Sayfalar

18 Kasım 2019

Atıf Yılmaz ve Kadınlar

Atıf Yılmaz, 1950'lerden itibaren Türk sinemasının her döneminde birbirinden başarılı filmlere imza atmıştır. Bu başarıyı yenilikçi tutumuna borçludur. Sadece yenilikleri takip eden bir yönetmen olmakla kalmamış, takip edilecek yeniliklere imza atmıştır. Sinemaya, sinema eleştirmenliği ve senaryo yazarlığı ile girmiş, afiş tasarımları yapmıştır. 1951 yılında ise ilk filmi Kanlı Feryat'ı çekerek yönetmenliğe adım atmıştır. Ayrıca mesleki örgüt kuruluşlarında yer almış, prodüksiyon firmaları kurmuş, 114 film çekmiştir. Bu uzun soluklu sinema kariyerinde birçok ödüle layık görülmüştür.

Göstermekle Yetinmedi Nedenlerini Anlattı

Atıf Yılmaz'ın filmlerinde çağının ötesinde, yeniliklere açık bir yönetmen olduğunu görmek mümkün. Filmlerinin bazılarında her ne kadar ticari kaygıları göz önünde bulundurmuş olsa da sinemayı önemli bir sanat kabul ettiği de aşikâr. Filmlerinde belli bir kalite tutturmayı, belli bir üslup oluşturmayı başarmıştır. Özellikle 80 sonrası Türk sinemasında Hayallerim Aşkım ve Sen, Ah Belinda, Arkadaşım Şeytan, Gece Melek ve Bizim Çocuklar, Düş Gezginleri, Yerçekimli Aşklar gibi oldukça başarılı, yenilikçi hatta devrimci diyebileceğimiz nitelikte filmler ortaya koymuştur.

Yönetmenliğinin ilk yıllarında Muharrem Gürses okulunun etkisinde kalmış, Mısır melodramlarına yerel motifler katarak filmler çekmiştir. 1957 yılında Gelinin Muradı adlı filmle üslubunu değiştirmiştir. Genel olarak eleştirici bir üslubu, akıcı bir anlatımı vardır. Olayları en gerçek boyutları ile yansıtmaya çalıştığını gözlemlemek mümkün. İyileri ve kötüleri göstermekle yetinmeyip iyi ve kötü olmalarının nedenlerini de açıklamayı tercih etmiştir. Yakından tanıdığı kent yaşamını anlatırken gösterdiği başarıyı köy yaşamını işlediği filmlerinde de büyük bir ölçüde göstermiştir. Piyasa dışına itilmemek için çektiği ticari filmlerinde de belli bir düzeyi tutturabilmiştir.


Kadınlar Hikayelerinin Merkezindeydi

Türk sinemasının çalışkan ve başarılı yönetmeni Atıf Yılmaz'ın öne çıkan filmleri doğrudan kadın hikayelerini anlattığı filmleridir. Özellikle ustalık dönemi filmlerinin merkezinde kadın hikayeleri vardır. Yarattığı kadın karakterlerinin geleneksel Türk toplumunda verdiği birey olma mücadelesini anlatır. Bu konu hakkında kendisi de Emine Demiray ile yaptığı söyleşide şöyle bir açıklama yapmıştır:

Bugün Türkiye'de kadın sorunu benim için önemli bir sorun. Yani kadınların kişilik kazanması, toplumdaki yerlerini belirlemeye çalışmaları Türkiye'de kadın nedir, erkekle durumu, eşitliği, eşitsizliği falan beni ilgilendiriyor. Türkiye'de gerçekte kadın sorununun varlığına inanıyorum ve filmlerimde de bunu vermek istiyorum. Filmlerimin içinde olan kadınları hepsi bir kimlik arayışı içinde olan kadınlar…

Belki de Atıf Yılmaz'ın özel hayatında kadınları seven, dinleyen ve anlayabilen bir erkek olması onu büyük hikâyeci büyük bir yönetmen yapmıştır. Bu konu ile alakalı olarak aynı röportajda şunları dile getirmiştir:

İnsan ilişkileri açısından acemi bir toplum Türk toplumu. Erkekler için de kadınlar için de durum aynı. Bence kadınlar daha kişilikli. Kişilikli oldukları içinde daha ilginçler. Hem ikinci sınıf vatandaş sayılıp hem kişilikli olunca da daha da dram kişisi olabiliyorlar sanatçı için. Kadınlar daha ilginç yaşayabiliyorlar, daha sert değişim gösterebiliyorlar!

Atıf Yılmaz 1991 tarihinde Simavi Yayınları'ndan çıkan anı kitabı Hayallerim Aşkım Ve Ben'de bahsettiğine göre çocukluğunda ve ergenliğinde eril gücün dişil güç üzerindeki adaletsiz tutumu konusunda travmalar yaşamıştır. Yönetmenin görüşünü ve dünyaya bakışını bu travmalar şekillendirdi demek mümkündür.


Atıf Yılmaz'dan Üç Farklı Kadın Hikayesi

Adı Vasfiye (1985)

Necati Cumalı'nın 5 hikâyesinden uyarlanan, Barış Pirhasan'ın senaryosunu yazdığı filmin oyuncu kadrosunda Müjde Ar, Aytaç Arman, Macit Koper gibi isimler vardır. Vasfiye son derece güzel ve çekici bir kadındır. Peşinde koşan erkeklerin hayallerini süslemektedir. Bir pavyonda şarkıcılık yapan Vasfiye'nin hayat hikayesi onu tanıyan, ona âşık olan birbirinden farklı dört erkeğin gözünden anlatılır. Bir kadın hikayesi 4 farklı eril bakış açısı ile gösterilir. Aytaç Arman, Macit Koper, Yılmaz Zafer ve Levent Yılmaz'ın can verdiği bu 4 erkek, Vasfiye'ye kendi bakış açısı ile bir karakter giydirir. Ayrıca Atıf Yılmaz'ın son dönem sinemasında bir fetiş unsuru haline gelen oyuncu Müjde Ar ise 4 karakterli Vasfiye rolünün altından başarıyla kalkmıştır. Atıf Yılmaz'ın bu filmi için sosyal içerikli fantastik film türünün ilk çalışması demek mümkündür.


Asiye Nasıl Kurtulur (1986)

Vasıf Öngören'in tiyatro oyunundan, yine Barış Pirhasan tarafından senaryolaştırılan Asiye Nasıl Kurtulur, 1973 yılında Türkan Şoray'ın oynadığı Asiye Nasıl Kurtulur filminden çok daha başarılıdır. Komisyoncunun gönderdiği Nazlı bir sabah kiralık ev ararken Selahattin ile karşılaşır. Selahattin efemine bir tiptir. Fuhuş evinin yöneticilerindendir. Nazlı birden kendini bir tiyatro oyunun içinde bulur. Filmdeki hayat kadınları dertlerini çektiklerin anlatabilmek için doğaçlama bir piyes hazırlarlar. Bu bataklığa nasıl düştüklerini Asiye adında hayali bir kadın karakter üzerinden anlatırlar. Asiye bu eril egemen toplumda 'namuslu' bir şekilde ayakta kalmaya çalışan bir kadın temsilidir. Fakat filmde de dendiği gibi bu sistem içerisinde 'namuslu' bir şekilde yaşamanın tek yolu ölmektir. Bu eğlenceli epik tiyatro oyununda Asiye'nin kurtulma öyküsü o topluma önerilen değişim modelleri ile yakından alakalıdır.  Asiye Nasıl Kurtulur, Türk sinemasının izlenmesi gereken önemli filmlerindendir.


Kadının Adı Yok (1987)

1987 yılında Duygu Asena'nın yazdığı Kadının Adı Yok kitabı bir Feminist Manifesto niteliğindedir. Duygu Asena bu kitabında kentli kadınların ortak sorunlarını dile getirmiştir. Bu kitap aynı yıl yine aynı isimle Atıf Yılmaz tarafından beyazperdeye uyarlanmıştır.

Işık karakterini Hale Soygazi canlandırmaktadır. Işık küçüklüğünden itibaren babası başta olmak üzere birçok erkeğin baskısı altında yaşamıştır. Ama artık olgun bir kadındır. Toplumun alışılagelmiş kadın karakterine uygun değildir, sivridir. Bu nedenle yakın zamanda işini ve eşini kaybetmiştir. Kafasını dinleyebilmek için arkadaşının yazlığına gider. Burada kalem ve kâğıt yardımı ile geçmişi ile hesaplaşmaya başlar. Çocukluğuna döner. Babasından gördüğü baskının gelişimi üzerindeki etkilerini biraz da Freudyen bir bakış açısıyla analiz eder. Aslında babası ile birbirlerini çok sevmektedirler. Babasının üzerinde de bir erkeklik baskısı olduğunu fark eder. Çünkü kızını çok sevmesine rağmen her zaman mesafeli davranıp despot baba imajını zedelememeye uğraşır. Toplumun baskısı nedeniyle o da kızına içinden geldiği gibi davranamaz. Bu da baba kız arasında büyük bir iletişim problemine sebep olur. Işık, genç kız olduğunda ise birlikte olduğu erkeklerin faydacı tutumlarından, onu daha aşağı görmelerinden rahatsız olur. Evlendiğinde ise aynı derecede yıpranmıştır. Bu eşitsizliğin iş hayatında da olduğunu görür. 

Işık, arkadaşının yazlığında hesaplaşmalarını sürdürürken arkadaşının başka bir arkadaşı olan Orhan yazlığa gelir. Aralarına çok farklı bir ilişki başlar. Bu ilişkinin ardından Işık topluma olan özgürlük baş kaldırışını açıktan açığa ilan eder. Özellikle filmin final sahnesi çok akılda kalıcıdır. Tamamen soyunmuş olan Işık, daktilosunun başına geçer ve hikâyesini yazmaya başlar. Adeta bir kadının tüm toplumsal beklentilerin oluşturduğu kimliklerinden, baskılardan ve korkularından kurtulmuş bir halde direnişe başlamasını anlatır. Filme nazaran kitabın modern kadının aile içinde, iş alanında, evlilikte, cinsellikte ve aşkta yaşadığı problemleri işlemesi açısından filmden daha iyi olduğu söylenebilir.

Sonuç

Atıf Yılmaz kadınları seven bir adam, sinemayı seven bir yönetmendi. Bunca güzel kadın hikayesini anlatabilmesi ve bunca başarılı kadın karakterini yaratabilmesi de belki de bundandı.

Kendimi en iyi, en doğru ifade edebildiğim, tam değil ama en çok tatmine ulaştığım ilişkim sinema ile olan ilişkim diyebilirim.

0 yorum :

Yorum Gönder