Sayfalar

2 Aralık 2016

Vertigo / Ölüm Korkusu (1958)

Dünya sinemasının her anlamda öncülerinden biri olan Alfred Hitchcock, 1920’li yılların başında sinemayla tanıştı ve öldüğü 1980 yılına kadar onlarca filme imza attı. Sessiz sinema günlerinden ilk sesli filmlere, siyah beyaz dünyadan renkli sinemaya; sinemanın tüm ilerlemelerine şahit oldu ve bizzat katkıda bulundu. Yönettiği sayısız film hala beğeniyle izlenen efsaneler arasına yer alıyor. Çalışmamızın konusu efsane filmlerinden biri…

Fransız yazarlar Pierre Boileau ve Thomas Narcejac’ın 1954 yılında D'entre les morts (Yaşam ve Ölüm Arasında) ismiyle yayınladıkları polisiye roman, Alec Coppel ve Samuel Taylor tarafından senaryo haline getirilmiş ve “Vertigo” ismiyle Alfred Hitchcock tarafından 1958 yılında renkli olarak çekilmiştir. Filmin yapımcılığını da yine Alfred Hitchcock üstlenmiştir. 128 dakikalık filmin başrollerinde James Stewart (John Ferguson) ve Kim Novak (Madeleine Elster) oynamıştır. Oldukça başarılı olan film müziklerinin altında ise Bernard Herrmann imzası bulunmaktadır. Vertigo, kayıp beşli* olarak bilinen ve telif haklarıyla ilgili sorundan dolayı ilk gösterimleri ardından uzun yıllar bir daha gösterilemeyen filmlerden biridir. Kayıp beşli ancak yönetmenin ölümünden sonra tekrar gösterime girebilmiştir.


Figüranlara için Saygı Duruşu

Film hayli hareketli bir kovalama sahnesiyle başlıyor ve daha bu ilk dakikalarda beklenmedik bir ölümle izleyiciyi şaşırtmayı başarıyor. Ardından kısa bir zaman atlamasıyla oldukça sakin bir sahneyle tekrar koltuklarımıza yaslanıyoruz. Ana karakterimiz John, yaşadığı bu şok anından dolayı oluşan bir rahatsızlığıyla mücadele etmek istiyor ancak bu sandığı kadar kolay olmayacak! 

Korku gerilim filmlerinin önemli detaylarından birinin izleyicinin tahayyülünü tamamen alakasız alanlara; örneğin masal diyarına çekmek olduğunu biliyoruz. Şok sahnesinin ardından gelen sütyen tarihi diyaloğu boşuna değil!

Bir Hitchcock filmi izlerken gözümüz ister istemez onun yapacağı sürprizi arıyor. Efsane yönetmenin sinemaya kazandırdığı tekniklerden biri filmin herhangi bir anında -ki Hitchcock için bu ilk 5 dakikadır- önemsiz bir karesinde yönetmenin kendisinin görünmesidir. Ekseriyetle yoldan geçen biridir, bazen otobüse binen adam, bazense yan koltukta oturan adamdır. Lakin kesinlikle önemsiz bir karakterdir ve eğer Hitchcock’u tanımıyorsanız fark etmeniz mümkün değildir. Bu yönteme cameo görüntü deniliyor. Hitchcock, filmlerinin önemli bir kısmında bu tekniği kullanmış ve kadraja girmiştir ancak bunların hiç birinde diyaloğu yoktur sadece kameranın önünden geçiverir. Onun bu geçişleri bir nevi figüranlara saygı duruşudur… Kendisi böyle yorumlamasa da ben öyle anlamak istiyorum.


Karakterlerin Dilinden Ulusa Sesleniş…

Ah bu emeklilik… Hem istenir hem de geldiğinde hazır değilizdir. John yaşadığı sorundan dolayı emekli olmaya karar vermiştir ancak meslek iliklerine kadar işlemişken pek mümkün görünmüyor.  Ve nihayetinde emekli polisimiz eski bir arkadaşından gelen teklifi kabul ederek dedektife dönüşüyor. Tuhaflıklar ve gerilim başlıyor gibi…

Film de gerilim bazı sahnelerde ufak ufak yükselirken beklenmedik sona hazırlıyor izleyiciyi. Küçük bir intihar denemesinin ardından havaya biraz aşk kokusu yayılmaya başlıyor. Şok tanışmanın ardından karşılıklı bir kur başlıyor gibi ne dersiniz? “Kimse tek başına yaşamamalı.” diyen güzel Madeleine, John’un yalnız kalbini titretmeyi başarıyor. Madeleine’in dilinden bir mesaj veriyor Hitchcock, yalnızlığın rıhtımında kaybolanlara: “Tek başına dolaşabilirsin. Ancak iki kişi bir yere gidiyorsundur.”

Konusu ve türü ne olursa olsun filmlerden detay mesajları cımbızlamayı seviyorum; bana göre bazı filmler sadece bu mesajlar için sevilir. Bu bir tahayyül meselesi tabi… Sekoya ormanına girdiğimizde Madeleine bir bilge gibi göndermeler yapıyor insanlık için, kadraja katledilmiş bir ağacın bir parçası girdiğinde görüyoruz ki bu ağaç bir insanın ömrüne sığmayacak kadar çok şey yaşamış. Ruhsal bir karmaşa yaşayan Madeleine, ağacın yaşam halkaları içinde kendi doğum ve ölümünü gösteriyor ki aslında ne kadar kısa bir hayat! Fakat bunca kısa hayatımızda yüzlerce, binlerce yaşında ki doğayı katletmeyi ihmal etmiyoruz! Biraz dikkatli olduğumuzda birçok filmin karakterlerinin dilinden bir çeşit ulusa seslenişi fark edebiliriz ya da kendimizi bir anlığına kamu spotuna konuk hissedebiliriz.


Matruşka Sürprizler

Bazen bir şekilde yanı başımızda olanın asla bizi terk etmeyeceğini düşünürüz. Ancak her güzel şeyin bir sonu vardır ve bu son bazen fazlasıyla acıtır insanı. Barbara Bel Geddes’in başarılı bir şekilde canlandırdığı eski sevgili Midge Wood, genç ve güzel Madeleine’e kaptırmak istemediği John için hazırladığı küçük şaka ile aslında John’u çoktan kaybettiğini fark ediyor.

Film de gerilim yeniden yükseliyor. Kule sahnesini dikkatli izlersek bu sahne de kullanılan ve literatürde “vertigo etkisi” ya da “hitchcock etkisi” olarak geçen bir tekniğin kullanıldığını göreceğiz. 

Ve ardından John bir şok ölümle daha yüzleşmek zorunda kalıyor. Ölüm ve ardından yargılama sahnesi de bitmişken neden hala film bitmedi diyorsanız, “üzgünüm dostum, sen yanlış filme gelmişsin” demekten kendimi alıkoyamam. John için kalbinizin bir yanı acımaya başlıyor sanırım her sahne de biraz daha batıyor gibi görünüyor. Ancak biz bütün sürprizleri öğrendiğimizi zannettiğimiz de bile bekleyen bir sürpriz var! Filmde sürprizler matruşka bebekler gibi, tek farkı ise bir sonrakinin daha büyük olması.

Nihayet sona geldiğimizde John artık yükseklik korkusunu ve buna bağlı oluşan vertigoyu yeniyor ve nihayetinde hayatının aşkından bir buse almayı başarıyor. Peki, ya sonra? İlk kez izliyorsanız, birkaç hafta etkisinde kalacağınız bir film olacaktır. İyi seyirler…

*Beş kayıp Hitchcock filmi: “Rope / Ölüm Kararı (1948)”, “Rear Window / Arka Pencere (1954)”, “The Trouble with Harry (1955)”, “The Man Who Knew Too Much / Çok Şey Bilen Adam (1956)”, “Vertigo / Ölüm Korkusu (1958)”


Yazar: Nuh Ürün

0 yorum :

Yorum Gönder