Sayfalar

14 Mayıs 2017

İhtiyar Logan - Savaş Alanları! (Çizgi Roman Eleştirisi)

Tanrısı ve efendisi Victor Doom’un demir iradesiyle bir arada duran, artık yok olmuş evrenlerin parçalarından toplanmış bir dünya. Her bölgenin kendi derebeyi var. Pençelerini çıkarmamaya yemin etmiş, ailesiyle ilgilenen Logan, bu bölgelere kaos getirmeye geliyor. İllüzyonist Mysterio yüzünden tüm X-Men ailesini katleden Logan, yeminini başına gelen büyük yıkım sonrası bozuyor. Hulk çetesinin ailesini öldürmesi ile birlikte canavarın tillahını uyandırmış oluyorlar.

Yazar Brian Michael Bendis, “Ultimate Spider-Man”, “Ultimate X-Men” gibi serilerde kaleminin keskinliğini okurlara göstermişti. Bu çizgi romanda da kaleminin kırılmazlığını fazlasıyla gösteriyor. Çizer Andrea Sorrentino ise daha önce “I, Vampire”, “Green Arrow” gibi çizgi roman serilerinde çalışmış, tecrübeli ve kaliteli grafik çizimlere imza atmış bir sanatçı. Bu kadar kalifiye çalışanın bir arada olduğu bir iş de kötü olmaz tabii ki.

“Beni siz delirttiniz” sözünün iki ayaklı canlı örneği olan Logan, pençelerini uzun yıllar açmayarak doğasına aykırı davranıyor. Düşünebiliyor musunuz, ormanlar kralı aslanın, karşısında duran ceylanı yemeyip çimenlerle beslendiğini? Her ne kadar pasif bir Logan görünümü sergilemiş olsa da bunun altında yatan önemli sebebler var. Öncelikle Logan iyileşme yeteneğini yavaş yavaş yitirmekte. Tabii ki de bu, Logan’ı korkutmamakta ama daha fazla acıya katlanmak zorunda olduğunun bilincinde. Bazı kapışmalarında kaburgası kırılıyor ya da ağzının bir kısmı yok oluyor, gözü çıkıyor ve bu acıya belki günlerce katlanmak zorunda kalıyor. Bir kere Logan artık yaşlanmış. Atikliğinden bir şey kaybetmese de anılar sırtına baskı yapan gulyabaniler gibi. Haddinden fazla öldürdüğünden, artık ölüm kelimesini bile duymak istemiyor. İşte yeni Logan böyle biri. Alışmaya şimdiden başlasanız iyi olur! Hugh Jackman’ın oynadığı son “Logan (2017)” filminin bu çizgi romandan öykündüğünü söylemişlerdi. Distopik dünya haricinde başka benzerlik bulmak çok zor. Tabi yaşlı bir Logan’ın olması da benzerlikler arasında. Çizgi romanda çok daha yaşlı bir Logan var. Hugh Jackman’ın Logan'ı ise görünüş itibariyle 40’larının ortasında gibi duruyordu. 

Distopik dünya demiştim peki nasıl görünüyor? Öncelikle alabildiğine çöl ortamı hâkim Yaşlı Logan’ın yaşadığı yerde. Her taraf sarıya çalan kum renginde. Demir, metal ve bu pas yığınlarının içinde ufak çeteler kol geziyor. Takas usulü devrede. Gıda ürünü vererek elektronik eşya alabiliyorsunuz. Çetelerin üstünde onların yöneticileri ve onlarında üstünde kıtayı yöneten koca güçler var. Logan’ın yaşadığı Sacramento ve diğer şehirler Seattle, Portland, Los Angeles, San Diego, San Francisco, Hulk çetesinin kontrolü altında. Kendi egemenlik alanlarında terör estiriyorlar. Huzurlu yaşamak için (tabi bu mümkünse) Hulk çetesine bulaşmamak ve haracınızı eksiksiz teslim etmeniz gerekiyor. Logan’ı bile haraca bağlıyorlar. Ama çok sürmüyor Logan, sonlarını getiriyor! Kingpin, Phoenix, Cedar City, Salt Lake City’de krallığını kurmuş. Bu bölgenin eski sahibinin Magneto olduğunu da hatırlatalım. 

Daha da doğuya gidince sahipsiz, çorak topraklar çıkıyor karşımıza. Türlü tehlikelerle dolu bu yerler, San Antonio, Houston, New Orleans gibi eskinin gelişmiş kentleri, şimdinin sokaklarında hayaletler gezen kötücül mabetler. Seyahatinizi burada tamamlamayıp yolunuza devam ederseniz, Doom’un Sığınak bölgesi ile karşılaşırsınız, tabi hala hayatta iseniz! Minneapolis, Chicago, Birmingham sizi öldürmek için orada bekleyenlerle dolu. Son olarak haritanın sonunda Başkanlar koalisyonunun yönettiği alana gelince, yorgunluğunuzu atmak için denize gidip yüzebilir sonra şezlonga yatıp sımsıcak güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Maalesef artık bunlar hayal bile edilmiyor. Çünkü bu topraklarda kan ve ölüm haricinde başka bir şey bulmak mümkün değil. Üstelik bunca kötünün karşısına çıkacak adalet savaşçılarının, iyilik timsallerinin de katledildiğini bilmek daha da tedirgin edici. Elde avuçta bir Logan kalmış ama o da yaşlılık bunalımlarına girmiş bir bunak artık.


Ama uyuyan devi uyandırıyorlar. Yarasına tuz basıyorlar. Bu savaşı Logan başlatmadı ama o bitiricek! Serinin ilk sayısının ilk sayfaları çok etkileyici bir girişle açılıyor. Adeta soluk soluğa izlenen bir film sahnesi gibi. “Logan” filmindeki giriş sahnesi de yürek hoplatıyordu. Çizimlerin kaliteli olması, ani renk değişimleri, tek sayfada birden çok kareye bölünmüş görüntünün kullanılması, yüksek bütçeli aksiyon filminde olduğunuzu hissetmenizi sağlıyor. Konuşma balonlarının az, sadece ölürken çıkarılan son acı seslerin bulunması bu film gibi anlara, ses oluyor adeta. Logan’ın daha girişte Gladyatör ve çetesine uyarı da bulunduğu sahnede değiştiğinin farkına varıyoruz. 

Düzen bozuldu demiştik. Eski tarihlerde, artık kimsenin hatırlamadığı zamanlarda kalan kahraman mutantlar artık yok. Kimileri yaşlanmış, ecelleri ile ölmüş, kimileri de en azılı düşmanları tarafından toprağın altını boylamışlar. Gladyatör’ün Iron Man maskesini takması, adamının da Daradevil kostümünü giymesi gücün el değiştirdiğinin kanıtı. Eskiden bu düzen sağlayıcılarının kostümlerini hayranları, sevenleri giyerdi şimdi birkaç serseriye kalmış meydan. Logan’ın kendisi gibi mutant olanların kalmaması ya da bir yerler de gizleniyor oluşları onun daha da iç dünyasına saplanıp kalmasına neden olmuş. Daredevil kostümlü serseriye elbiseyi çıkarmasını, daha giydiği kostümün kime ait olduğunu dahi bilmediğini söylediği sahnede yazar Brian Michael Bendis’in, diyalog yazmadaki maharetini açıkça görüyoruz. Bu başarı tüm seriye yayılmış vaziyette.

Asıl mesele Logan’ın çölün ortasında Ultron kafası bulması ve bunun nereden geldiğini bulmak için çıktığı yolculuk sonrası başlıyor. En son bir Ultron görmesinin üzerinden 30-40 yıl geçmiş olması yaşlı Logan’ı meraklandırıyor. Aslında kanında kaynayan o öldürme arzusu açığa çıkıyor. Logan’ın merak duyduğu şeyler sonunda, cansız bedenler olmazsa olmazdır. Daniel’e emanet ettiği bebek Hulk’a veda edip bu gizemi aydınlatmak için yola koyuluyor. Hulk çetesinden bebek Hulk’u almasının sebebi ise geçmişe olan özlemi. Yıllarca Hulk’la karşı karşıya gelip ölümcül dövüşler yapan Logan, bu bebek Hulk’tan yeni bir Bruce Banner yapacaktır zannımca.

Süper güçlerin kendileri yok ama silahları, kostümleri ortada geziyor. Logan’ın atıyla ortalıkta dolandığı sahneler en sevdiğim anlar oluyor. Çünkü çevre hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Gittiği kasabanın girişinde, tıpkı Excalibur gibi Thor’un kudretli çekici durmakta. Kim bilir kimler denemiştir onu kaldırmayı ama şimdi yüzünü çevirip bakan yok. Iron Man maskeleri de Pazar meydanlarında satılan eğlence figürleri olmuş yalnızca. İşte bu kaotik düzen içinde bedeni yaşlı ama zihni hala genç olan Logan, hislerine güvenerek yol alıyor. Yol onu sorularının cevaplarını bulması için eski bir dosta götürüyor. Bu kişi Emma Frost. Yaşlanmış, güçten düşmüş, elmaslașma özelliğini artık eskisi gibi yerine getiremiyor. Emma Frost, bu seride gördüğümüz ilk Mutant, hem de mazisi Xavier’in mutant okulu yıllarına dayananlardan. Emma Frost’un duvarın arkasından bahsetmesiyle işler iyicene allak bullak oluyor. Nedir bu duvar? Duvarın arkasında neler var? Atını mahmuzlayan Logan, T-Rex’lerin yanından çölü aşarak dünyasının sonu olan duvarın önüne geliyor. Bu müthiş serinin ilk sayısı da burada bitiyor. Müthiş keyifli, görsel kalitenin sınırlarını zorlayan bu çizgi roman bence son zamanların en hakiki eseri.

Hazır Wolverine’i sinemada yeni uğurlamışken, İhtiyar Logan çizgi romanı gözlerimize çizimleri ile bayram havası yaşatıyor. Diyaloglar ise hikâyenin akışına göre, hiç dalgalanmadan hep tutarlı kalıyor. Hiçbir sayfa gereksizce çizilmemiş. Alakasız bir diyalog görmek imkânsız. Bu kaliteli seriyi yayınlayan Gerekli Şeyler’e de teşekkür etmeliyim. Çünkü çeviri olsun, kapak tasarımı olsun bu külfetli işin altından başarıyla kalkmışlar. Şimdi ilk sayıda adı geçen karakterleri biraz tanıyalım istiyorum.


Emma Frost

“X-Men Origins: Wolverine (2009)” ve “X-Men: First Class (2011)” filmlerinde arz-ı endam eden bu seksi afet, ilk olarak 1980 yılında Chris Claremont ve John Byrne’ın yaratımıyla The X-Men #129’da gözükmüştür. Kendisi Omega sınıfı bir telapattır. Profesör Xavier’den ayrıldığı nokta ise defansif gücüdür. Telapatların bir nevi zayıf yönü, eğer çok fazla kişi ile uğraşırlarsa bedenlerinin açıkta kalması ve zarar görme ihtimalidir. Ama Emma Frost bu sorunu rahatlıkla aşmıştır. Çünkü telapati yeteneği yanında birde tüm bedenini elmasa çevirebiliyordur. İkinci mutasyon denilen bu özellik herkese nasip olmuyor ve Emma Frost’u en güçlüler seviyesine çıkarıyor. Belki de İhtiyar Logan’da herkes yok olurken, kendisi bu güçlü özellikleri sayesinde ayakta kalabilmiştir. Ancak kristalize olduğu zaman telepati yeteneğini kullanamamakta lakin kendisine de başka bir telapat etki edememekte. Cyclops ile ilişkisi dillere destan olmuştur. Hatta Cyclops’a Jean Grey’i unutturmuştur. İhtiyar Logan’da yan rolde ortaya çıkmaktadır ve pek etkili olduğu söylenemez.


Doctor Doom

Ailesini küçük bir yaşta kaybeden Victor von Doom, küçük bir Avrupa ülkesi olan Latveria’da çingeneler tarafından büyütülmüştür. Yıllar boyunca fen ve mistik konularda edindiği bilgi onun New York’taki State Üniversitesi’ne gitmesini sağladı. Orada deneylerini, araştırmalarını daha rahat bir şekilde gerçekleştirdi. Yapmış olduğu bir deney sırasında yüzünden yaralanınca o meşhur maskesini takmaya başlamıştır. Doom’un hayatında üç ana amaç olmuştur: nefret ettiği Reed Richards’ı yok etmek, dünyayı kontrolü altına almak ve bir iblis olan Mephisto’nun boyutundan annesinin ruhunu kurtarmak. Bu amaçlarından ikisini gerçekleştirdi. Mistik sanatlarda bir uzman ve çok güçlü bir büyücü olan Doctor Strange’in yardımıyla annesinin ruhunu Mephisto’dan kurtardı. Fantastic Four diğer pek çok süper kahraman ile birlikte çok güçlü bir mutant olan Onslaught’a karşı savaşıp kendini onlarla birlikte alternatif bir dünyada bulduğunda geri dönmeyi reddetti ve alternatif dünyada kalıp orayı fethetti. Bu dünyaya Planet Doom (Kıyamet Gezegeni) adını verdi. Doctor Doom’u “Fantastic Four (2005)” ve “Fantastic Four: Rise of the Silver Surfer (2007)” filmlerinde Julian McMahon canlandırmıştır. İhtiyar Logan hikayesinde ise kıtanın fahri reisi, zalimlerin zalimi ve birçokları için Tanrı’dır. Bu seviyeye nasıl gelmiştir, onca aday varken bu statüye nasıl ulaşmıştır ya da ulaşırken kimleri yenmiştir işte bunları öğrenmeniz için bu seriyi okumanız gerekiyor. Kıta beyliklere bölünüp buralara farklı güçler hâkim olsa da hepsinin üstünde tek bir iktidar vardır, o da Victor Doom’dur.


Kingpin

Çizgi romanlarda ilk olarak 1967’de The Amazing Spider-Man #50’de okuyucuların karşısına çıkmıştır. Stan Lee ve John Romita tarafından yaratılan Kingpin’in gerçek adı olan Wilson Fisk ise 1981 yılında yayımlanan Daredevil #170’te okuyucularla paylaşılmıştır. Aslında Spider-Man’in belalarından biri olmasına rağmen, Frank Miller’ın Daredevil’a yaptığı birkaç dokunuş sonrasında, görme engelli kahramanın da baş düşmanlarından biri haline gelmiştir. Kel kafası, elindeki bastonu (yeri geldi mi bu bastonu silah olarak da kullanmasını bilir), beyaz takım elbisesi ve kilolu haliyle ilginç bir karakterdir. Beyaz perdede Kingpin, ilk olarak 2003 yapımı Daredevil filminde gözükmüştür. Radikal bir kararla bu role siyahi oyuncu Michael Clarke Duncan layık görülmüştür. Kendisini 1999 yılında çekilmiş olan “The Green Mile” filminden hatırlayanlar olacaktır. 5 yıl önce bu koca dev aramızdan ne yazık ki ayrılmıştır. Kingpin’in ekranlara ikinci gelişi ise 2015 çıkışlı, Netflix için çekilen “Daredevil” isimli diziyle olmuştur. Suç baronu, bu sefer ABD’li oyuncu Vincent D’Onofrio tarafından canlandırılmıştır. Vincent D'Onofrio, Stanley Kubrick sinemasının en önemli filmlerinden ve dünya sinemasının en başarılı asker ve savaş temalı filmlerinden biri olan 1987 yapımı “Full Metal Jacket”daki rolünde, filmin ilk yarısında ders kitaplarına konu olacak cinsten bir oyunculuk sergilemiştir. Ne yazık ki filmografisinde bu filmden sonra kayda değer bir yapım görmemekteyiz. 


Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder