Sayfalar

14 Mayıs 2017

Dersimiz: Atatürk (2010)

İlkokul 5. sınıfta okuyan bir grup çocuğun Atatürk hakkında sunum yapması gerekir. Öğrencilerden Mert’in dedesi de ünlü bir tarihçidir. (Filmde ismi geçmez. Ona sadece “Dede” derler. İlber Ortaylı, Murat Bardakçı ya da Yusuf Halaçoğlu olması ihtimaller arasında.) Mert’te şirin mi şirin arkadaşlarını yanına alıp sunum öncesi faydalı bilgilerle donanmak için Dede’sinin yolunu tutar…

Dede’yi oynayan kişi Çetin Tekindor’dur. Şener Şen’le birlikte ülke sinemamızın en kıdemli sanatçılarından olan Tekindor, Atatürk’ü anlatan aracıdır adeta. Kendisini ilk gördüğümde ağırlığını koyacağını sanmıştım ama çocuklara barkovizyondan Atatürk anıları anlatan sıradan biri olarak duruyordu. Hatta yer yer sırıtıyordu. Bunun en büyük nedeni de yönetmen Hamdi Alkan kesinlikle. Filmi sadece çocukların anlama düzeyine hitap etmesi için yapmaya çalıştığından dolayı önemli detaylar atlanıyor ve çocukların gözünde Atatürk ulvileştiriliyor. Bir nevi düşmek istemedikleri tuzağa düşüyorlar. Atatürk’ün insani yönlerini anlatmak için uğraşıp duran film, bir yerden sonra çocukları eğlendiren tarihçi dede kumpanyasına dönüyor.


Affedersiniz de bu filmin yaş sınırı 5 mi? Sonra barkovizyondan bir anda fırlayan Uğur Dündar’da neyin nesi! Çocuklar hep bir ağızdan adını sayıklıyorlar. Herhalde ufaklıklar çizgi film izlemek yerine Uğur Dündar’ın sunmuş olduğu haber programını izliyorlardı. Hepsi de tanıyor kendisini. Sadece bu da değil, olur olmaz yerlerde Müjdat Gezen, Muzaffer İzgü, Turgut Özakman gibi kişiler de barkovizyondan çocuklara sesleniyor. Bu görüntüler beni filmin gerçekliğinden tamimiyle kopardı. Neden Turgut Özakman’ın torunu panter gibi yayılmış halıya ya da neden savaştaki alanların görüntülerini göstermek için internette de olan 360 derecelik panoramik görüntüleri kullanmışlar? 

Hadi bunlar bir nebze de olsa görmezden gelinecek şeyler ama Atatürk rolündeki Halit Ergenç’e ne demeli! O makyajı yapan kör mü oldu acaba? Tek kelimeyle rezalet! Pinokyo gibi bir burun, platin tonlarında saçlar, kat kat fondötenle “Olacak O Kadar”daki Levent Kırca tiplemelerine benzemiş. Etrafındakilerin normal görünmesi kendisini daha da göze batar hale getirmiş. “Veda (2010)” filminde sadece Atatürk değil çevresinde bulunan insanlar da gösterilmiş ve onlara önemli sürede yer verilmişti. Ne yazık ki burada bunu görememekteyiz. Latife rolündeki Doğa Rutkay bir yerde gözüküyor sadece. Onu oynatmaya ne gerek vardı o zaman? Torpille mi alıyorlar bu oyuncuları? Bu düşüncemi destekleyici bazı detaylar var. Yine “Veda” filminde Atatürk’ün yaveri Salih Bozok ayrıntılı bir şekilde işlenmişti. Dersimiz Atatürkte ise Salih Bozok ufak bir detaydan ibaret. Ama yapımcı Birol Güvenin meşhur dizisi “Çocuklar Duymasın”da oynayan Mehmet Auf’a bol keseden rol vermişler. Filmde ikide bir görünüyor. Mert’i oynayan genç oyuncu Batuhan Karacakaya, filmin en iyisi bana göre. Kendisini “Desperate Housewives” dizisinin yeniden çevrimi olan “Umutsuz Ev Kadınları” dizisinde canlı olarak izlemiştim ve ne kadar yetenekli olduğuna bizzat şahit olmuştum. Önümüzdeki yıllarda bu genç yeteneğin daha bir sürü filmini izleyeceğimizi umuyorum.


Atatürk’ün yaşadığı az bilinen olaylara değinilmesi filmin artısı oldu benim için. Filmin tarihi kaynaklardan sapmadığı, Turgut Özakman’ın senarist olmasından aşikâr. Atatürk’ün çocuklara verdiği değeri çocuklara anlatmak da bunu ön plana çıkarmak da akıllıca. Ama uzun bir yolcuğu bir buçuk saate indirmek tam bir intihar olmuş. Filmin başında Dede, sunumuna başlamadan önce Atatürk’ü etraflıca anlatacağım demişti ama ne oldu ne bitti anlamadan bir anda 10 kasıma geldik. Filmin içine giremememin sebeplerinden biri de sürekli olarak bir çocukları bir Atatürk’ü izliyor oluşumuz. Bu hal filmin sonuna kadar böyle devam ediyor. Daha uzun soluklu Atatürk’ü görüp önemli yerlerde çocuklara dönsek daha diri olabilirdi film.

Atatürk’ü anlatacağım derken maskara olan bir film var karşımızda. Neden daha çok sinema ile içli dışlı bir yönetmen tercih edilmedi? Belki de en fazla önem verilmesi gereken bir konuda “Çocuklara Masallar” kıvamında bir iş çıkmış. Çocukların sordukları sorular da içler acısı resmen! Kimisi “Atatürk çok mu güçlü?” diye soruyor. Çocuğun kafasında Hulk algısı oluşmuş sanırım! Üstelik bu soruyu artık Dede’nin sunumu bitirmesine yakın soruyor, hiç mi bir şey dinlemedin sen çocuğum? Sonra “Atatürk karanlıktan korkar mıydı?” diye bir soru geliyor. Çocukların kafasındaki Atatürk imajına bak. Sanki Firdevsi’nin İran mitolojisindeki süper kahramanlardan biri. Gelen cevap sorudan beter: “O fareden korkardı”. Tamam insani yönünü vurgulamak istiyorsun da yaş sınırını 5’ten daha da aşağılara çekme ne olur! Daha bu ve bunun gibi çok malzeme var filmde. Ama filmi güzel bitirmişler. Duygu yüklü bir müzikle çocuklar Anıtkabirde Atalarını ziyaret ediyorlar. Bizde onların ülkelerine hayırlı birer vatandaş olacaklarına canı gönülden inanıyoruz.


Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder