Sayfalar

8 Mart 2020

Period. End of Sentence. (2018)

Kadın olmak zordur, dünyanın her yerinde toplum tarafından ona biçilmiş rollere uyumlu, iyi bir anne, eş, kardeş, çocuk olması ve aynı zamanda güçlü olması beklenir. Birileri sürekli bir şeyler dayatır, etiketler yapıştırır, hizmet bekler ama kadına özgü her durum ayıptır. Konuşulmaması, bilinmemesi gereken sırları vardır. Çoğunluğun duyunca bile sanki cinayet işlemişsiniz gibi tepkiler verdiği Regl dönemi mesela…

"Period. End of Sentence." tam manasıyla "kanayan yaraya tuz basmak" deyimini bizlere sunuyor. Rayka Zehtabchi'nin yönettiği film, Tamil Nadu'da yaşayan sosyal girişimci Arunachalam Muruganantham'dan ilham alınarak yapılmış. Muruganantham, düşük maliyetli bir hijyenik ped yapma makinesi kurarak, regl dönemlerinde ped bulmakta zorlanan kadınları kendi üretimlerini yapmaya teşvik ediyor. Kadınları ve hatta toplumları tabularını yıkmaya davet eden bu belgesel, 2019 yılında En İyi Kısa Belgesel dalında Oscar ödülü kazanmış.

Filmin başlangıcında "Adet nedir?" sorusu ile Hindistanlı kadınların, genç kızların ve erkeklerin bu konuda ne kadar bilgi sahibi olduklarını görmemiz sağlanıyor. Kızlar soru karşısında sadece gülüyor, kimisi heyecandan cevap bile vermiyor; kadınlar ise soruyu daha ciddi karşılayıp bunun kendilerine neden sorulduğunu anlamlandırmaya çalışıyor. Belki de hayatlarında ilk kez birisi bu kadar açık ve düz bir şekilde bu soruyu yöneltiyor onlara. Erkekler ise yalnızca "hastalık" olarak tanımlayabiliyor ki kızlar bu yorumu bile yapamazken. Tabii ki bu tepkilerin oluşumunda, reglin utanılması gereken bir hastalık bilinci yatıyor. Bu dönemde kadınların pis ve hasta oldukları düşüncesi yalnızca Hindistan'a özgü değil elbette. Küçüklüğümüzden beri saklanması gereken bir şey olarak öğrendiğimiz regl döneminin normalliğini, günümüzde yeni yeni kabullendirmeye çalışıyoruz sonuçta. 

Kadınların neredeyse hiçbiri pedin ne olduğunu bilmiyor; bir tanesi bakmak için istediğinde nasıl kullanılacağını bilmediği için karşısındakilere soruyor. Bu sahneler ışıktan yoksun bırakılmıştı sanki. Belki de bu, gözlerini açmaya korkan, karanlıkta kalmayı tercih eden ya da bilinmezliğe alıştırılmış kadınlarla özdeşleşmemiz için yapılmıştır. Kadınların regl ile mücadelesi, büyüklerinden gördükleri ve birçok hastalığa sebep olabilecek basit çözümlerden ibaret. Pamuklu kumaşlar, paçavralar... Üstelik bunları değiştirmek zor olduğu için okulunu bırakmak zorunda kalan kadınlar var. Her şeyin hazırı sunulmuş olarak büyüyen bizim neslimiz için bu ne kadar da garip bir durum. Arunachalam Muruganantham'ın yaptığı ped makinası da tam burada devreye giriyor. Katikhera Köyü'ndeki kadınlara makineyi kullanmayı öğretiyor ve asıl serüven bundan sonra başlıyor. Rekha'nın evinin altına kurulan makinenin ne işe yaradığını ailenin erkekleri bilmiyor tabii ki. Burada bebek bezi üretileceğini sanıyorlar, gerçeği bilselerdi tepkileri nasıl oldu merak ediyorum. Belki izin bile vermezlerdi, çevreden ne derlerdi yoksa! Pedlerin yapımı tamamlandıktan sonra kadınlar satış yapabilecekleri bir yer aramaya çıkıyorlar ama neredeyse hiç kimse bunları satmaya niyetli olmadığı gibi almaya da zor ikna oluyor. Kimisi kapıya bile gelmiyor.


"Kadın olmak" için yapılan bu dayanışmanın sonucunda FLY markası oluşturuluyor. İsim seçimini çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Kadınlar artık evlerine kapanıp, okullarını bırakmak zorunda kalmayacak, kanatlanıp uçabileceklerdi. Pedlerin üretim süreci bizlere çok güzel verildi. Müzik ve dinamik görüntülerin uyumu, sahne geçişleri oldukça iyiydi. Bir makineden diğerine onlarla birlikte hareket ediyor gibiydik. Aslında filmdeki tüm çekimlerin hareketli olması bize filmin içinde, hatta kameranın arkasında olduğumuz hissini veriyordu.

Shabana'nın kalabalık bir gruba ürettikleri pedi diğer pedlerle kıyaslayarak tanıttığını görüyoruz. Konuşmasının sonunda satın almak isteyip istemediklerini soruyor ve bir süre kimseden ses çıkmıyor. Bu da aslında kadınların yalnızca erkeklerden değil kendi cinslerinden de utandığını gösteriyor. En yakın arkadaşının ya da ailesinin ona bir şey demesinden korkuyor belki de hepsi. Sonunda bir kız el kaldırdığında diğerleri de yavaş yavaş cesaretleniyor. Ateşi yakmak için ufacık bir kıvılcımın yeterli olduğunu görüyoruz aslında.

Filmde yalnızca regl dönemi ve zorlukları işlenmiyor tabii. Bir bölümde Sneha, komşuları olan bir kızın polis olduğunu ve önceden babasının adıyla bilinen bu kızın artık kendi adının herkes tarafından bilindiğini anlatıyor. Kendisinin bu yüzden polis olmak istediğini öğreniyor.  Kadınların ekonomik özgürlüğü ile birlikte sosyal statüsü de o derece artıyor. Kadınlar baba, abi, koca kavramlarından ayrı bir birey olmak için kendi bağımsızlığını iyi bir meslekle kazanmak zorunda ve bu da ancak eğitimle mümkün. Bu yüzden Sneha evlenmek yerine derslerini tamamlayıp polis olmak, ona sataşan bir erkek olursa korkusuzca haddini bildirebilmek istiyor.

Böyle kırsal alanlarda yaşayan, maddi imkânı olmayan, toplum baskısına maruz kalan kadınlarla, "modern" dediğimiz alanlardaki pedlerini gazeteye saran, kasadaki garip bakışlara maruz kalan, özellikle ergenlik döneminde, her ay bu döngünün tamamlanması gerektiğini daha yeni idrak etmeye başlarken karşı cinsin alay konusu olan kadınları birbirinden ayırmak anlamsız olur. Dilerim yeni nesil çok daha bilinçli olur ve harika bir varlık olduğunun farkına varır. Arunachalam Muruganantham'ın filmde söylediği gibi; "Dünyada Tanrı tarafından yaratılan en güçlü varlık aslan değil, fil değil, kaplan değil. Kadın!"


Konuk Yazar: Didem Yalınızcan

0 yorum :

Yorum Gönderme