Sayfalar

28 Ocak 2017

Memories of Murder / Cinayet Günlüğü (2003)

Güney Kore sinemasının yükselen bir grafiği var. Hem Amerikanlaşmayı yaşarken hem de geleneksel olanı muhafaza ediyorlar. Güney Kore sinemasının günümüze gelene kadar çok sancı çektiği de bilinen bir gerçek. 1950 yılı ülkenin ikiye bölünmesi ile her şey başlamış oldu. İç savaş sonucu dönülmez aşkın ufkunu yaşadı Kore halkı. Kültüre önem veren toplum savaş ve zulüm görmüş olsa da sinema salonlarını doldurmasını biliyordu.

1955 yılında Lee Kyu-hwan’ın yeniden yapımı olan “Chunhyang-jon” iki ayda 200.000 kişiyi sinema salonlarına çekerek müthiş bir izlenme rekoru kırdı. Kore mucizesi başlıyordu. Sadece bir sene sonra Byung-il Lee’nin komedisi “The Wedding Day” (Shijibganeun nal) uluslararası ödülleri alarak Güney Kore sinemasını tanınır kılıyordu. 1960-1961 yılları tüm zamanların en iyi Kore filmleri olarak anılan yapımlar olan Ki-young Kim’in “The Housemind” (Hanyeo) ve Hyun-mok Yoo’nun “Aimless Bullet” (Obaltan) filmleri çekildi. 1970 senesi siyasi olayların yükselişte olduğu döneme denk gelmesi ile çalkantılı geçti. Tek adam durumu sinemada devlet kontrolünü ve sansür mekanizmasını getirtti. Propaganda filmler görücüye çıktı ama beklenen ilgi sağlanamadı. 

1973 senesinde Park Chung-hee başa geçti. İktidarı nasıl elde etti bu yolculuğu daha önce incelediğim 2005 yapımı “President Last Bang” filminde bahsetmiştim. Propaganda filmlerinden farkı olmayan devlet ideolojisini savunan filmler çekildi. Kanlı bir şekilde de sona erdi bu dönem. 1981 yılında Im Kwon-taek yıllar sonra “Mandala” filmi ile unutulan Güney Kore film endüstrisini film festivallerinde tekrar hatırlattı. 1988 yılında nihayet sansür kaldırıldı ve yönetmenler daha özgür çalışma alanı buldu. 2000’lere geldiğimizde “My Sassy Girl”, “My Wife is a Gangster” gibi filmler Amerikalı izleyicileri kendilerine hayran bırakıyordu ve acilen Amerikan çevrimleri yapılmalıydı. Başarılar başarıları getirdi. 2017 yılına kadar da istikrarlı bir şekilde hafızlara kazınan filmler yapmaya devam ettiler Güney Koreli yönetmenler. Güney Kore sinemasına yaptığımız bu kısa tarihsel yolculuktan sonra 2003 yılında çıkan “Cinayet Günlüğüne” bir göz atalım ve Güney Kore sineması neden bu kadar başarılı buna bir kez daha şahit olalım.


Kasabadaki Sapık…

Seul’un dışındaki ufak bir kasabada bir kadın cesedi bulunur. Daha sonra ikincisi ve üçüncüsü bulunduğun da bunun seri katil vakası olduğu anlaşılır. Katili bulmak için 3 kişilik bir ekip göreve getirilir. Bu ekibe katkısı olması için Seul’dan uzman bir dedektif yollanır. Ama köy polisi Dedektif Park Doo-Man (Kang-ho Song) ile şehirli dedektif Seo Tae-Yoon’un (Sang-kyung Kim) yöntemleri birbirinden farklıdır. Dedektif Park ve diğer dedektif arkadaşı Cho Young-Koo (Roe-ha Kim) ellerine geçirdikleri suçlu olduklarına inandıkları kişileri ölesiye dövüp sorguya çekerler. Hatta türlü türlü tekniklerle zanlılara bile kendilerinin suçlu olduklarını inandırırlar. Üniversite mezunu şehirli dedektif Seo ile aralarındaki fark ortaya çıkar. O daha akılcıdır ve ipuçlarını teker teker toplayıp büyük resme odaklanır. Şiddetten beslenmez, sorgulamalarda bile onu geri planda düşünceli olarak görürüz.

Notlarımıza eklememiz gereken bir hadise var ki Güney Kore sineması bunu hep yapıyor. Hangi tür olursa olsun bir köşeden komedi öğesini çıkartmayı biliyorlar. Ayrıca uçan tekmeler bu filmde çok sık karşınıza çıkacak ve her seferinde kahkahalara boğulacaksınız. Üstelik bu sahneler dublör ekibi tarafından değil de birebir oyuncuların kendileri tarafından gerçekleştirilince daha da hoş detaylar oluyor. 

1986 ve 1991 yılları arasında Hwaseong bölgesinde geçen ülkenin ilk seri cinayetlerini anlatır film. Bu sebeple gerçek olaylarla paraleldir. O dönem siyasi çalkantıların tavan yaptığı dönem olarak da bilinir. Polislerin kapalı kapılar ardındaki işkenceleri ve halka zulmü de filmde yansıtılır. Yönetmen Joon-ho Bong’un derdi de budur zaten. Filmde, kaos döneminde, halkın korunmasını sağlayan polislik kurumunun halkın düşmanı haline gelmesi ve insanlara kötü muamelede bulunması sebebiyle güvenilirliğini kaybetmesi ve inanılırlığını yitirmesi mesele edilmiş.

Dedektif Park’ın farklı yöntemleri olarak sadece işkenceyi saymamız yanlış ve eksik olur. Zamanla cinayetler arttıkça, katili bulamamanın ezikliği ve utancıyla falcıya gider mesela. Orta çağdan kalma teknikler ile büyüden medet arar olmuştur. Bir ara kafasına bir fikir düşer. Katil kadınlara önce tecavüz ediyordur sonra öldürüyordur. Ama olay mahallinde tek bir kıl parçası bulunmamıştır. Katil ona göre “köse”dir ama kimseyi inandıramaz. Hamama gider ve anadan üryan insanların genital bölgelerini dikizler.


Kara Mizah Sevgilim!

“Cinayet Günlüğü” yanlış anlaşılmalar filmidir. Saf ve zeki karakterlerin iç içe geçtiği ve rollerin değiştiği, komedinin kralının olduğu kara filmdir benim gözümde. Dedektif Park şefine suçlu insanı hemen suratından anlayacağını ve ondan kimsenin gizlenemeyeceğini söyler filmin başında ama ne yazık ki 3 tane katil zanlısı bulunur ama Dedektif Park’ın yetenekleri çok da işe yaramaz. Ama bir yandan da uğraşır, koşturur… Onun başına gelenler sakar bir insanın başına gelenler gibidir. Nereye giderse gitsin sırtında şansızlık bohçasını taşıyacaktır. Aynı zamanda Dedektif Seo çalışmalarının sonucunda ve özverisi ile birlikte çok önemli ipuçları bulur. Katil yağmurlu havalarda cinayetlerini gerçekleştiriyor ve cinayet günü radyo programına hep aynı şarkıyı çalınmasını istiyordur. Bunca ipucuna rağmen 3 kişi katil diye yakalanır. Bir özürlü çocuk, cinayet mahallinde mastürbasyon yapan işçi ve radyo programına istek parça yollayan adam. Hangisi acaba katil ya da hepsi mi? Hiçbiri olabilir mi? Katil polislerden biri mi? Filmi 3 kere izledim ve işin içinden çıkamadım. Sizin tahminleriniz varsa yazmanızı rica ediyorum…

Bu cinayetler diktatörlük ve baskı rejiminin ortamında var olan büyük boşluk sebebiyle de işlenmektedir. Polisler halka uğraşırken açıktan faydalanan sapık katil, masum kadınların işlerini rahatlıkla bitirmektedir. Bu kara mizah şöleninde başrolde en sevdiğim oyunculardan biri olan ve özel ilgiyle takip ettiğim Kang-ho Song var. Kasabalı dedektif rolünde cinayetleri kendi klâsik yöntemleriyle ve eski usul yöntemlerle çözmeye çalışıyor. Kendisinin oynadığı “Joint Security Area” filmini daha önce sitemizde incelemiştim. Bu filmde de döktürmüş ve filmin gerilim havasının dağılmasına, mizahi kısmın çekilmesine katkı sağlamış. 

Yönetmen Joon-ho Bong’nun “Yaratık” (Gwoemul, 2006) filmi gibi bu filmde toplumsal eleştiriyi perdeye yansıtıyor. Bu filmdeki kadroyu daha sonra “Yaratık” filminde görmek beni çok mutlu etmişti. 2000’lerde hızlıca yükselişe geçen Güney Kore sinemasının en iyi yapıtlarından olan “Cinayet Günlüğü”, San Sebastián Uluslararası Film Festivali ve Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde ödüller almış. Film dramı da, gizemi de, gerilimi de barındırıyor içinde. Oyunculuklar zaten filmin çıtasını yükselten etken. Kadınların cesetleri teker teker ıslak zemine düşerken sizde katilin kim olabileceği hakkında bir tahminler heyulasının içinde kaybolup gideceksiniz. Keyifli seyirler…


Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder