Sayfalar

6 Ekim 2017

Koblic (2016)

Uzaktan bakıldığında pek çok kişi için ilham verici özellikler taşıyan Latin Amerika ülkelerinin sanat anlayışlarında da kültürel ve siyasal yapılarından izler her daim var olagelmiştir. Bize hayli uzak bir konumda bulunduğu için daha ziyade futbol yıldızlarıyla tanıdığımız Latin Amerika’da pek çok devlet, geçmişte yaşadığı çoğu sıkıntıyla, sert yöntemlerle mücadele ederek baş etmeyi seçti. Burada değerlendireceğimiz Koblic filmi, bu coğrafyaya ait bir ülke olan Arjantin’in pek de hoş olaylar barındırmayan yakın siyasi geçmişini arka plana alarak karakter odaklı çarpıcı bir öykü sunuyor bizlere. Bazı alışkanlıklar, davranışlar ve insanlarının fiziksel özellikleri yönünden kendimize benzetebileceğimiz Arjantin’de, Thomas Koblic karakterinin, bir askeri pilot olarak yaptıkları ve yaşadıklarını görünce, (herhalde bu kadarı Türkiye’de olamaz) ülkedeki askerin gücü ve siyasi olaylara karşı tutumu hakkında da bilgi ediniyorsunuz. 

2016 yılında vizyona giren ve bir sonraki yıl da dahil dünyanın pek çok önemli festivalinde boy gösteren “Koblic” filmi beni son zamanda en çok etkileyen filmlerden biri oldu. Bunda, Latin kültürüne ve Latin Amerika ülkelerine ilgi duyuyor olmam elbette etkili olabilir ancak ele aldığı sarsıcı öyküsü ve sade anlatımıyla büyük beğeni toplayan film, benim de kişisel IMDb listemde kesinlikle kendine yer bulacak!

1970’lerin sonlarında geçen öyküde, askeri pilot Thomas Koblic, görenlerin kanını donduracak türdeki siyasi mahkumların canlı canlı uçaktan aşağıya atılmalarına artık seyirci kalamayıp bu işi bırakmak istiyor. Askerî açıdan bu durum, emre itaatsizlik sayıldığı için suçlanıyor ve kaçak konumuna düşüyor. Saklanmak için ülkenin güneyindeki küçük bir kasabada yaşayan arkadaşı Albert’in yanına gidiyor. Ne var ki “kasabanın diktatörü” diyebileceğimiz komiser, bu gizemli adamı merak ediyor ve kim olduğunu öğrenene kadar, hatta öğrendikten sonra da peşini bırakmıyor. Koblic, gözlerden uzak, küçük ama pek şirin denilemeyecek bu kasvetli kasabada günlerini geçirirken sürekli iç hesaplaşmalar yaşıyor.


Ana Karakter ve Mekân İlişkisi

Filmin geçtiği kasaba, karakterimizin suçluluk duygusu ve karamsar ruh haliyle o kadar örtüşüyor ki, bu kadar mükemmel bir zeminin seçilmiş olmasının başlı başına bir başarı olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Bir sahnede 360 derecelik açı ile gördüğümüz bu kasaba da tıpkı Thomas Koblic gibi kasvetli ve çaresiz durumda. Kasabanın durumunu çok fazla sıkıntı yapmayan Koblic, (daha büyük dertleri var çünkü) eğer ki kasabadan çıkarsa büyük sıkıntılarla karşılaşabilir ama çıkmazsa da bu sefer kasaba aynı sıkıntıları yaşayabilir. Ana karakterle mekân arasında böyle bir ilişki var.

Filmin konusuna çok fazla değinmeksizin atmosferinden söz etmem gerekirse, hayli cezbedici bir karakter-mekân-zaman ilişkisinin olduğunu belirtmeliyim. Askeri pilotluktan tarım sulama pilotluğuna geçiş yapan Koblic’in küçük uçakla gezindiği esnada gördüğümüz, göz alabildiğine uzanan tarlalar ve arkasından gelen masmavi deniz, anlık olarak bizi de Koblic gibi kasvetten çıkarıyor. Güneş ışığının vuruşunu ve karakterlerin kıyafetlerini düşünüldüğünde film, izleyicide güz döneminde geçtiği hissi uyandırıyor. Yani tıpkı mekân gibi film için seçilen zaman da Koblic’in dünyası ile birebir örtüşüyor.

Derinlemesine Karakter Analizi Hissediliyor

Adını aldığı ana karakterin dünyasını anlatan bir filmde yan karakterleri doğru ve ölçülü bir şekilde filme dahil edebilmek beceri isteyen bir iş. Üstelik her bir karakterin kendine has dünyaları olan ve alt metinlerinde her birinin bir duyguyu, durumu, hatta olguyu temsil ettiği bir filmde, bu karakterleri ana karakterin etrafında döndürebilmek bu tarz filmlerin seyir zevkini de artırıyor, çıtasını da yükseltiyor. Bunu yapabilmenin yolu da senarist ve yönetmen olarak filminizden ne istediğinizi bilmenizden geçiyor. Yani böyle bir filmi neden yapıyorsunuz? Sizin Thomas Koblic’le, Thomas Koblic’in dünyayla derdi ne? Koblic, eski bir dostu bu kasabada yaşadığı ve onun yanında işlevsel olabileceğini düşündüğü için buraya gelmiş olabilir. Ancak onu genç ve güzel Nancy ile bir araya getiren neden sadece Nancy’nin beraber yaşadığı adamın kaba saba, çirkin, kötücül; Koblic’in ise yakışıklı, kibar ve iyi olması mı? Bence değil. Koblic aynı zamanda gerekirse bütün geçmişini yakabilecek kadar da gözü kara birisi. Birkaç ay kalmış emekliliğini, karısını, çevresini ve tüm hayatını geride bırakıp yeni bir geleceğe uzanmak derdinde. Bu nedenle her ne kadar Nancy ona koşa koşa gelse de aslında Nancy’i ona getiren şey Koblic’in de gitmekte olduğu yol. Bu küçücük kasabada buluşmuş iki çaresiz insan görünümünde olsalar da birisi çoktan yola çıkmış, diğeri de bunun için küçük bir işaret bekleyen iki karakter var karşımızda. Bu yüzden bence bu iki kişi, çaresizlik durumu içinde değil Koblic’in çıktığı yolda karşılaşıyorlar.


Teknik Hassasiyet Kendini Gösteriyor

Sıra dışı denilebilecek bir öyküde sıradan bir anlatımı seçmiş bir film Koblic. Bunu yaparken de kendi anlatımı çerçevesinde teknik detayları es geçmemiş. Latin Amerika ülkelerinde yapılan filmlerde benim son dönemde dikkatimi çeken önemli noktalardan bir tanesi ses tasarımlarının filmin atmosferine uygun şekilde, büyük bir hassasiyet gösterilerek yapılması. 2015 yapımı ve o yıl Cannes Film Festivali’ne damga vurmuş Kolombiya’dan çıkan “Toprağın Gölgesinde” filminde kırsal atmosferin mükemmel bir şekilde beyazperdeye taşınışını izlemiştik. Ağaç yapraklarının hışırtısını, hatta toprağın sesini bile duyabiliyorduk. Bunlar da o filmin başarısını perçinleyen önemli unsurlardı. Bu noktalara o denli hassasiyet gösterilerek yapılmış bir film olmasa da bence Koblic de izleyiciyi, yarattığı dünyaya dahil etme konusunda oldukça cazip bir film. Akıllara Latin Amerika denilince gelen fotoğrafları da filmde bulabiliyorsunuz. Duvarları eskimiş tek katlı binalar, kapağı şapkalı, sarı renkli içkiler, uzun etek giymiş, saçlarını arkadan toplamış esmer, balık etli, orta yaşlı kadınlar, sigara içmekten bıyıkları sararmış orta yaş üstü adamlar ve tabii ki genç ve güzel kadınlar… Oldukça geniş bir yüzölçümüne sahip olan Arjantin’in güneyinde geçen bu film, izleyende dünyanın sonundaymış hissi uyandırıyor. Başta da dediğim gibi hem iç dünyasından hem de kaçak konumda olduğu için dış dünyadan çıkış bulamayan Thomas Koblic’in yaşadıklarını anlamamız için ancak bu kadar güzel bir yer seçilebilirdi. Koblic’in dünyasının etrafındaki küçük dünyalar da filmde kırılma noktaları yaratıyor ve filmi daha da zengin kılıyor. Karakter odaklı bir filmde tüm yan karakterlerin ana karakteri beslemek için var olduğunu düşündüğümüzde, filmin yan karakterlerinin Koblic’in önüne geçmeden bu kadar etkileyici hale gelebilmeleri film için gerçekten önemli bir artı değer.

Sonuç itibariyle eğer ki sağlam bir öyküsü olan, derin karakterler barındıran, şiirsel anlatıma sahip ve biraz kasvetli bir film benim ilgimi çeker diyorsanız Koblici sizlere tavsiye ederim. Şahsen ikinci izleyişten sonra hakkında yazı kaleme aldığım bu filmi, şu anda da bir yerde yayınlansa tekrar oturup izleyebilirim.



Yazar: Ulaş Kıroğlu

0 yorum :

Yorum Gönder