Sayfalar

24 Şubat 2020

The White Helmets / Beyaz Miğferler (2016)

Orlando von Einsiedel'in yönettiği, 2017 yılında "En İyi Kısa Belgesel" Oscar ödülünün sahibi olan The White Helmets filminde Suriye'deki savaş ve kendini insanları kurtarmaya adamış bir grup işleniyor. 2013 yılında kurulan Beyaz Miğferler, Suriye'nin sivil savunma örgütü diyebiliriz. 120 merkezde faaliyet gösteren bu örgütün 2.900 sivilden oluştuğu söyleniyor.  Beyaz Miğferler olarak adlandırılan bu grup savaş uçaklarının sesini duyar duymaz canları pahasına sivillere yardım etmeye koşuyor. Hep diken üstünde bekleyen, adım başı patlayan bombaların tozu dumana kattığı şehirde bir evden diğerine yetişmeye çalışan, Suriye'nin kahramanları. Her sabah kendi aileleri ile vedalaşıp Halep'in El Ensari semtinde bulunan merkeze gidiyorlar. Merkez dediysem henüz yıkılmasa da perişan haldeki bir yapı.

Filmin açılış sahnesi çok etkileyiciydi. 41 dakika içinde ne izleyeceğimizi özetliyordu adeta. Çok zor şartlarda çok iyi çekimler yapılmış. O karışıklıkta hem kendini korumaya çalışmak hem de oradaki insanların sesi olmak, onları görüntülemek ne kadar zordur tahmin bile edemiyorum. Ama ekip bunu başarmış.

Filmin başından itibaren anlatıcı olarak Khalid Farah, Mohammed Farah ve Abu Omar ile tanışıyoruz. Beyaz Miğferler'e nasıl katıldıklarını ve ne yaptıklarını bizlere anlatıyorlar. Onların anlatımı ve izlediğimiz görüntüler uyum içinde ilerliyor. Kendilerini insanlara yardım etmeye adamış bu ekip, savaşta zarar gören herkesi kendi ailelerinden sayıyor. Yakınlarını kaybetmiş gibi hepsine üzülüyor ya da seviniyorlar. Bunun yanında sayısal veriler, bilgiler de yazı ile aktarılarak filme büyük bir artı sağlıyor.

"Bütün hayatlar eşsiz ve değerlidir."

Patlama sonrası kurtarma çalışmaları sırasında gözüme takılan bir durum vardı: Sivil halkın bu anları televizyona bakar gibi izlemesi. Garip bir şekilde bu beni rahatsız etmek yerine anlamlandırmaya teşvik etti. Bu insanlar her gün bombaların sesiyle uyuyup uyanıyor, her gün önlerinde bir başka bina yıkılıyor, belki en yakınları ölüyor ve artık tepki bile veremez hale geliyorlar. Normal bir şeymiş gibi karşılıyorlar belki de artık. Bir diğer şey ise özellikle savaş alanındaki çocukların gösterilmesi. Bu durum insanın kendine cevap veremeyeceği sorular sormasına sebep oluyor. Savaşlardan en çok yara alan çocuklar… Mohammed Farah oğlunun savaş uçaklarını ayırt edebildiğinden bahsediyor. Belki okula gitmesi, arkadaşlarıyla oynaması gereken ufacık bir çocuğun bilinçaltı, pervane ve patlama sesleriyle doluyor. Fiziksel olarak çektikleri acı dışında her gün şahit oldukları karşısında içlerine işleyen travmayı, oturduğumuz yerden anlayabilmemiz mümkün değil elbette.


Bir mucizeden bahsediliyor filmde, enkaz altından kurtarılan bir bebekten. 16 saat süren çalışmaların ardından bir bebek cesedi aradıklarını düşünürken ağlama sesi duyuyorlar. Sadece bir haftalık olan bu bebek, kime ne yapmış olabilirdi de o molozların altında kalmıştı? İlerleyen kısımlarda bebeğin büyümüş halini görüyoruz. Hiçbir şey hatırlamıyor olsa da ona anlatılanlarla büyüyecek olan bu çocuk, dünyadan sevgi bekleyebilir mi? 

"Sadece sınırı geçmekle durumun tamamen değişmesi ne kadar garip…"

Beyaz Miğferler, sivillerden oluştuğu için çoğunun bu konuda eğitimi yok. Ekipler Türkiye'ye gelerek 1 aylık eğitim görüyorlar. Buradan anlaşılacağı üzere Suriye'ye en çok destek veren ülkelerden birinin de Türkiye olduğu gösteriliyor. Türkiye'nin güvenli topraklarında biraz olsun nefes alsalar bile akılları hala Suriye'de… Telefonları her daim açık, sürekli Suriye ile iletişim kurmaya çalışıyorlar. Geride bıraktıkları ailelerine bir şey oldu mu, o gün kaç kişi hayatını kaybetti, kaç ev bombalandı… Zihinlerini sürekli meşgul eden bu soruların cevaplarını almak için uğraşıyorlar. Yine bir bombalama sonrası Abu Omar'ın oğluna ve kardeşine ulaşma çabasını izliyoruz. Kaybetme korkusunu, onlardan haber aldığında ki sevincini yüzüne yansıtamıyor bile. Çünkü aynı yerde başka insanlar öldü, başkalarının canı yandı ve çocuğu sadece şanslıydı. Günde 200 belki daha fazla saldırıya uğrayan bir mahalle düşünün. Kime, ne zaman yetişebilirsiniz? 

Bu sivil savunma örgütündeki üyelerin artması, imkanlar dahilinde olabildiğince eğitilmesi gerekiyor. Belgeselde yangın eğitimi sırasında Suriye ile kurulan bir bağ vardı. Bombaların düşüşü üzerine yangın söndürme çalışmalarının gösterilmesi, aslında içlerindeki yangının dışa vurumu gibiydi. Ve bu kısım çok ince işlenmişti. Birinin ölen kardeşinin haberini alması ardından gösterilen kuşlar, onun artık cehennemden kurtulup özgürlüğe ve huzura uçtuğunu güzel bir şekilde sembolize ediyordu. Ama aklıma takılan asıl görüntü, eğitimin başında hepsinin elinde gördüğüm Pepsi kutularıydı. Düşmanımızın farkında olsak bile yollarımızın kesişmesi için bir yol mutlaka oluyor ve büyük balık küçük balıkları böylece midesine indiriyor.

Konuk Yazar: Didem Yalınızcan

0 yorum :

Yorum Gönder