Sayfalar

16 Mayıs 2017

Kolonya Cumhuriyeti (2017)

Ülkemizde sinemasever pek çok kişi, sinema filmlerini “Sanat Filmi” ve “Gişe Filmi” diye 2’ye ayırma eğilimindedir. Aslında Türkiye’de bu iki başlık altında değerlendirilen filmleri; konularına, dertlerine, oyunculuk performanslarına, yönetmenlerinin sinematografiden ne anladıklarına bakarak kıyaslayacak olursak aralarında, isimle olmasa bile muhakkak başka bir biçimde ayrım yapmamız gerektiğini rahatlıkla görürüz. Bu iki alan, sadece Türkiye’de değil dünyada da farklı ekollerdir. Bir tarafta sadece derdini anlatmaya odaklanmış, minimal koşullarda yapılan filmler söz konusuyken diğer tarafta, genel izleyici kitlesine hitap edecek içeriğe, oyunculara ve koşullara sahip filmler vardır.

Ancak ne yazık ki ülkemizde “Sanat Filmi” ve “Ana Akım Filmler” başlıkları altında toplayabileceğimiz filmleri kıyasladığımızda, bunların aynı ülkeden çıktıklarını bile söylemek bazen mümkün olmuyor. 100 küsur yıllık sinema geçmişi olan bir ülkede henüz sinema dilinin bile oturmamış olması sanırım bunun altında ya da çevresinde yatan önemli nedenlerden birisi. Genel izleyiciye hitap ettikleri için bir sinema kültürünün gelişmesine daha fazla katkıda bulunacak düşüncesiyle Ana Akım tarafında çıkan işlere de biraz daha sarılmak istiyorsunuz. “Babam ve Oğlum”, “İftarlık Gazoz” gibi filmler, kendi ölçeklerinde hem izleyiciden hatırı sayılır oranda ilgi görmüş hem de sinema çevrelerince takdirle karşılanmış filmlerdi. Diğer taraftan “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü”, “Vavien” gibi filmler gişede istedikleri rakamlara ulaşamasalar da bugün de sevdiğimiz filmler olmaya devam ediyorlar.

Ana Akım sinemada çıtanın yükselmesini her zaman arzulamış bir sinema tutkunu olarak yukarıda saydığım filmlere benzer bir film izleme umuduyla “Kolonya Cumhuriyeti”ni izlemeye gittim. Filmi izlemeden birkaç gün önce eleştirmenlerin söylediği, “Özlediğimiz türde yerli komedi filmlerine benziyor” sözleri dikkatimi çekmişti. Ben de bu beklentiyle gidip merakımı gidermeye çalıştım.


İyi Niyetli ve İyiyi Arayan Bir Komedi

Kolonya Cumhuriyeti, ülkemizde komedi türünde en çok film üreten BKM kadrosu tarafından ortaya konulmuş bir eser. Her ne kadar BKM’nin hazır izleyicisinden ötürü alışılagelmiş yüzler ve esprilere sırtını yaslamış olsa da hem BKM’nin hem de diğer yapım şirketlerinin ürettiği komedi filmlerinden bir parça daha sıyrıldığını söylemek gerekiyor. Ülkemiz Ana Akım sineması için çok sevilen ortamlardan birisi olan sahil kasabası, Akdeniz/Ege havası bu filmde de karşımıza çıkıyor ve bu zemin, çok da sıcak, izleyiciyi içine çeken bir atmosfere dönüştürülmüş. Son dönemde herkesin en çok beğendiği komedi oyuncularından birisi olan Çağlar Çorumlu sadece şiveyle, mimiklerle izleyiciyi güldürmeye çalışmayan, komiklik değil komedi yapmaya çalışan bir oyuncu. Bu kadar sevilmesi ve takdir edilmesinde, kararında komiklikler yapan ve oyunculuğu ikinci plana atmayan birisi olması da bence en önemli faktör. Filmin en büyük kozu da zaten kendisi. Büşra Pekin de oldukça yetenekli ve bence o da bu filmde kendini daha iyi ifade edebilmiş. Mahir İpek, Ersin Korkut, Güldür Güldür Show’da “Mesut” tiplemesiyle karşımıza çıkan Uğur Bilgin de filmin diğer karakterleri olarak bence rollerinin hakkını veriyorlar.

Oyuncu performansları açısından benim kanaatimce hiçbir sorun yok. Film için yaratılan atmosferde de aynı şey geçerli. Filme gelecek olursak, hızlı başlayan, o hız düştükten sonra özellikle Çağlar Çorumlu’nun komik sahneleriyle izleyiciyi tekrar ayağa kaldırmaya çalışan, ancak sonunda eli yüzü düzgün olarak ortaya çıkmış bir iş olduğunu söyleyebiliriz. Salondan çıktıktan sonra ayaklarınız yerden kesilmez belki ama memnun şekilde ayrılırsınız. Filmin ayrıntılarına geçmeden önce bunu belirtmek istedim.

Film, hayali bir dünyada, haritada nerede olduğu bile tam belli olmayan bir ülkenin şirin mi şirin beldesi Dikburun’da geçiyor. Burası, insanları çok mutlu, refah seviyesi de -belli ki- ortalamanın üzerinde bir yer. Başkan Peker Mengen (Çağlar Çorumlu), Dikburun’un Belediye Başkanı olarak seçiliyor. Ardından yaşanan büyük bir talihsizlik sonucu Amerikan gemisinin batırılmasıyla Dikburun, bağlı olduğu ülke tarafından dışlanıyor, dahası ABD’nin savaş tehdidiyle karşı karşıya kalıyor ve macera başlıyor. Yani absürt bir komedi örneği. Başkana evlilik programına benzer bir ortamda eş seçilmesi, Başkan Mengen’in ağzından dökülen “Ey ABD!” gibi güncel göndermeler de filmde sıkça yer alıyor. Kadro ve atmosferin yanı sıra işi sululuğa vurdurmayacak derecede, kararında kullanılan küfürler ve basite kaçmayan espriler de filmde artı olan yönler olarak dikkat çekiyor. Koca filmde hepi topu birkaç adet küfür yer alıyor ve onlar da normal yaşamda bile öyle bir durumla karşılaşılsa kullanılabilecek türde küfürler. Ayrıca türünün diğer yerli örneklerine göre daha fazla uğraş verilip, daha zekâ işi espriler, daha komik durumlar arandığı da belli oluyor.


Senaryonun Tıkanıklıkları Aslında Senaristlerin İkilemleri

Bütün bu olumlu yönlerle birlikte az önce söylediğim gibi filmin düşüşe geçtiği anlar da yaşanıyor. Filmin dönüm noktası olan ABD’nin savaş ilanının ardından yaşanan komiklikler ve espriler bana biraz kendini tekrar ediyor gibi geldi. ABD’yi savaş kararından vazgeçirmek için Başkan Mengen’in TV karşısında el pençe divan bir konuşma yapması, daha sonra Rusya ve Çin’in kendi arkasında olduğunu öğrenince televizyonun karşısına geçip, “Ey ABD! Sen kimsin?” deyişi oldukça komikti. Artı, Dikburun’a ABD’yle savaşında yardım etmek için gelen uzaylının Müslüman olması, bununla da yetinmeyip cemaatin en çalışkan üyelerinden birisi olması bence filmin son derece eğlenceli bölümleriydi. Bütün bunlar, hızlı başlayan, ama o hızı korumakta sıkıntı çeken bir filmde sıçratıcı unsurlar olarak dikkat çekiyor. Ancak benim kanaatimce filmin senaristleri, ülkemizde genel sinema izleyicisinin yıllar boyunca “Yönlendirilmiş Kanaatler” neticesinde talep ettiği söylenen aşırılıklara, absürtlüklere yer vermekle, istedikleri gibi iyi bir yerli komedi filmi yazma arasında kalmışlar. Bu da filmi sıkıntıya sokuyor. Tabii izleyicinin yanı sıra yapımcının da beklentileri var. Güzel ülkemizde gişe beklentisiyle film senaryosu yazıyorsanız, daha izleyiciye ulaşma durumu söz konusu bile değilken elinizi kırabilirler.

Başkan’ın yerli yersiz bağırışları, haykırışları, yanındaki özel kalem müdürlerinden birinin efemine hareketleri, zaman zaman yapılan komik mimikler bana, bazı alışkanlıkları değiştirmenin o kadar da kolay olamayacağını düşündürdü. Yerli komedi filmlerinde sıkça rastladığımız durumları “Kolonya Cumhuriyeti”nde de bulabiliyoruz. Ancak ne olursa olsun sululuğa kaçmayan, komedi gibi bir komedi yapmak için uğraş vermişler. Bunu da belirtmek lazım.

Elbette ki filmin çıtasının türünün diğer örneklerine göre biraz daha yüksek olmasında Yönetmeni Murat Kepez’in de payı yadsınamaz. Elindeki senaryoyu gayet uğraşlı bir şekilde işleyip beyazperdeye taşıyan Kepez, komedi türündeki yerli filmlerde sürekli gördüğümüz basmakalıp anlayışların ötesine geçmeye çalışmış. Karakterlerin yüzüne, belden yukarısına odaklanıp mekânı elinden geldiğince daraltarak sadece komik durumlara, diyaloglara yaslanmayı reddedip mekansal ve görüntüsel zenginliğe daha fazla yer vermeye uğraşmış. Elbette kostüm, mekân düzenlemesi gibi faktörlerin de bu kalitede payı var. Zaten bütün bu uğraşların toplamı sonucunda daha ileri seviye bir komedi izlediğimizi söyleyebiliyoruz.


Kolonya Cumhuriyeti Umut Işığı Olabilir mi?

Sonuç olarak yaşadığı çeşitli sıkıntılara rağmen, senaryosuyla, oyunculuklarıyla, yönetimiyle derli toplu bir komedi filmi ortaya çıkmış. Ben de bir izleyici olarak yüzde 100 tatmin olmasam da “Kolonya Cumhuriyeti”ni, kendi adıma “Sevdiğimiz, özlediğimiz türde bir komedi” sınıfına dahil etmek istiyorum; çünkü bu film her şeyden önce “iyi konumlandırılma”yı hak ediyor. 

Alt başlıkta da söylediğim gibi bu film, iyiyi niyetli, iyiyi arayan bir komedi örneği. “Bu film umut ışığı olabilir mi?” sorusuna da yine kendi adıma olumlu cevap veriyorum. Gayet kotarılmış ve basite kaçmadan yapılmış bir film var ortada. Eğer ki sinemaseverler olarak böyle filmlere daha fazla destek verir, bu tip filmleri sinema salonlarında izlersek, bu durum, nitelik arayışında olan pek çok sinemacı için de cesaret verici olacaktır. Bence bundan sonraki dönem, hazır Ana Akım sinema izleyicisi de zaman ayırıp izlediği filmden artık daha fazla şey ister hale gelmişken bunu sinemamız adına fırsata çevirme dönemi. İzleyicinin artık elini taşın altına koyması gerekiyor ve bence sinemaseverin de sorumluluk duygusu taşıması gerekiyor. Bizler böyle bir sorumluluk duygusuyla hareket edersek bundan belki 5, belki 10 yıl sonra nasıl bir film olduğunu merak edeceğimiz, senaryosunu, tekniğini, oyunculuk performanslarını tartışmak isteyeceğimiz onlarca yerli film izleyebiliriz. Sanırım bu da pek çoğumuzun sinemamız için arzu ettiği bir şeydir.



0 yorum :

Yorum Gönder