Sayfalar

10 Kasım 2020

Filmlerin Özüne Yolculuk: Barton Fink (1991)

New York’ta ün sahibi olmuş bir oyun yazarı olan Barton Fink, hesapta olmayan bir teklifle karşı karşıya gelir. Kendisinden Los Angeles’ta bir senaryo yazması istenir. Ancak gerekli görüşmeler sırasında istenilen senaryonun oldukça kaba bir içeriğinin olması gerektiğini öğrenir. Bu hiç ona göre olmadığı için tıkanıklık yaşamaya başlar. Kaldığı otelde komşusu olan Charlie Meadows, geveze bir pazarlamacı ve tam bir orta sınıf insanıdır. Fink’in hayatına bu süreçte başka insanlar da girer ancak ihtiyacı olan ilhamı yakalamasına katkıda bulunamazlar. Sıkıntının tavan yaptığı bir noktada Fink, kendisini umulmadık bir cehennem tablosu içinde bulur.


1. CHARLIE MEADOWS 

Freud, tanımlamış olduğu psikanalitik kuramında zihnin üç temel kavramdan oluştuğunu düşünmekteydi. Bu kavramları sırasıyla id (alt bilinç), ego (benlik) ve süperego (üst benlik) olarak adlandırmıştı. İnsan zihnini oluşturan bu katmanların hepsinin birlikte yer almalarına karşın farklı düzlemlerde fonksiyon gösterdiklerini, alt ve üst bilincin çatışma içinde olduklarını düşünüyordu. Bu kurama göre id bilinç dışına, ego ve süperego ise bilinç altına karşılık gelmekteydi. Filmin karakterlerini de Freudyen bir okuma ile çözümlemeye çalışacağım. 

Öncelikle Charlie alt bilinci (id) temsil ediyor. İd, en ilkel dürtüleri, ihtiyaç dürtülerini, örnek vermek gerekirse; açlık, saldırganlık, cinsellik gibi hayvani içgüdüleri simgeler. Freud, bunları arzular olarak da isimlendirmiştir. Charlie’nin şişman olması, satış yaptığı kadınlarla yatması buna örnek olarak gösterilebilir. Yine Barton’un kapısına dayandığında laf dinlemeden içeri girmesi de alt bilincin ısrarcılığıdır. İd, doğrudan doğruya intihar, saldırganlık, zulüm ve yıkıcılık gibi kavramları kapsar. Charlie Meadows için tüm bunlar geçerlidir.

Yazar tıkanıklığı yaşayıp senaryosunu yazamayan Barton, yan odadan ağlama sesleri duyup bundan rahatsız olur. Önce resepsiyoniste şikayet eder. Sonra kapısına dayanan ağlayan adamı (Charlie) odasına almak istemez. Alt benliğini susturmak ister ama bu dürtüyü susturamaz. Odaya paldır küldür giren Charlie yani id ile yüzleşme başlar. Charlie’nin kulağından akan sıvı ile Barton’un odasının duvarından akan sıvının da aynı olduğu görülmektedir. Barton, duvar kağıtları düştükçe onları zımbalıyor. Duvarın gerçek yüzünün görünmemesini sağlamak için üstlerini sürekli sökülen kağıtla örtüyor. Charlie ise bu gizliliği sigortacı kimliğini öne sürerek yapıyor. Aslında kendisi bir akıl hastası, katil (id’in tezahürleri). Barton’un Charlie konuşurken onu dinlememesi ya da sözünü bölmesi bastırılmış dürtülerini, gerçekliği savuşturması olarak okunabilir. Kısaca özetlemek gerekirse, Charlie, Barton’un alt bilinci yani id'dir.


2. AUDREY TAYLOR

Freud’un görüşüne göre, ego ilkel dürtülerimizi, manevi idealleri ve tabuları dengelemek için id, süper ego ve dış dünya arasında tandans görevi görür. Adeta bir dengeleyicidir. Tüm birimler arasında başarıyla aracılık etmek ve uyum işlevlerini yerine getirmek gibi bir görevi vardır. Freud, ilk önce egoyu benlik algısı ile eşit tutmuştur, daha sonra onu gerçeklik testi, savunma, bilgi sentezi, hafıza vb. gibi psikolojik işlevler kümesi olarak belirlemiştir.

Audrey, id ile süperego arasında köprü olan, dengeyi sağlayan egodur. Freud’un tanımlamalarına bakarsak ego; hafıza, bilgi sentezi idi. Audrey’in de aslında Mayhew’in yazmış olduğu eserleri yazmış olduğunu öğreniyoruz. Barton ile yatarak ilhamın Barton’a  geçmesini sağlıyor ya da alt benlikteki dürtülerinden kurtulmasını sağlayıp kendisi olmasını gerçekleştiriyor. Barton, Audrey ille yatarak cinsellik dürtüsünü yerine getiriyor. Cinsellikle birlikte iktidar, hakimiyet Charlie’ye (id) geçiyor. Charlie ego (Audrey) ve süperego’yu (Mayhew) öldürerek tam anlamıyla gücü eline alıyor. Audrey Barton’un egosudur.


3. JACK LIPNICK

Jack Lipnick, Hollywood sinema endüstrisinin patronlarından biridir. Barton Fink’in de iş verenidir aynı zamanda. Barton Fink’ten kısa süre içinde güreş filmi senaryosu yazmasını ister. Lipnick havuzlu malikanesinde, şatafatlı çalışma odasında görüldüğü sahnelerde anlaşılır ki Hollywood piyasasının ağababasıdır. Yardımcısını adeta köle gibi kullanmaktan çekinmez. Barton Fink’e ise tam tersi şekilde çok iyi davranır. Hatta bir sahnede ayakkabısının altını öper. Bu tabi ki Barton’un kendisi ve şirketine kazandıracağı para ve şanla doğru orantılıdır. 

Filmde Hollywood sinema sektöründe yaşanan “kara liste” olayına gönderme vardır. İkinci Dünya savaşı döneminde Hollywood, Komünist olduğunu düşündüğü senaryo yazarları, oyun yazarları vb. sanatçılara ambargo uygulamış, sektörden dışlamış ve el çektirmiştir. Filmin geçtiği tarih 1941’dir. Bu sahnede yapımcı ofisinde askeri üniforma ile oturmaktadır. Tam bir despota dönüşmüştür. Önceden Fink’in bir dediğini iki etmeyen bu yapımcı, Fink’in Hollywood’un kalıplarına uyan şeyler üretmediği için onu dışlamıştır.

Bu kara liste olayına değinmek gerekirse; 1940 yılında Amerikan kongresi tarafından  bir yasa kabul edilmiştir. Bu yasa hedefine Amerikan Komünist partisini hedef almıştır. Daha sonra bir cadı avı başlamıştır. En çok zararı gören Hollywood senaristleri, yönetmenleri vb. insanlar olmuştur. Senatör Joseph Mccarthy elinde hükümet için çalıştıkları ve komünist parti üyesi olduklarını iddia ettiği 205 kişinin listesini olduğunu kamuoyuna bildiriyor. Ama bunların komünist olduklarını hiç bir zaman kanıtlayamamıştır.

Filme dönersek, Barton Fink’in Komünist olduğuna dair bir ibare yok. Yapımcı Jack Lipnick’in pozisyonunu Mccarthy ile eşleştirebiliriz. Lipnick, Mccarthy gibi Fink’i ipe götürmek istiyor, onu dışlıyor.


4. "MADMAN" MUNDT

Bir başka okuma isa otelin cehennemi tasvir ettiğidir. Bu cehennem Fink’in kendi iç cehennemi de olabilir. 666 sayısına göndermeler vardır, otel olağandışı sıcak ve nemlidir, otelin yanması da bu tezi kuvvetlendirir. Bu sahnede Charlie (aslında azılı bir suçlu olan Hundt) oteli ateşe veriyor ve iki dedektifi de vurarak öldürüyor. Bu sahnede “Heil Hitler” diyerek dedektifi öldürüyor. Koşarken ise “i'll show you the life of the mind” diyor. Bunca olay yaşanırken Fink’in yan komşunu tanımaması, onu çözememiş olması dip dalganın kaçınılmaz olarak geldiğinin ve geleceğinin göstergesi. Haneke’nin “Beyaz Bant” filminde göstermeye çalıştığı gibi, Almanya’nın  Nazi Almanya’sına dönüşümünü izlemiştik. Burada da faşizmin, şiddetin yanı başımızda olması ama onu fark edemeyişimiz hatta onu besleyip büyütmemiz aktarılmış olabilir. Son olarak Jean Paul Sartre’nin tiyatro oyunu olan “Huis Clos”a benzerliği göz ardı edilmemelidir. Oyunun mottosu olan “Cehennem başkalarıdır” sözü filme “cuk” diye oturmaktadır.


5. FİNAL SAHNESİ

Audrey’in kesilmiş kafası Charlie tarafından Barton’a hiç açılmaması adına hediye kutusu içinde veriliyor. Bu gösterge, Barton'un dengeyi sağlayamayan, yenilen, katledilen egosu. Barton, muhtemelen kutunun içindekini biliyor, açmayıp yanında gezdiriyor. Adeta ego’nun kalıcı başarısı ya da şansını yanında taşımak gibi. Unutulmamalıdır ki Audrey çevresindekilere ilham vermişti. Kesik kafa bile olsa ego hala ortaya çıkabilir. Bu sahne Barton’un otel odasındaki tablonun birebir aynısı. Barton’un ideal, arzuladığı evren, düşler dünyası olabilir. Resimdeki kadının da benzerini bulması ayrıca önemli. Kurduğu bu düş dünyasında belki de Audrey gibi ona yardım edecek, cinsellik olarak onu tatmin edecek birini araması olarak okunabilir. Bu sahnenin, Freud’ün bahsettiği “okyanus hissi” ile ilintili olma ihtimali de ağırlıkta.

SONUÇ

Aueter  sinemacılar olan Coen Kardeşler'in 3 haftada senaryosunu yazdıkları, birçok okumaya müsait olan bu çok katmanlı film, senaristin yazamama sorunsalı ve toplum için yazdığını söyleyip toplumdaki bireyleri anlamaması olarak açıklanabilir. Bir diğer açıklama da Fink’in çevresindeki kişilerin onun id, ego ve süper egoları olması.


Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönderme