Sayfalar

18 Aralık 2018

Sevmek Zamanı (1965)

Bazı yönetmenleri andıkça, bazı filmleri izledikçe ve bazı oyuncuları gördükçe neden diyorum, Yeşilçam olmadı? Bazen öyle derinden nefes aldığını hissetiriyor ki şaşırmamak elde değil. Tamam bir Holywood olmasını beklemiyorum ancak en azından bir İran sineması ya da Japon sineması gibi kendi sesini bulabilmeliydi. Fakat bir türlü taşlar yerine oturmuyor ve ilk filmden bu yana bir türlü Türk sineması kendi sesini bulamıyor.

“Sevmek Zamanı” filmi de Türk sinemasının nefes almaya çalıştığı filmlerden biri. Ancak bu filmde de birileri sanki boğazına yapışmış nefes almasını engelliyor gibi.Yağmurla başlayan o ilk sahne... Masadan kalkanın ve masa da kalanın yalnızlıkları ve kararlı ıslak adımlar... Sanki daha bu ilk kareden sağlam bir film geleceğini haber vermek istiyorlar. Fakat o güldürü müziği tadında ki müzik başladığında biraz şüpheye düşmüyor değilim. “Sevmek Zamanı”, 1965 yılında Metin Erksan tarafından beyaz perdeye aktarılmış. Başrollerde Müşfik Kenter ve Sema Özcan’ı gördüğümüz filmin senaryosu Metin Erksan ve Kemal Demirel tarafından kaleme alınmış. Film sadece 85 dakika ancak bazı sahneler o kadar yavaş ilerliyor ki bu süre bile fazla gelebilir. Filmin öyle harika bir konusu var ki...

Filmi izlerken çoğu kez filmden kopup kendi hülyalarınızda kayboluyorsunuz…Fazla ağır ilerleyen akışın da etkisiyle derin düşüncelere dalıyorsunuz. Aşk nedir ya da ne olmalıdır? Aşk kaç kişilik bir duygudur? Ah! O berbat müzik ara ara girip uyandırmasa film bitmeden mecnun olur insan!..


Resme Aşık Olmak

Bir resme aşık olmayı tahayyül edebiliyor musunuz? Resmine aşık olduğunuz kişi, gerçekten aşık olduğunuz kişi olabilir mi? Zira resme aşık olduğunuz da resmin sahibi hayalinizde belirir ve siz ona bir kişilik, bir karakter verirsiniz. Ve aşkından ölmeye amade olursunuz. Peki, resmin sahibi çıkıp gelince karşınıza, hayalinizdeki ile karşınızdaki karakterler örtüşmezse ne yaparsınız? Ki hayaller mükemmeliyetçidir. Gerçek, her zaman o sıradan tavrıyla hayalinizi yıkacaktır. Halil, işte tam da bu ikilemde kalıyor. Ne yapmalı? Hayalinin peşinden mi koşmalı, yoksa karşısında ki kişiye mi aşık olmalı? Yeniden aşık olmak zahmetli iş... Hayallerini bırakırsa yaşadığı şey aşk olur mu? Halil, o bakışlara vuruldu. Peki, Meral hep öyle bakabilecek mi?

İçimizden birileri baştan kaybedecek biliyorum. Resme aşık olunur mu hiç? Fakat biliyorum bu hazzı yaşayanlar var ve Halil’i şiddetle kınıyorlar, aşkını terk edilme korkusuyla değiştirdiği için.

Peki ya Meral, reddedilme bağlılığı mı yaşıyor, yoksa gerçek aşkı mı buldu? Hislerinden emin olabilecek mi? Halil, ilk karşılaşmada Meral’e ilgi göstermiş olsa, Meral yine de aşık olur muydu? Onun yerinde olmak ister misiniz? Güzel, çekici, eğitimli ve zengin bir hanımefendi için reddedilmek hiç de kolay bir şey olmasa gerek. Belki de bu hissi ilk defa yaşıyor ve kaldıramadı, sonrasında da kendini aşık zannetti!


Dilemma

Her aşkın bir yancısı (üçüncüsü) bulunur hikayelerimizde. Bu aşkın yancısı ise Meral’e sevdalı Başar. Başar da Meral gibi zengin ve bu sebeple kendini daha bir layık görüyor Meral’e. Halil, zengin kızıyla evliliği mümkün görmediğinden, aşkına yani fotoğrafa dönüyor. Meral ise kefen niyetine bir gelinlik giyiyor. Peki, hangisi daha zor? Halil’in fedakarlığı mı, Meral’in kabullenmişliği mi yoksa Başar’ın çaresizliği mi?

Film finalinde dehşet bir dilemmayı aksettiriyor bizlere... Meral sevgisinin peşinden koşup gelmişken ve Halil, ilk aşkı olan fotoğrafa veda edip Meral’e sarılırken, Başar ne yapacak, tetiğe basacak mı? Aşk insana neler yaptırmaz ki?



Yazar: Nuh Ürün
 
            

0 yorum :

Yorum Gönder