Sayfalar

22 Kasım 2020

Dragonero - Luca Enoch & Stefano Vietti & Giuseppe Matteoni (Çizgi Roman Eleştirisi)

Her ne kadar akla hemen J. R. R. Tolkien gelse de fantastik edebiyatın köklerini aslında peri masallarında aramamız gerekir. Bununla birlikte Elf ırkından yazılı olarak bahseden ilk kişi de Tolkien değil, Alman yazar Johann Ludwig Tieck’dir. Tieck’in 1812 yılında yayımlanan “Elfler” isimli masalı, üç ciltlik Phantasus adlı eserinin birinci cildinde karşımıza çıkar. Elbette sonrasında fantastik edebiyatın şahlanışı Tolkien’in mimarlığında olacak ve onun açtığı yolda ilerleyen birçok yazar; Elf, Cüce, Ork gibi ırkları bünyesinde barındıran birbirinden farklı fantastik dünyalar inşa edecektir. Oğlak Yayınları’nın markası olan Maceraperest Çizgiler’den çıkan, Luca Enoch ile Stefano Vietti’nin birlikte yazdığı ve Giuseppe Matteoni’nin çizdiği “Dragonero”, fantastik edebiyatın tüm gerekliliklerini yerine getiren bir çizgi roman olarak hem seleflerini anımsatan hem de özgün olmayı başaran macera ve gerilim dolu bir yol hikayesi sunuyor…

Hem Tanıdık Hem Farklı Bir Dünya

Sergio Bonelli Editore tarafından 2007 yılında yayımlanan bu tek ciltlik çizgi roman, 2013 yılından itibaren bir seriye dönüşen “Dragonero”nun ilk adımıydı. Aslında Enoch ile Vietti’nin yarattığı dünya düşünüldüğünde “Dragonero” projesinin bir seriye dönüşmesi pek şaşırtıcı değil. Deneyimli ikili, fantastik edebiyat takipçilerinin alışık olduğu bir dünya yaratsalar da bu dünyayı ilgi çekici kılacak unsurları hikayeye yedirmeyi biliyorlar doğrusu. 

Çizgi roman bizi, kıta Avrupası ile kıyaslanabilecek bir büyüklüğe sahip dev bir imparatorluk olan Erondàr’un haritası ile selamlıyor. Akla Tolkien’in Orta Dünya haritalarını getiren bu harita; çizdiği sınırlarla, farklı coğrafi özellikleri harmanlamasıyla ve ilginç yer isimleriyle ileride daha detaylı göreceğimiz bu dünyayı tanımamız için güzel bir başlangıç oluyor. Hemen akabinde ise bu dünyayı tanıtan ufak bir giriş yazısı ile karşılaşıyoruz: Ejderhalardan, ejderha katillerinden, kuzeyde yaşayan “Donuklar” denilen garip yaratıklardan ve bu yaratıklardan korunmak için inşa edilmiş Büyük Kale Duvarı’ndan bahsediyor. Bu sefer de aklımıza kaçınılmaz olarak George R. R. Martin’in “Game of Thrones”u geliyor. Sayfalar ilerledikçe bu acayip dünyada hayatta kalmaya çalışan baş karakterlerimiz ile tanışmaya başlıyoruz. Ejderha katili bir aileye mensup bir insan, mizah seviyesi yüksek güçlü bir ork, aksi olduğu kadar bilge de olan yaşlı bir büyücü, sessiz sakin ama savaşçılıkta mahir bir rahibe, ateşli silahlar konusunda kimsenin eline su dökemeyeceği bir Teknokrat ve botanik uzmanı bir elf… Birbirinden her anlamda farklı bu karakterler, kötülükle baş edebilmek için uzun ve belalarla dolu bir yolculuğa çıkıyor. Tabii ki bu yolculuğun da “Yüzük Kardeşliği”ni anımsattığını, bilmem söylememe gerek var mı?


Kötülüğe Karşı İyilik Yolunda

Kötülüğü yok etmek için birbiriyle uyumsuz tiplerin bir büyücünün peşi sıra çıktıkları yolculuk ya da kuzeydeki önlenemez yaratıklara karşı savunma amacıyla yükselmiş koca bir duvar… Enoch ile Vietti’nin Erondàr’u yaratırken hem olaylar hem karakterler bazında Tolkien ve Martin’in yarattıkları dünyalardan esinledikleri su götürmez bir gerçek. Ama burun kıvırmaya hiç gerek yok! Ayan beyan belli olan bu esinlenmeler, çizgi romanın baştan sona bir “kopya” olduğu algısını yaratmasın. Zira fantastik edebiyatın olmazsa olmaz unsuru olan iyi ve kötünün kadim mücadelesini sağlam bir şekilde hikayenin merkeze yerleştiren ikili, yarattıkları orijinal dünyayı daha canlı kılmak için gerekli olan hiçbir detayı da unutmuyorlar. Enoch ile Vietti; imparatorluk, ırklar hatta bu çizgi roman için oluşturdukları Eski Dil ile ilgili bilgiler, ana hikayeyi zenginleştirken Erondàr’ı karış karış gezmemize olanak sağlayan keyifli yan hikayeler, heyecanımızı diri tutmayı başaran görkemli çarpışmalar ve derinlemesine işledikleri güçlü karakterler ile türe ne kadar hakim olduklarını ispatlıyorlar.

Siyah Beyaz Çizgilerin Gücü

Sinemada olduğu gibi çizgi romanda da rengin anlatım diline, atmosfere, karakterlere pek çok katkı sağladığı yadsınamaz bir gerçektir. Ama bu durum rengin olmazsa olmaz bir unsur olduğu anlamına da gelmez. Nasıl bazı dünyaları renksiz düşünemiyorsak bazılarının da renksiz olması daha çok işimize gelir. Nitekim Andrey Tarkovski, “Siyah beyaz sinema renkli sinemadan çok daha fazla gerçeğe yakındır.” diye boşuna dememiştir. Belki de çizgi romanda da siyah beyaz bir dünya, hayal gücümüzü daha fazla harekete geçiriyor ve çizimleri daha çabuk kabullenip daha kolay o dünyaya girmemizi sağlıyordur, kim bilir. Ama şu bir gerçek ki “Dragonero”nun sonradan renkli basılan maceralarına kıyasla bu cilt çok daha sade ama çok daha çarpıcı bir görsellik sunuyor. Tabii ki bu noktada Giuseppe Matteoni’nin çizgilerinin gücüne özellikle vurgu yapmamız gerek. Siyah ve beyaz dengesini başarıyla sağlayan İtalyan çizer, aynı zamanda fotoğrafçı ve storyboard sanatçısı olmasının da avantajını kullanarak sinematografik bir anlatım dili yakalamayı beceriyor. Ayrıca küçücük panellerde bile inanılmaz detaylı çizimler ortaya koyarken, aynı zamanda fazlasıyla minimal çizimlerle de maharetini gösterebiliyor. Bazen apaçık gösteren bazen de sadece ima eden bu çizim tarzı, çizgi romanın siyah beyaz atmosferiyle büyük bir uyum sağlıyor. Unutmadan, her bölümün başında Erondàr’un genel haritasına “zoom” yaparak, yolculuğun geçtiği bölgeyi bütün ayrıntılarıyla bize gösteren haritaların, Matteoni’nin etkileyici çizimlerini daha da lezzetli kılan güzel bir çeşni vazifesi gördüğünü söyleyelim.

Mutlu Bir Son

Çizgi romanda, yolculuk boyunca sırasıyla tanıştığımız karakterlere neredeyse adil davranılıyor ve hepsini az ya da çok tanıyacak kadar malzeme bize sunuluyor. Bu da Erondàr’da gezintiye çıkmışız gibi bizi bu dünyanın farklı bölgelerinde dolaştıran hikayeden daha fazla keyif almamızı sağlıyor. Başından sonuna tutarlı bir yapı inşa eden Luca Enoch ile Stefano Vietti’nin, tek bir ciltte yepyeni bir dünya yaratırken inandırıcı olduklarını ve bu kısa hikaye boyunca karakterleri de başarıyla geliştirdiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik teknolojik gelişmelerle büyücülere üstünlük sağlayan Teknokrat sınıfı üyesi Myrva ile bilge bir büyücü olan Alben’i ara ara karşı karşıya getiren çizgi roman, gelenek ile bilimin çatışmasıyla hikayeye farklı bir tat katmayı da başarıyor. Kuşkusuz bu dünyayı, çizgileriyle hikayenin ruhuna uygun bir şekilde somutlaştıran Giuseppe Matteoni ise Enoch ile Vietti ikilisinin en büyük şansı oluyor.

Son olarak, bana bu kitabı hediye eden Oğlak Yayınları’na çok teşekkür ediyorum.


Yazar: Uğur Tatar
 

0 yorum :

Yorum Gönderme