Sayfalar

17 Mart 2017

Sinema Sohbetleri #6: The Magnificent Seven (2016)

Antoine Fuqua’nın “The Magnificent Seven / Muhteşem Yedili” filmini izleyen Maksat Sinema Olsun’un dört neferi, “Film, Akira Kurosawa ve John Sturges'in kemiklerini sızlatacak kadar kötü mü yoksa başarılı bir yeniden çevrim mi?” sorusundan yola çıkarak tam 1 saat 30 dakika süren hararetli bir tartışmanın içine girmişlerdi. İşte aşağıda okuyacaklarınız bu konuşmanın bir özetidir. İyi okumalar…


Konuşmacılar: Uğur Tatar, Umut Uçan, Arda Açıkelim, Taylan Kaan Torunoğlu
Ses Kayıt: Taylan Kaan Torunoğlu
Decode: Umut Uçan
Editör: Uğur Tatar


Arda: Önceki iki filmi de izlediğin için ilk seninle başlayalım bence Uğur. Önceki filmlere kıyasla nasıl buldun bu filmi?

Uğur: Bu film, bir yeniden çevirimin yeniden çevirimi olduğu için ben zaten filme girmeden önce pek umutlu değildim. Akira Kurusowa’nın 1954 yapımı “Seven Samurai” filmi bir başyapıttı. O filmin yerini zaten hiçbir uyarlama tutamaz. Ama 6 yıl sonra gelen John Sturges imzalı “The Magnificent Seven” da farklı bir ruha büründürmeyi başarmıştı Kurusowa’nın filmini. Tabii ortaya çıkardığı iş ne kadar iyiydi o tartışılır. Şahsen ben çok iyi bulmuyorum. Ama 2016 model “The Magnificent Seven” gibi bir fiyasko olmadığı da kesin. Zira bu film, ne Kurosawa’nın o büyülü dokunuşlarını ne de John Sturges’in titiz yönetmenliğini barındırıyor. Ruhsuz bir Hollywood filmi çıkmış özetle ortaya. Üstelik film, vaat ettiği şeyi de karşılamıyor. Aksiyona doyurayım derken işin cılkını çıkarıyor. Resmen aksiyondan sıkılır hale geliyoruz!

Arda: Konusu önceki filmlerle örtüşüyor mu peki?

Uğur: Konu aynı diyebiliriz ama bazı önemli değişiklikler yapılmış. Mesela en önemli değişiklik, kahramanlarımızın hepsinin farklı ırklardan olması. Bu çok köklü bir değişiklik. Zira orijinal filmde ve yeniden çevriminde bir tane farklı kahraman vardı o da çiftçiydi. Bu karakter, Kurusowa’nın filminde Samuray olmaya çalışırken, Sturges’in filminde kovboy olmaya çalışıyordu ve filmde çok önemli bir görevi üstleniyordu. Samuraylar ya da Kovboylar, çiftçileri korumaya çalışacaklar ve orada, ortada bir adam var: ne samuray ya da kovboy ne de çiftçi! Hepsini birbirine bağlayan adam aslında. Peki, orijinal hikâyeden neyi korumuşlar derseniz, bir kasabayı koruyan yedi silahşor. Bu kadar yani. Eskinin ufak tefek küçük parçalarını taşıyor sadece. Bazı replikler filan...

Arda: Sizler ne düşünüyorsunuz film hakkında? Taylan ile başlayalım…

Taylan: Yani film beklentiyi karşılamaya çalışmış, aksiyon filmi olarak. Normalde ilk başta çıkarmaya çalıştığı dram üzerinden mesela bir intikam duygusu hissetmeliydik kötü adama karşı. Çok sönük kaldı o kısım. Bir şey hissetmedim. Sıkmadan izlenecek bir film yapmışlar ama duygu hissetmiyorsun genel olarak.

Umut: Bu filmin yönetmeni olan Antoine Fuqua, Amerika’da Spike Lee’den sonra yükselişe geçen siyahi asıllı yönetmenlerden biri. Tabii ki bir Spike Lee değil ama benim sevdiğim yönetmenlerden biri. Bu yüzden beni hayal kırıklığına uğrattı biraz. Eski filmde daha çok o zamanın jönlerini, şöhretlerini kullanmışlardı. Burada Denzel Washington ve Ethan Hawke haricinde diğer oyuncular günümüzün şöhretleri değiller. Chris Pratt, yeni yeni yükselen bir oyuncu. Kızılderiliyi oynayan gerçekten de Kızılderili kökenliymiş. Beni açıkçası çokta tatmin etmedi film. Çok fazla beklentiye girmiştim iyi bir aksiyon, western filmi izleyeceğim için, çok fazla çıkmıyor sonuçta. Western açlığımı giderir diye düşündüm. Son dönemlerde Tarantino haricinde çok fazla çekende olmamıştı. Zaten Denzel Washington’ın ilk kasabaya geldiği sahnede ben Tarantino’nun “Django Unchained” filmini izliyormuş gibi hissettim. Çok benziyor. 

Arda: Bende çok beğendiğimi söyleyemem filmi. Aslında güzel bir hikâyesi var. Böyle bir gökkuşağının bütün renklerini bir çatı altında toplamak güzel bir karar. Güzel bir altyapı, güzel bir zemin ama sonuç olmamış. Mantıklı bir şekilde bize aktaramadı onu. Kızılderili’nin bir anda gelmesi, iz sürücü abinin bir anda katılması yani gerçekten bir anda diyorum harbiden bir anda katılıyor. Yedi kişi var. Hepsi farklı etnik kökene sahip. Haliyle hepsinin karakteristik özellikleri de farklı olması gerekiyor, hepsinin oyunculukları, diyalogları da farklı olması gerekiyor. Farklı kişiler, hatta bambaşka kişiler oldukları için tamamen zıt kutuplar bir araya geliyor. Asyalı bir arkadaş var, Kızılderili bir arkadaş var, İrlandalı bir arkadaş var, Meksikalı bir arkadaş var. Siyahi bir abimiz var.

(Taylan, gür bir sesle araya girer.)

Taylan: Biz hep birlikte Amerika'yız!

Uğur: Evet, imkansızı hep beraber yenebiliriz, birlik teması vesaire vesaire... Zaten bu farklı karakterleri birleştirme olayı, Amerika’nın çok uluslu tarafını temsil eden bir şey.


Taylan: Bir kere bunu yapabilmek için gerçekten güçlü bir hikâyeye sahip olması gerekiyor filmin. Birleşme kısmı çok daha uzun olması gerekiyor.

Uğur: Evet, sana katılıyorum. Orijinal bir fikir ama uygulama konusunda hiç başarılı değil. Yani bir kere bu karakterlerin buluşması inandırıcı değil. Bunu Tarantino başarmıştı mesela “The Hatefiul Eight” filminde. Zaten o film de 1960 yapımı “The Magnificent Seven” filmine bir saygı duruşuydu. Yine anti kahramanları izliyorduk ama kahramanlıkla pek işleri yoktu. Sekiz karakteri hem yeterince tanıyorduk hem de bir araya gelmelerine inanıyorduk. Bu filmde ise hem karakterleri bir iki sahne ile tanımamız bekleniyor hem de bir araya gelmeleri çok eğreti duruyor.  Diğerlerine nazaran en rahatsız edici olan ise Komançi’nin kullanış biçimi!

Taylan: Kedi gibi geldi o.

(Gülüşmeler)

Taylan: Denzel Washington’un karakteri, kendisine bir sıfat söylüyordu, yedi eyaletin kolluk koruyucusu mu bir şeyler diyordu. Tamam diyorsun bu adam işe el atabilir. Diğer tarafta mesela kumarbaz karakterinin olaya girmesi, aralarında bir sıcaklık oldu. Neden böyle bir sıcaklık oldu mesela. Niye korudu? Çünkü kumarbazda iyi bir insan, ahlaklı bir insan. Kötü insanları o da sevmiyor. Kendince bir şey yapıyor, o da koruma iç güdüsüyle davranıyor. Tamam o da fena değil. Ama diğer karakterlerin bir araya gelmesi çok yapaydı. Buna ancak Hollywood kafasıyla inanabilirsin. Oldubittiye gelmiş. Uğur’un dediği gibi Kızılderili de çok basit bir şekilde olaya dahil edilmiş.

Uğur: Aslında sadece Kızılderili değil, diğer karakterlerin Kızılderililere bakışının da altını çizmemiz gerekiyor. Ekibe dahil olan Jack Horne isimli karakter, Kızılderililerin kafa derisini satıyor. Şimdi bu adamla Komançi’yi aynı ortamda buluşturmak için gerçekten tatmin edici bir sebep bulmak gerekir. Ama bunlar hemen kanka oluyorlar. “İngilizce mi konuşuyorsun? Aa senle konuşacak çok şeyimiz var!” diye böyle modern dünya geyikleri yapıyorlar. Şimdi bu saçmalıklara nasıl inanalım? Ayrıca Komançi’nin kasabada, onun ve kendi insanlarının ezeli düşmanlarının arasında, böyle elini kolunu sallayarak dolaşması, sürekli oraya gidip alışveriş yapıyormuş gibi davranması rahatsız edici değil de ne?

Arda: Zaten ekip üyelerinin Denzel Washington’un karakterine inanmaları çok ilginç bir durum. Bu adam kanunsuz bir adam. Sorgusuz sualsiz geliyor. Belki seni kandırıyor, belki götürecek şerife teslim edecek. O çok absürt geldi. Aynı şey Kızılderili içinde geçerli. Belki Kızılderili avcısı, öldürecek seni. Tanımıyor musun? Dedeleri Alamo savunmasında savaşmış iki zıt karakter var. Biri savunmada diğeri saldırıda. Belki senin dedeni dedem öldürmüştür deyip gülüyorlar. Bu zıtlık oluşturulmak istendi büyük ihtimal. Ama gerçekçiliği yok.

Taylan: Kızılderilinin yüzüne boyayla çizdiği, kırmızı-mavi-beyaz desenleri ben Amerikan bayrağına benzettim biraz ve rahatsız oldum bundan.

Uğur: Evet, doğru söylüyorsun. Amerikanlaşan bir Kızılderili görüyoruz zaten bu süreçte. Komançi’nin orda rahat rahat dolaşması ayrı bir mesele, ondan daha önemli bir şey var. Kasabadaki insanların Komançi’ye bakışı. Yani tamamen nefret dolu olması gerekir ve ondan rahatsızlık duymaları gerekir. Ama hiç öyle değil. Sanki aralarında kendilerinden biri dolaşıyormuşçasına rahat ve umursamazlar.

Arda: Kızılderili ve Amerikan vatandaşlarının zıtlaşması olsaydı çok uzardı belki de, farklı yerlere giderdi.

Uğur: Bu yüzden yapmak istememiş olabilirler. Zaten Komançi’nin o kadar da etkin bir rolü yok filmde. Yani başta bahsettiğimiz o çiftçi karakterini silip bu karakteri eklemişler ve ama o karakterle birlikte önemli bir detayı da yok etmişler. Zira Komançi’nin bu filmde olmasının hiçbir artısı yok filme. Sadece Amerika’da olabilecek tüm ırkları bir araya toplayıp bir anti kahraman grubu oluşturmuşlar. Hepsi bu… Karakterler arasında eşit dağılım da söz konusu değil. Denzel Washington’un karakteri Chisolm bütün karakterler üzerinde ezici bir üstünlüğe sahip.


Arda: Denzel Washington deyince şimdi aklıma, onun Kızılderili ile ilk konuşması geldi. Siyahi bir adamın Kızılderiliye beyaz adam dilini biliyor musun demesi çok ilginç bir durum…

Taylan: Dayanışma bu işte! (Güler) Bende köleyim falan bir duygulara hitap etmeye çalışmış orada. Ama sevmedim söyleyeyim. Bunu ancak Amerikalılar yer. 

Arda: Lincoln benzetmesini nasıl buldunuz peki? Bir karşılığı oldu mu o diyalogun sizde?

Taylan: Bana boş bir diyalog olarak geldi!

Arda: Bana da öyle geldi. Amerikan seyircisi belki anlamıştır orada ne demek istediğini.

Uğur: Aslında gönderme belli de içi boş. Lincoln denince akla köleliğin kaldırılması geliyor, demokrasi geliyor. Burada da demokrasi için mücadele eden bir adam ve ona inanan adamların hikayesi anlatılıyor. Politik olmaya çalışan ama olamayan bir film!

Arda: Senin dediğin gibi politik mesajlar çok fazla var. Filmin son sahnesi, yanmış bir kilisenin içinde geçiyor. Kilisenin içi simsiyah olmuş ama arkadaki haç beyaz ve beyaz haçın altında siyahi Denzel Washington diz çökmüş oturuyor.  Kilisede beyaz haça diz çökmüş bir siyahi figürü, tamamen gönderme içerikliydi, bu çok bariz. Karakterlerden çok bahsettik. Biraz da oyunculuklardan bahsedelim. Ben en çok Asyalıyı abimizin oyunculuğunu beğendim. Kumarbaz karakterinin Clint Eastwood çalıştığı çok belli. Denzel Washington çok ezbere oynuyor. Ezberlediği hal ve hareketleri yerleştiriyor. Bunların dışında pek akılda kalan bir oyuncu da yoktu sanki.

Umut: Oyunculardan bahsedersek karışık olarak gitmek istiyorum. Denzel Washington. İzleyicilerin beklentilerini bildiğinden ben bu rolü keseyim izleyicilerde bunu beğenir düşüncesinde bence. Herhangi bir filmini izlersek diğer filmlerini hatırlıyoruz. Haley Bennett. Antoine Fuqua onu “The Equalizer” filminde kısa bir rolde oynatmıştı. Seksi oyuncu kontenjanından girmiş. Dramı yansıtamamış. Byung-hun Lee. “The Good, the Bad and the Ugly” filminin Güney Kore versiyonu olan “The Good the Bad the Weird” filminde oynuyordu. Zaten western geçmişi olan bir oyuncu. Vincent D'Onofrio, bence en iyi oynayanlardan. Stanley Kubrick’in “Full Metal Jacket”ını görmüş bir oyuncu. Chris Pratt, “Guardians of the Galaxy” filmiyle sükse yapmış bir oyuncu. Yakışıklı kontenjanından girmiş. Esprileri ile filmi götüren kişi. Komançi için beklentim fazlaydı ama bekleneni veremedi diye düşünüyorum. Daha büyük bir oyunculuk bekliyordum ondan. Ethan Hawke tam bir hayal kırıklığı olmuş bence. Beklenenin altında kalmış. Ne “Training Day” filmindeki yönetmen Antoine Fuqua’yı görebildim, ne oradaki oyunculuğu ile bizi etkileyen Ethan Hawke’ı, ne de Denzel Washington’ı. Ki Ethan Hawke, o filmde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ına aday olmuştu, Denzel Washington da “En İyi Erkek Oyuncu” Oscar’ını kucaklamıştı. Burada ne yönetmenlik kabiliyeti görebiliyoruz ne de oyunculuk kabiliyeti.

Taylan: Bence Umut yeterince özetledi oyuncuları ve oyunculuklarını. Benim görüşlerimde onunla neredeyse aynı.

Uğur: Oyunculuk mu? Ne oyunculuğu?! 

(Gülüşmeler)


Arda: Madem oyunculuklar hakkında söylenecek bir şey kalmadı. Benim dikkatimi çeken bir şey var onunla devam edelim. Yönetmen filmde çok fazla manzara almaya çalışmış bence. Kasabanın içinde bile arka planda bir manzara yerleştirmeye çalışılmış.

Uğur: Bu western havasını yansıtmak için güzel olmuş bence. Görsel olarak da aksiyon sahnelerinin çekimi olarak da bence titiz bir iş ortaya koyulmuş. Bu konuda bir sıkıntı, bir kusur bulabileceğimiz bir tarafı yok filmin. Üstelik hani o nostaljik havayı yansıttığı sahneler de bolca var. Bakışmalar olsun, at üstündeki sahneler olsun, kameraya yansıyan ışıklar olsun. Dekor, kostüm, efektler olsun. Bunlar kusur bulabileceğimiz şeyler değil bana kalırsa. Görsellik iyiydi ama ruhu yoktu filmin. Asıl sorun orada. Film bıçakla kesilmişçesine ikiye ayrılmış gibi mesela. O kadar keskin bir geçiş söz konusu ki! İlk yarısına tanışma faslı diyelim, ikinci yarı da aksiyon faslı. Bunların arasındaki bağ çok zayıf. 

Taylan: Aksiyon sahneleri güzeldi ama. Atların olduğu sahneler çok güzeldi. O savaş alanı, kargaşa, herkesin bir yana gitmesi, atlar koşuşturuyor… Aksiyona doydum diyebilirim. Sonunu bileceğim bir filmdi. Gizem yok, duygu yok. Sadece aksiyon var. Ama aksiyon konusunda başarılı bir film…

Umut: Fragmanda çoğunlukla aksiyon sahnelerini kullanmışlar. Ama film 2 saat ve o aksiyon sahneleri son yarım saatlik kısımda toplanmış diyebiliriz. Onun haricinde karşılıklı konuşmalar, ekibin toparlanması, bir yolculuk hikayesi vardı. Uğur’un dediği gibi o sahnelerde aksiyon olmasına rağmen ben sıkıldım. Altını çizerek söylüyorum aksiyon sahnesi ve ben bitmiyor mu diye söylendim. Görsellik güzel ve ilgi çekiciydi. Binalar, bina içi dekorasyonlar, meşhur açılan kapılar, çalışan kadınlar, bardaki adamlar, maden işçileri hepsi görseli tamamlamış. O dönemde ne oluyorsa silahından elbisesine kadar o dönemi başarıyla aktarmış. Bombalar patlıyor, silahlardan dumanlar çıkıyor. Madendeki patlamalar o zaman dilimini yansıtmış. Manzara, dağ, kanyonlar onları vermiş bize yönetmen yeteri kadar. Ama o dönemi hissedemedim. Eski yapımlarda daha fazla hissediyorum. O kadar olanak varken, yani kendimi o donemin Amerika’sında hissedemedim. O kasabanın set olduğu çok belli oluyordu.

Arda: Görüntü açısından bende beğendim filmi. Ama maden sahnelerini beğenmedim. Çok kısa geçmişler maden sahnesini. Sniper ile uzaktan izliyormuşçasına bir görüntü var. Sürekli patlamalar gösteriyor orada. Onun dışında orda çalışan, yorulan, o an kolunu, bacağını kaybeden insanlar hakkında bir şey bilmiyoruz. Madende çalışan adamların kurtarılmasının sonunda özgürlükten bahsediliyor ama özgürlük filan hikâye. Özgür falan değiller. Oradan çıkacaklar başka madende çalışacaklar. Şu da dikkatimi çekti, kölelik konusu Siyahi bir köle göremedik…

Uğur: Siyahi birini göremedik ki!

Arda: Doğru siyahi kimse yoktu. Sadece Denzel Washington vardı. Köle konusuna gelirsek. Bizim ekibin madende kurtardığın adamlar zaten bir deri bir kemik kalmışlar. Kiminin kolu yok, kiminin gözü çıkmış. Yarı ölü insanlar bunlar. Şimdi sen adamların işini elinden aldın bu adamlar ne yapacak? Kötü adam konusuna geliyorum, bu konuyla bağlı o yüzden. Karşılaştırıyorum. Belki de iyi adam olarak gördüğümüz adamlar bu insanlara kötülük yaptı! Bu çok belirsiz sanki filmde. Sonuçta kötü adam ne kadar kötülük yaptı? Kötü adam olarak bize gösterilen karakterin gördüğümüz tek kötülüğü kiliseyi yakması? Halka da pek kötü davranıldığını görmedik. Peki, siz kötü adam hakkında ne düşünüyorsunuz?

Taylan: Aslında fena girmedi ilk başta. Hoşuma da gitti. Kötü adam imajına uyuyor gibiydi. Ama sonunda fos çıktı. 

Uğur: Aynen, bende aynı şeyi diyecektim. Çok silikti. Kötülüğüne dair bir iz aradık ama pek göremedik.

Taylan: Normalde pislik yapar sonunda kötü adam.


Uğur: İşte bir şey yapamadı. Ayriyeten çok zekiymiş gibi duran aptal bir karakterdi.

Arda: Kötü adamı oynayan aktör, ondan ne isteniyorsa yapmış. Hatta kilise sahnesinde fazladan rol bile eklemiş olabilir. Çok az rolü var çünkü. Fazla bir şey yapamaz. 

Umut: “Leon” filminde Gary Oldman gibi çılgın tavırlar, psikopatça halleri olmasını beklerdim kötü karakterin. Bence olmamış. Daha büyük oynamasını beklerdim.

Arda: Herkes söyleyeceğini söylediyse artık puanlamayı yapıp bitirelim. Ben başlayayım. 10 üzerinden 5 veriyorum.

Umut: Ben 10 üzerinden 6 veriyorum.

Taylan: 10 üzerinden 7.

Uğur: 10 üzerinden 4 veriyorum!

Arda: Uğur yine en zalim arkadaş olarak yapacağını yaptı!


FİLMİN PUAN ORTALAMASI: 5,5


0 yorum :

Yorum Gönder