden korumak için yaptırdıkları savunma hattı olan "Çin Seddi" söylenebilir. Tabii ki bunlar dış tehditler veya düşmanlara karşı yapılan savunmalardı. Ama günümüze gelince artık düşman olarak görülen mülteciler ve onların başka ülkelere girmesi bir şekilde engellenmeli diyen birçok sözde medeni ülke var. Onlardan biri olan Macaristan’ın ülkesine girmeye çalışan sığınmacıları engellemek için Sırbistan sınırına elektrikli tel örgü çekmesi, yönetmenin aslında uzak bir geleceği değil günümüzü anlattığı düşüncesini güçlendirmektedir. Bu sınırda Arapça, Macarca ve Sırpça “Dikkat! Elektrikli Çit” uyarılarının olması zaten meseleyi çözüme kavuşturmaktadır. Yönetmen Semih Kaplanoğlu, bu sahnede mültecilerin sorununa ve yaşadıklarına gönderme yapmaktadır. Mülteci olarak gösterilenler ise Doğululardır. Bu sahne öncesinde kafileyi yola koyulurken görmekteyiz. Bu insan selinin önünde Asyalı insanların yüz hatlarına sahip ufak bir kızı yakın planda görürüz. Doğulu tezi daha da kuvvetlenir. Büyük resimde Batı’nın Doğu’ya karşı “mizantropist” tutumu filmde elektromanyetik sınırlar ile aktarılmıştır.


3. TEKNENİN BATMASI

Bu sahne ve bu sahneden sonraki Erol ile Cemal’in yolculukları filmin merkezini oluşturmakta. Yönetmen Kur’an’ı Kerim’deki “Kehf” suresinde geçen “Hz. Hızır ile Hz. Musa” kıssasını filmin temeline almış. Tarkovski’nin Stalker (İz Sürücü) filmine benzer bir görsellik yakalanmış. Erol ile Cemal’in buluşmalarından son sahneye kadar olan süreç kimi izleyiciler için “İslam Propagandası” haline gelebilir. Söz gelimi bu sahnede kayıkla yolculuk ediyorlar. Nehir’e açılmalarından kısa bir süre sonra su yüzeyinde bir sürü ceset görüyoruz. Bu cesetler yakın zamanda ülke sınırlarımızda da defalarca şahit olduğumuz göçmenlerin ve mültecilerin botlarının batması sonucu boğulmalarına açık bir gönderme. 

Kuran'da Hz. Musa her şeyi bilirim diye düşünüyor ve bir vahiy geliyor. Filmde Erol’un teknolojik ekrandan Cemal’in konuşmasını izlemesi. Kuran'da orada senden daha fazla bilen bir kul var deniyor. Musa bu kişinin kim olduğunu öğrenmek için  yollara çıkıyor ve Hızır ile karşılaşıyor, birlikte yolculuğa çıkıyorlar. Filmde ise Bilim adamı Erol, buğday üretimi ve “N” parçacığının hakikatini öğrenmek için Cemal’i aramaya koyuluyor. Bu yolculuğunda yanında Erol’un öğrencisi Andrei var. Andrei yönetmenin Andrei Tarkovski sevgisinin apaçık tezahürü. Üstelik bu karakter kıssadan temellendirilerek oluşturulmuş. Kıssada bahsedilen üçüncü kişi Hz. Yuşa. 71. ayette “Derken yola koyuldular” söyleminden sonra Hz. Hızır ve Hz. Musa’nın yola koyulması, Hz. Yuşa’nın akıbetini bilemememiz ve yönetmenin Andrei karakterinin de başına ne geldiğini göstermemesi, kılavuz olarak aldığı Kur’an’a uyduğunu gösterir.

Kuran'da Hz. Hızır'ın mottosu hep Hz. Musa’ya bu yolculuğa dayanamayacağı yönündedir. Filmde tekne ile açılmadan önce Cemal, Erol’a  yolculuğa dayanamayacağını defalarca söylemiştir. Kuran'da Hz. Hızır, Hz. Musa’nın ısrarları sonucunda “O halde bana tabii olacaksın, dediklerimi sorgulamayacaksın” demiştir. Yolculuklarında Hz. Hızır’ın bindikleri tekneyi batırması, çocuk öldürmesi ve duvar örmesi filme de aktarılmış. Yalnız tekne batırılma sahnesinden sonra uçan bir drone geliyor. Drone burada batıyı temsil eder. Mülteciler ölmüşlerdir. Çünkü batı kapılarını onlara açmamıştır. Sonra Erol ve Cemal bir bebek bulur. Bu sahne denizlerde boğulmaktan son anda kurtulan mültecilerin hala bazı kimseler için önemsendiğinin göstergesi gibidir. Belki de Semih Kaplanoğlu’nun dünyasında, 2015 yılında Bodrum'da kıyıya vurmuş 3 yaşındaki Suriyeli “Aylan Kurdi”yi kurtarmışlardır.


4. TOPRAĞIN KUDRETİ

Kapitalist ve materyalist batı düzeni Erol’u tümörlü bir hastaya  çeviriyor. Yaşadığı şehirdeki insanlar için buğday üretiyor ama GDO'lu ürünler bunlar. Yediği besinler, çevre kirliliği vb. nedenlerle vücudunda tümör çıkıyor. Bilim konfor sağlıyor ama kısa süreli etkileri var. Dünyada kalmayan, işlenmemiş saf toprak, cami içindeki ahşap döşemenin altından çıkıyor. Toprakla yapılan teyemmüm, Erol’un tümörünü iyileştiriyor. 

Genetiği değiştirilmiş tarımsal ürünler, Avrupa Birliği ülkelerinin yarısından fazlasında yasaklandı. Yeterli araştırma yapılmadığı ve uzun soluklu sonuçları kestirilemediği için deneyler durduruldu. Aktivistlerin hayvanlar üzerinde yapılan deney alanını bastığını biliyoruz ve uzun süre GDO’lu besin yedirilen hayvanlarda Erol karakterinde olduğu gibi tümörler çıkmakta. Yönetmen kapitalist düzene, bu düzenin bilim adamlarının yaratmaya çalıştıkları gıda ürünlerinin karşısına “N” parçacığını koyuyor. Burada demek istediği açık açık yaratmak Allah’a mahsustur oluyor. Filmde karıncalar bile kendi türlerinin devamı için doğal organik tohumları topluyorlar. 

Yönetmen insanın kendi özüne dönmesi, iç dünyasına dalması ve yaratıcı ile hem hal olunmasını kurtuluşun anahtarı olarak veriyor. İnanç yoksunluğu insanlığı  içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur. Modernlikten kurtulmak, teknolojinin her zaman huzur getiremeyeceği ya da özün yerine geçemeyeceği vurgulanmaktadır. İnsan yapımı besinler Erol’u hasta ederken, yaratıcı hediyesi saf toprak Erol’u düzeltmiştir. Buğdayın elif harfi ile olan benzerliği söylenerek nimetlerin Allah katından birer hediye olduğu anlatılmak istenmiştir.


5. YARATICI İLE İLETİŞİM

Bu sahne de kutsal kitaplardan alıntıdır. Hz. Musa koyunlarını otlatmak için "Horeb" dağına gider. Erol, yanan çalıyı tepelik bir yerde görür. Hz. Musa yanan çalıyı görür ve çalıdan ses işitir. Ses “çarıklarını çıkar, burası kutsal yerdir” der. Erol’da yanan ağaç karşısında ayakkabılarını çıkarmıştır. Sonra Erol uyanır, gördüklerinin rüya olduğunu anımsar ve rüyayı Cemal’e anlatır. Bu sahne Erol’un davasından dönmemesi için itikatlı olmasının gerektiğini gösterir. Çalıdan Musa’ya vahiy gelir. Bu Allah buyruğudur. Erol’da rüya aracılığı ile hedefini belirler ve Cemal’in yolundan ilerler ve sonunda kendini bulur. Misyonunu tamamlar.

SONUÇ

Film, omurgasını Kehf kıssasına yaslıyor. Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın inanç yolculuğu filme taşınmış. Günümüzün mülteci krizi, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, GDO’lu ürünler, sistem eleştirisi gibi konulara değinmiş. İslam motifleri ile film süslenmiş. Tarkovski filmlerinin tekinsizliği ve mistik yolculukları filmde kullanılmış.


Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönderme