Sayfalar

20 Eylül 2017

Kur'an Kıssalarında Sinematik Özellikler - Züheyr Mansur El Mezidi

Çok değerli ve özel olduğunu düşündüğüm bu çalışma hakkında bir şeyler yazmamak olmazdı. Bu yazının, çalışmanın içeriğinde var olan Kur’an, Kur’an kıssaları, sinema teknikleri, sanat ve Müslüman, din-sinema ilişkisi hakkında, zihinlerde farklı pencereler açmaya vesile olacağını düşündüm.

Elbette Kur’an kıssalarını sinematik bir bakış ile ele almanın kazanımları ve bu metodun nasıl olacağıyla ilgili tartışılabileneceği bir gerçek. Çalışmanın içerdiği samimiyeti göz ardı etmemek gerektiği de elbette... Kitabın ilk sayfasında “Sevgi ve merhameti sonsuz olan Allah’ın adıyla” yazmasını bu yüzden zikretmek isterim. Züheyr Mansur El MEZİDİ de “Kuran Kıssalarında Sinematik Özellikleri”n yazarı. Amerika’da eğitim almış olan yazar, “Müslüman sanatçı”ya bir yol açabilmek için bu çalışmayı kendine amaç edinmiş.

Üç bölümden oluşan kitabın teknik ve önemli kısmını Kur’an Kıssalarında Kamera Hareketleri olan 2. bölüm oluşturuyor. Bu bölümü detaylandırmadan önce kamera açıları, senaryo yazımı hakkında verilmesi gereken bilgileri de vermeyi ihmal etmiyor kitap. Kur’an kıssalarını ele almadan önce kafamızda soru işareti kalmadan gerekli temel şeyleri öğrenmiş olunacağını söyleyebiliriz yani. Böylece bu temel bilgilerin öğreniminden sonra, onları Kur’an ayetlerinde kullanmış ve “sinematik özellik” diyeceğimiz özelliklerin keşfini yaşamış oluruz.

Tasavvur, Sanat ve Kur’an

Algılar, tasavvuru nasıl etkiler?

İnsanın kişisel farklılıkları bu algıları nasıl etkiler?

Algı ve gerçek olan arasındaki farklılıklar nelerdir?

Temelden ele alarak, duyularımız vasıtasıyla oluşan tasavvurlarımızla “gerçek”in farklılıklarını tartışan yazar, sanatın tasavvur oluşumuna etkisini de ele almış. “Güzel” ve “sanat” ilişkisinden en başta söz etmiş elbette.

Algılar kişiye, cinsiyete, ihtiyaca göre değişiklik gösterirken, tasavvur oluşumunda da bu ve bunun gibi etkilerin bulunması konularına değinirken, temel konusu olan Kur’an’ın bu çeşit ve değişikleri göz ardı etmediğini ve değişen algılara rağmen tek bir “gerçek”in olduğunu gösterme eğilimindedir yazar. Elbette, burada anlatılmak isteneni daha iyi anlayabilmek ve Kur’an merkezli medeniyeti, sanat anlayışını ve sanatçıyı görebilmek için Kur’an’ın nasıl bir yapıda olduğunu da bilmemiz gerekir. Bunun için gerekli olan bilgiyi, “Müslüman Sanatçıda Tasavvur Oluşumu” olan birinci bölümde görebiliriz. Ayrıca bu bölüm, Kur’an’da yer alan tasavvur oluşumundaki eğitime de yer verir.

Medeniyetlerin sanat anlayışlarında da bu çeşitli etkilerle oluşan tasavvurlar var. Ortaya çıkan çalışmalarda görebileceğimiz işaretler ve oluşan imgeler de bunun kanıtı olur. Bugün filmde, tiyatroda veya kitapta hangi tasavvura sahip birinin ellerinin değdiğini anlamak mümkün. Özellikle sanatın görüşlerimizi aktarmak için güzel bir araç olduğunu düşündüğümüzde bu daha iyi anlaşılır. Yine de bunun keskin çizgilerle ayrıldığını söylemek tartışılabilir.

Anlatılmak istenin şey için var olan işaretler, oluşturulmak istenen tasavvur için bir yönetmen, filmdeki bir kimsenin yalnız olduğunu çeşitli yollara başvurarak anlatabileceği gibi bir kimsenin inancının ne olduğunu yapacağı ibadetlerle gösterme yoluna gidebilir. Ağzında sigarasıyla yakalarını kaldırmış, başını eğmiş bir adam hüzünlüdür misal. Ya da namaz kılarken izlediğimiz bir kimsenin Müslüman olduğunu ve artık onu o şekilde değerlendirmemiz gerektiğini biliriz. Mesela inancı olan biri için “çılgınlar gibi sevmek” yanlış bir şeyken “elif gibi sevmek” kendince doğru bir model olabilir…


Sinemadaki Ölçülerle Kur’an’dan Örnekler

Bir tasavvurun, bir sahnenin zihinlerde oluşması için Kur’an, anlatılan o şeyi kendi üslubuyla betimler, hem de bunu örneklerle yapar. Anlatılanı, zihinde canlandırmamızı sağlar. Kur’an’ın içerdiği bu metotların yanında yine Kur’an’ın musiki yoluyla tasvir yoluna gittiği ve böylece anlatılanın zihinde kalıcılığına ve kişi üzerindeki etkileyiciliği üzerinde durulur. Kur’an hakkında bilgi vermek amacıyla bahsedilen mekanizmanın bir kısmıyla yetineceğim. Çünkü alt başlıklarla anlatılan bu örneklerin hepsine değinmek yazının amacına aykırı olur. Tek bir örneğin, yazarın konuyu nasıl işlediğini göstermeye yardımcı olacağını düşünüyorum. 

Yazar, sinemadaki “Algı ve Gerçek” ölçüsünü, Kur’an kıssalarını değerlendirmede kullanır. 

Bir film, okuduğumuz bir kitap diyerek çok uzağa gitmeden de bu ölçüyü bilmek mümkün. “Algıladığımız, gerçeğe ne kadar yakın” ölçüsü hayatın tam içindedir çünkü.

Ama filmlerde var olan gerçeğin bizim algılarımızda nasıl değiştiğini, izlediğimiz bir filmde kendi deneyimlerimizle de mutlaka görmüşüzdür. Özellikle dikkatli olmadığımızda, olayın sebebini, derinliğini düşünmediğimizde ve tohum ekme (seeding) ile verilen işaretleri gözden kaçırdığımızda “gerçek”i de görmemek de kaçınılmaz olur.

Gözden kaçırılan bir gerçekten bahsediyorsak yazarın dediği şu cümleyi de es geçmemeliyiz: “Görünen ve izlenilen durum hakikatin zıttı olabilir.”

Şunları belirtmekte de fayda var: Hikâyenin ilerleyen zamanlarında birtakım şeylerin açığa çıkmasından önce, gerçeğin görünür kılınması için baştan dikkatli olmayı, ipuçlarını yakalamaktan ayrı örnekle anlatmak gerekir. “Tohum Ekme” ile bir hikâyenin sonuna edilen işaretler farklı olduğu için aynı örnek içinde değerlendirilemez. Bahsedilen sinematik özelliklerin Kur’an’daki varlığını ise diğer kıssalarla beraber geçen Yusuf kıssasıyla örneklendirmeyi tercih ettim. Nihayetinde bu, birçoğumuzun az çok küçüklükten beri duyduğu bir hikâye…

Yazar daha çok Yusuf ve Musa kıssası üzerinde durmuş olsa da Lut, İbrahim, Süleyman Peygamberlerin kıssalarından da bahseder.

Elbette bu örneği ve diğer verilen örnekleri anlayabilmek için Kur’an’da geçen kıssaların içeriği hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Zaten yazar, tek tek ayetleri vererek ve baştan sonra açıklayarak bu boşlukları da dolduruyor.

Yusuf kıssasında Yusuf (a.s.) bir rüya görür ve babasına bu rüyayı anlatır. Hikâyede aynen böyle geçen olayda rüyanın da ne olduğu belirtilir. Buradaki rüyayı sinemadaki “tohum ekme” özelliğinin kullanılmasıyla bağdaştıran yazar, bu rüyanın hikâyenin sonunda gerçekleşecek olaylara bir ışık olduğunu belirtir.

Yusuf (a.s.) , hikâyenin ileriki bir kısmında zindana girer. El Mezidi sorar: Yaşadığı bu şey, o kadar kötü müdür? Bu cezayla karşılaşan herkes bunun kötü olduğunu düşünür. Ama bu bizim olaylara bakışımızın sonucudur. Geleceğe dair bilgimizin sınırlı olmasının ve bakış açılarımızın yetersiz derinliğe sahip olmasının da payı olan bir algılayıştır bu. Fakat hikâyenin bu zindan sürecindeki maksatları açıklamaya yeltenince ortaya çıkan sonuçlar, Yusuf’u korumak ve onu güçlendirmek, İslam’a davet olabilir. Olayların ardında gerçeği görememek böyle bir şeydir.

Kıssalara Kamera Açısıyla Bakmak

Kıssalarda göreceğimiz birçok detayı sinematik özelliklerle açıklar, yazar. Kamera açıları da dahil. Fakat belirttiğimiz gibi her bilgiyi ve kıssanın her bölümünü burada anlatmak yazının amacını aşmaya sebep olur. 
  
Hiçbir bilgisi olmayan birinin dahi anlayacağı şekilde çekim planlarını açıklayan yazar, kıssalarla bu çekim planlarını örneklendirir. Konuşmalarda ve ayetlerde geçen “dedi” ifadeleri hep “yakın plan”ı kapsar, misal. “Dediler” ise topluluğa ait bir eylem olduğu için yakın plandan daha geniş bir açıyı kapsadığı için “bel plan”ı gerekir. Olayların gelişmesi ise “boy plan”ını gerektirir. Yine Yusuf kıssasından örnek vermek gerekirse onun kuyuya atılması çok yerinde ve güzel bir örnek olur buna.

Kıssalara bu şekilde bir bakış açısı getirmenin ne gibi bir faydası olur ya da bize ne kazandırır diye düşünmek de lazım elbette. Okuduğumuz ayetleri zihnimizde daha rahat canlandırdığımızı fark etmek mümkün, kamera açılarıyla okumak bize bir film sahnesini kafamızda nasıl çekeceğimizi kazandırıyor.

Etkileyiciliğin arttığı muhakkak ama daha güzeli, ayrıntıları daha yakından görmeyi mümkün kılıyor. Kıssaları ayrıntılarıyla değerlendirdiğimizde Kur’an’ın sanatsal yönünü daha iyi kavramış oluyoruz. Elbette bu, sinemaya ilgisi olan bir kimse için daha heyecan verici olur. Okuduğu kelimelerin kâğıttan zihninde somut bir olaya dönüştüğünü görmek ve bunu kendi sanat eserlerinde de uygulamak için bir yol gösterici olarak algılamak demek aynı zamanda, sinematik özelliklerle Kur’an ayetlerini okumak. Okumaya farklı bir anlam getirdiğimizi de fark etmiş oluyoruz. Bu yüzden önemli olduğunu düşündürse de yazarın da dediği gibi yeterli olması için daha çok emek ve çalışma gerekli.

Ayrıca Kur’an’da geçen kadın karakterlerden de ayrı bir başlıkta bahsetmiş El Mezidi. Burada hitap edilen, bağımlılığın aksine birey olarak bir varlığa sahip olan kadınlara dikkat çekmiş. Bugün hala birçok açıdan tartışma konusu olan “kadın”ı kamera açılarıyla ve karakteristik özellikleriyle kısaca ele almış. Kıssalarda geçen ve daha çok peygamberlerin eşleri olarak tanımlanan kadınların özgürce yaptığı seçimlerden “kadın”ı korumacı tavrı ve Kur’an’daki ayetleri referans gösterip aşağılayıcı bir tavra girenlere cevabı olarak ele alınan bir başlık olduğu ortada. Yine de ayrı bir başlık yerine kıssaların bütünlüğü bozulmadan diğer olaylarla beraber ele alınması gerektiği de bir gerçek. Nitekim Yusuf kıssasında geçen kadın karakteri ayrı bir şekilde ele almak kıssayı bütün olarak değerlendirmeye mâni olabilir.


Yazar: Ülkü Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder