Sayfalar

8 Haziran 2017

Goblin - 1. Sezon (2016)

Bildiğiniz evren kurallarını unutun! Birazdan okuyacağınız dünyada, ölümsüz bir Goblin ve onun gelininin hikayesi anlatılıyor. Hazır mısınız? “Goblin”, “The Heirs” ve “Descendants of the Sun” dizisinin senaristi Kim Eun Sook tarafından yazılmış 16 bölümlük bir dizidir. Televizyon dünyasının acımasız canavarı reytinglerde, yayınlandığı andan itibaren birinciliği elinden düşürmeyen Goblin, ayrıca 53. BaekSang Sanat Ödülleri ve 2017 Kore Kablolu TV Ödülleri’nde aldığı ödüllerin dışında dillere destan müzikleriyle de En İyi Dizi Müziği Ödülü bile almıştır.

Peki Goblin” ya da diğer adıyla “Guardian: The Lonely and Great God” dizisini bu kadar mükemmel kılan nedir? Öncelikle Goblin evrenini anlamak lazım. İnanışlarına göre her insanın 4 defa dünyaya gelip yaşama hakkı var. Başrol kızımız Ji Eun-Tak aynen şu şekilde anlatıyor: “İnsanların ömründe 4 aşaması varmış. Tohumları ekme aşaması, tohumları sulama aşaması, hasat etme aşaması ve hasadın tadını çıkarma aşaması.” Ne güzel de söylemiş! 

Dizide Goblin, onun gelini, reenkarne olmuş kardeşi ve Azrail, hatta Tanrı ve Tanrıça karakterleri bile bulunmakta. Kore’nin hanedanlık zamanında iyi bir komutan olan Kim Shin’in kardeşi Kim Sun, kral ile evlenir. Fakat Kim Shin’in başarıları ve zaferleri kralın bile namını geçer. Birçok oyun ve fitne sonucu kral, kraliçenin tüm itirazlarına ve sevgisine rağmen komutanın ve akrabalarının ölmesi kararını onaylar. Hatta önce kendisine karşı çıkan ilk aşkı kraliçe Kim Sun’ı sonra da abisi Kim Shin’i öldürtür. Tabi ki son pişmanlık bir çareye yaramasa da kendisini de zehirleterek öldürür. Dizi boyunca en büyük düğüm sanırım bu noktaydı, üçünün ölümü. Kim Shin, Tanrı’nın ödülü aynı zamanda da cezasıyla hayata Goblin olarak geri döner. Artık ölümsüzdür ancak bütün sevdiklerinin ölümünü görüp unutmamaya mahkûm edilmiş biridir. Ölümüne neden olan o kılıç kalbinde yaşayacak ve sadece Goblin’in gelini o kılıcı görüp çıkarabilecektir. Bir diğer düğüm de burada başlıyor. Izdırap dolu hayatından kurtulmak için, asla bu dünyadan gitmek istememesine neden olacak gelini bulması gerekiyor. Ne büyük dram!


“Goblin”, Avrupa inanışlarında şeytan ve kötülüğü simgeleyen çirkin bir varlıktır. Bu yüzden daha çok Korelilerin inandıkları doğaüstü bir varlık olan “dokkaebi” ile özdeşleştirelibilir. Ama bizim Goblin olan Gong Yoo sağ olsun; uzun boylu, fit, oldukça yakışıklı, merhametli, sevgi dolu ve daha birçok hem fiziki hem de manevi özelliğe sahip bir karakter olabilmeyi başarmıştır. Gong Yoo, bayılarak izlediğim “Big” dizisinden sonra uzun bir ara verse de dizide rolünün hakkını verebilmiştir. Tanrıvari özelliklere sahip bir karakter olması da cabası! Bir kapının içinden geçerek istediği yerlere gidebiliyor, üzüldüğünde tüm dünya buna şahit oluyor ve yağmur bastırıyor, nesneleri hareket ettirebiliyor. Tüm fantastik severlerin hayali bir adamda! Fakat bunların teknik olarak mükemmel çekildiğini söyleyemeyeceğim. Hatta öyle ki bir sahnede “Goblin” telekinezi ile dolabın kapağını açıyor ama kadrajda alt tarafta, dolabı tutan kişinin eli gözüküyor. 

Kim Go-eun’un canlandırdığı başrol kızımız Ji Eun-Tak yani Goblin’in gelinine başlangıçta acaba ile bakmıştım. Sanırım “Cheese in the Trap” dizisindeki donuk ifadesinden kaynaklanıyordu. Ama Goblindeki karakteri, açık sözlülüğü ve küçük dilekleri onu gerçekten sempatik göstermiş. Annesi henüz Ji  Eun-Tak’a hamileyken araba çarpıyor ve ölmek üzereyken yardım çığlıklarını duyan Goblin’imiz onu kurtarıyor. Böylece aslında hiç doğmaması gereken Ji Eun-Tak doğuyor, Azrail eli boş dönüyor ve artık Goblin’in bir gelini oluyor! Ji Eun-Tak, boynunda Goblin gelini olduğunu gösteren bir doğum lekesiyle ve hayaletleri görerek büyüyen bir çocuğa dönüşüyor. Henüz daha 9 yaşındayken annesi doğum gününde öldüğünde, annesinin hayaletiyle konuşma sahnelerinde içim parçalandı. Düşünsenize, ilk kez bir doğum gününü mumları üfleyerek kutlayacak küçük bir kız çocuğu, annesiyle değil de onun ruhuyla konuşuyor. Tüyler ürpertici! Bu zamandan bir lise öğrencisi oluncaya kadar asla mum üflememiş bir kız çocuğu olan Ji Eun-Tak, yanında kaldığı teyzesinin baskısından bıkar ve pastasını kaptığı gibi mumları üfler ve dileklerini sıralar: “Lütfen iş bulmama yardım et ve teyzemin ailesi için bir şeyler yap ve bir erkek arkadaşım olmasına izin ver!” Mumun sönmesiyle Goblin kendini Ji Eun-Tak’ın yanında bulur. Hem de elinde karabaş çiçeği buketiyle. Dizi boyunca bu onların iletişim metodu olur. Ji Eun-Tak ateşi söndürüyor, Goblin onun yanında beliriyor! Birçok sahnede okul üniformasıyla olan gelinimizin kendisinden yaşça büyük bir adama aşık olması eleştiri oklarının hedefi haline gelmiştir. Nitekim eleştiriler haksız da değildir.

Dizi ağırlıklı olarak Goblin ve gelinin aşkı üzerineymiş gibi görünse de Azrail ve tavukçu kızın hikayesi bence daha dramatik ve işlenmeye değerdi. Goblin evreninde önceki hayatlarında gerçekten çok kötü bir şey yapan kişilerin Azrail olduğu inanışı hakimdir. Bu sebepten dizi boyunca gerçekten sempatik olan ölüm meleğimizin çok zor zamanlar geçirdiğine tanık oluyoruz. Beyin hatırlamasa da bedenin kendini suçladığı durumlar gerçekten olabilir mi? Azrail aynen böyle bir karakter. Bu zamana kadar ki birçok dizisinde başrol oynayan Lee Dong-Wook, bir dizide nasıl yan karakter olabildi diye düşünmüştüm. Fakat diziyi izlediğimde “İyi ki olmuş!” dedim. Hele bir de dizinin finaliyle birlikte gelen röportajlarda Lee Dong-Wook’un Azrail rolü için hayır yanıtı aldığı senaristin peşinden koşup rolü kapma olayını öğrenince iyi kilerim daha da arttı. Azrail, soğuk kanlı, karizmatik, bazen yaşlı bir adam kadar teknolojiden uzak, hatırlayamadığı halde ilk aşkının resmini bile gördüğünde ağlayan romantik bir karakter. Giydiği siyah şapkasıyla görünmez de olabiliyor. Goblin ile arasındaki diyaloglar her zaman dizinin komedi unsuru olmayı başarıyor. Ben böyle bir ikili görmedim!


Kim Sun’a gelince… Aslında Sunny! Azrail’in dediği gibi Sun Hee değil Sunny. Kim Sun, Goblin’in kardeşi. Hani şu Kral Wang Yeo’nun eşi. Sunny, Kim Sun’ın reenkarne olmuş halidir. Her zaman açık sözlü, tavukçu dükkanına sahip olan birindense ülkeleri yönetecek bir kraliçenin güzelliğine sahip bir kadındır. Azrail ile aralarındaki uyum inanılmazdı! Çok fazla spoiler vermek istemiyorum ama artık herkes Azrail’in kim olduğunu anlamıştır herhalde. Yine söylüyorum, Ji Eun-Tak ve Goblin çiftindense Sunny ve Azrail çiftini daha çok sevdim. Azrail’in Sunny ile karşılaştığında her zaman donuk kalmasını izlemek oldukça eğlenceliydi. Özellikle tanıştıklarında henüz bir adı olmadığı için ismini söyleyemeyen Azrail, Ji Eun-Tak’la oturmuş isim bulmaya çalışmış sonunda aktör Kim Woo Bin’in isminde karar kılmışlardı. (Kim Woo Bin’e şifalar diliyorum. Bu konuyu başka bir yazıda görüşmek üzere…)

Asla atlamadan değinmek istediğim bir nokta ise unutma olayı. Dizi boyunca unutmanın mı yoksa unutamamanın mı daha iyi olduğunu sorgulayıp durdum. Sanırım bunun cevabı hatırlamaya değecek bir şeyler olup olmamasına göre değişmeli. Bu noktada izleyiciyi düşünmeye iten bir dizi olduğu gibi hayat felsefesi edinilecek birçok mottoyu da içinde barındıran bir diziydi. Din ile ilgili birçok mesaj vardı. Tanrı, ilah, inanç… Her şeyin bir nedeni olduğu ve aslında umut konusu işlenmişti. Karakterler yaptıkları yanlışların bir şekilde cezalarını çektiler ve merhamet gördüler.

Ji Eun-Tak’ın Goblin’deki kılıcı görmesi, çıkarması, Goblin’in Araf yolculuğu, iyilik perisi Tanrıça’nın zamanlamaları, Azrail’in Ji Eun-Tak isim kartı geldiğinde o biçare bakışları, Sunny’nin yüzüğü, Ji Eun-Tak’ın kırmızı atkısı, akçaağaç yaprağı ve Kanada gezileri… Hepsi unutulmazlardandı! Tüm düğümler çözüldüğünde karakterlerin artık bu hayatlarında devam edemeyeceklerini gördük. Başından beri Azrail’den kaçan Ji Eun-Tak, bir anlık fedakarlığının getireceği mutlulukları gördü ve Azrail’in çay evinde unutmak istemedi…


0 yorum :

Yorum Gönder