Sayfalar

31 Ekim 2020

İran Usulü Metamorfoz - Mana Neyestani (Çizgi Roman Eleştirisi)

“Bazı insanlar,” der Cenap Şahabettin, “başkasının özgürlüğüne engel olmadıkça kendisini tamamen özgür hissetmez.” Farklı zaman diliminde ve farklı coğrafyada bir başka isim de bu sözle paralel bir hikayenin peşine takılıyor. Baobab Yayınları’ından çıkan “İran Usulü Metamorfoz” isimli eserinde Mana Neyestani, özgürlük kavramını sorgularken, bir yandan kafasına balyoz gibi inen totaliter sistemi tüm samimiyetiyle hicvediyor, bir yandan da otobiyografik bir metni toplumsal bir panoramaya dönüştürmeyi başarıyor. Üstelik aralara serpiştirdiği göndermelerle çizgi romanı okurken aldığımız entelektüel keyfi artırması ve sinematografik bir anlatım biçimi ile yaşadığı hayatı adeta film gibi izlememize olanak sağlaması da cabası!

“Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.”

Neyestani, çizgi romanına verdiği isimle, Franz Kafka’nın “Dönüşüm” adlı kitabına yaptığı göndermelerle ve sürekli karşımıza çıkan hamam böceğiyle “Dönüşüm”e bir nazire yapıyor izlenimi uyandırabilir. Ama bunlar sadece ufak saygı duruşlarından ibaret. Zira karşımızda tamamen özgün ve insanın “Dönüşüm”üne daha farklı bakan bir eser var. Tabii bu demek değil ki Kafka ile ilgili tüm bu göndermeler, çizgi romana öylesine yerleştirilmiş. İnsanoğlunun içinde yaşadığı topluma yabancılaşması, Kafka’nın yarattığı dünyalarda sıklıkla karşımıza çıkan bir durum. Belli ki Neyestani de yaşadığı bu acı verici deneyimler sonrasında kendini Gregor Samsa’yla kader ortağı olarak görmüş. Her şeyin bir hamam böceği ile başladığı düşünüldüğü zaman, bu çok da şaşırtıcı değil. Ama bana kalırsa yarattığı Kafkaesk dünyada İranlı çizer, Gregor Samsa’dan daha çok Josef K.’nın kader ortağı olmaya daha uygun gibi. Hatırlarsanız zavallı Josef K. da bir sabah hiçbir şey yapmadığını bilmesine rağmen tutuklanıyordu. Bu anlamda “Dönüşüm”den daha ziyade “Dava”ya benzeyen atmosferi ile “İran Usulü Metamorfoz”, bir insanın özgürlüğünün elinden alınmasının onda yarattığı yıkımları çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Hatta özgürlük denen yanılsama ile aramızda sadece pamuk ipliğinden bir bağ olduğunu bize asla unutamayacağımız bir şekilde hatırlatıyor. Kim bilir belki de Kafka, bu çizgi romanı okusa çok severdi.


“İçinize sonsuz cesaret dolduran, gerçek düşmandır.”

Karakter yaratmadaki mahareti, diyaloglardaki akıcılığı, atmosferi inşa ederken kullandığı imgeler, hikayenin başından sonuna tutarlı yapısı… Listeyi çoğaltmak mümkün ama şu yadsınamaz bir gerçek ki Neyestani, yazarlık konusunda neler yapabileceğini bu çizgi romanda fazlasıyla gösteriyor. Kitabın ortasından itibaren bir tempo kaybı söz konusu olsa da son bölüme doğru gerilim dozu yüksek dokunuşlar bu sorunu da ortadan kaldırıyor. Gelelim Neyestani’nin asıl rüştünü ispatladığı noktaya, yani çizimlere. Neyestani’nin çizgileri akla birçok farklı sanatçıyı getirmekle birlikte orijinalliğini de gösterebilen çizgilerden. Mesela Neyestani’nin çizgileri, “Fritz the Cat”in iflah olmaz çizeri Robert Crumb başta olmak üzere, “Gon”un yaratıcısı Masashi Tanaka, “FMD: Dostoyevski Hayatı ve Eserleri”nden hatırlayacağımız Vitali Konstantinov ve hatta bambaşka bir metotla çizmesine rağmen Thomas Ott’u hatırlatabiliyor. Ama İranlı çizer, bir karikatürist olmasının da avantajıyla oldukça minimal ve kendine has bir üslup tutturmayı da başarıyor. Arka planlardan neredeyse soyutladığı kareler, bizi karakterlere odaklanmak zorunda bırakıyor. Bu yüzden insan odaklı bu hikayede, çizerin yapmayı arzuladığı şeyi başardığını rahatlıkla söyleyebiliriz!

Belki çizim olarak değil ama işlediği konular ve belgesel’vari anlatım dili bağlamında, “Filistin”, “Güvenli Bölge Gorazde” ve “Gazze'nin Dipnotları” gibi çizgi romanlardan tanıdığımız Joe Sacco ile Neyestani arasında da bir bağ kurabiliriz. Bununla birlikte Sacco’nun zaman zaman ilgi çekici bir karmaşıklığa da bürünen dinamik panellemesine kıyasla Neyestani’nin İtalyan ekolünden beslenen bir sayfada 5-6 kare klasik panellemesi biraz sönük kalıyor. Bazen zamansal atlamalara, mekan değişikliklerine rağmen panellerin, geçiş için hiçbir çaba harcanmadan adeta “kesme” ile birbirini takip etmesi, çizgi romanın “kurgu”sunda ufak tefek sıkıntılara sebep olabiliyor. Ama bununla birlikte sürprizleri önceden sezdirdiği kareler ya da paralel kurgu ile birbirini etkileyen olayları anlatmayı denemesi de Neyestani’nin nevi şahsına münhasır anlatım dilini ortaya çıkarıyor.

“Bir noktadan sonra vazgeçmek olanaksızdır. Erişilmesi gereken nokta da orasıdır.”

İranlı çizerlerin eserleri söz konusu olduğunda şüphesiz aklımıza hemen Marjane Satrapi’nin “Persepolis”i gelecektir. “İran Usulü Metamorfoz” belki “Persepolis” kadar iddialı bir kitap değil. Ama tıpkı onun gibi kişisel bir meseleden yola çıkıp toplumsal meselelere parmak basmayı becerebiliyor. Bununla birlikte “İran Usulü Metamorfoz”un, yine İran coğrafyasından çıkan, Amir’in yazıp Khalil’in çizdiği ve İran’daki 2009 seçimlerini merkezine alan “Zehra’nın Cenneti”nden daha derli toplu ve etkileyici olduğunu da rahatlıkla belirtebiliriz. Yani sözün özü Mana Neyestani, İran dendiğinde akla gelecek tek çizgi romanın “Persepolis” olmaması gerektiğini ya da rejimin yarattığı sorunlara “Zehra’nın Cenneti” gibi geniş bir perspektiften bakmadan da meselenin altının çizilebileceğini bu çizgi roman ile ispatlıyor. Çizdiği karikatürlerde özgürlük temasını sıklıkla ele alan Neyestani, belki de özgürlük hakkındaki en olgun eserini bu çizgi roman ile ortaya koyuyor. Sade, usul usul ama iliklerimize işleyen bir kararlılıkla!

Son olarak, bana bu kitabı hediye eden ve “farklı” çizgi roman kitaplığı ile biz çizgi roman severlere yeni keşifler yaşatan Baobab Yayınları’na teşekkür ediyorum.


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönderme