Sayfalar

17 Ekim 2016

Sinema Sohbetleri #4: Sully (2016)

Takvimler 17.09.2016 tarihini gösterdiğinde, Maksat Sinema Olsun’un dört neferi, Clint Eastwood’un “Sully” filmini izlemek için Akasya Cinemaximum’un IMAX salonundaki koltuklarına kurulmuş, filmi keyifle izlemiş ve filmden hemen sonra 1 saat 14 dakika süren hararetli bir tartışmanın içine girmişlerdi. İşte aşağıda okuyacaklarınız bu konuşmanın bir özetidir. İyi okumalar…


Konuşmacılar: Uğur Tatar, Umut Uçan, Arda Açıkelim, Taylan Kaan Torunoğlu
Ses Kayıt: Taylan Kaan Torunoğlu
Decode: Arda Açıkelim, Taylan Kaan Torunoğlu
Editör: Uğur Tatar


Uğur: Bugün IMAX’de “Sully” filmini izledik. Evet, ne düşünüyorsunuz? Nasıl buldunuz?

(Herkes birbirine bakar.)

Taylan: Kimseden ses çıkmıyor. O zaman ben başlayayım. Valla, güzel bir filmdi. Sully’nin gerçek hikâyesini izlerken, adeta olayın içine giriyoruz. Sonlara doğru da işte uçak kazasında kendi kararı aslında yanlış mıydı yoksa gerçekten yapılması gereken bir hareket miydi onu görüyoruz. Etkileyici bir son ile bitiyor film.

Uğur: Nasıl buldun peki? Sully’nin bu dramını başarıyla aktarmış mı Eastwood? Yeterince etkileniyor muyuz?

Taylan: Yolcuları çok fazla göremedik. Sully'nin dramını biraz olsun görüyoruz. Fakat öyle derinden etkileyen bir dram değil bu. Ama akıp gidiyor valla. Filmin sıkıcı bir tarafı yok. Zaten çok uzun değil.

Uğur: Evet, tam olarak 96 dakika. Peki, filmi IMAX’de izlemenin sana bir katkısı oldu mu? Biliyorsun bu film, tamamı IMAX kamerasıyla çekilen ilk film olma özelliği taşıyor.

Taylan: Yani IMAX olmayan halini de izlemek lazım bunu cevaplamak için. (Güler) Ama filmi büyük perdede izlerken sesin de etkisiyle olayları gerçekten yaşamış gibi olduğumu söyleyebilirim.

Uğur: Peki, o zaman. Sen filmi nasıl buldun Arda?

Arda: IMAX konusundan devam edelim mi?

Uğur: Olur. Sence Sully filmini IMAX’de izlemenin bir yararı var mıydı?

Arda: Bu film için IMAX sadece büyük perde olarak karşılık buldu bende.


Uğur: Bir katkısı yok muydu yani, uçak sahnelerinde özellikle?

Arda: Ses tabii, ses çok önemli. Ses ve perdenin büyüklüğü. Görsellik açısından pek bir şey fark etmedi benim için. Film 3 boyutlu da değil. Zaten bence ses daha etkileyici IMAX salonlarında.

Uğur: Sence filmin 3D olmaması bir eksik mi bu filmde?

Arda: Sanki 3D olsa daha iyi olabilirdi. Mesela o kuş sahnesi baya müsaitti üç boyut için. Ama zaten kilitliyor izlerken o sahnelerde film. Yine de 3D olması daha da bir gerçeklik katabilirdi.

Uğur: O zaman uçak sahnelerinden devam edelim. Şimdiye kadar sinemada bir sürü uçak kazası sahnesi izlemişizdir herhalde. Bu filmdeki uçak kaza sahnesini beğendin mi? Nasıl buldun? 

Arda: Güzeldi, oldukça profesyonelce çekilmişti. Fikir olarak kaza sahnesini üç aşamalı bir şekilde görmemiz de güzeldi. Böylece her defasında kazayla ilgili yeni bir detay öğreniyoruz.

Uğur: Ama sürekli tekrarlanan bir kaza sahnesi izliyoruz. Özellikle son sahnede kazayı tekrar baştan izliyoruz hatta. Açıkçası ben bu tekrardan çok sıkıldım. Sen sıkılmadın mı?

Arda: Bu tekrarlanma işi belki başka açılardan olsa, ritmi devam ettirebilirdi. Hep aynı açıdan aynı sahneyi göstermek, evet biraz sıkıcıydı.

Umut: Mesela Tom Cruise’un oynadığı Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow, 2014) filminde böyle tekrarlanan sahneler vardı. Orada muazzam derecede güzeldi, sıkmıyordu. Hatta filmin sonuna kadar öyle devam etse yine izlerdim yani. Çünkü her seferinde farklı bir kurguda ilerliyordu.

Uğur: Hazır Umut, “Tom” demişken, Tom Hanks ile devam edelim. Tom Hanks nasıldı sence, Arda?


Arda: Oyunculuğu?

Uğur: Neyi olabilir lan başka?

Arda: Pilotluğu iyiydi şimdi!

(Gülüşmeler)

Uğur: Evet, Tom Hanks’i nasıl buldun diyorduk?

Arda: Ya güzeldi. Umut’un dediği şey benimde dikkatimi çekti. Şey dedi ya biraz önce kayıt dışı olarak.

Uğur: Kayıt içi söyle herkes bilsin.

Arda: Tom Hanks, sürekli gözlerini deviriyor. Büyük ihtimal belirtilen bir durum bu. Çünkü sürekli olarak bunu tekrarlıyor. Bir yerlere dalıp duruyor.

Uğur: Çok durgun geldi bana oyunculuğu.

Arda: Evet, bir durağanlık var. Acaba Tom Hanks’in boş bakışlarını kessen filmden geriye ne kalır?

Uğur: Bir şey kalmıyormuş. Haluk Biligner gibi olur!

(Gülüşmeler)


Arda: Ama beğendim. Komiteye karşı konuştuğu kısımlar güzeldi.

Uğur: Başka bir oyuncu var mı filmde beğendiğin? Mesela Aaron Eckhart, yardımcı pilot rolünde. Bence Tom Hanks’ten rol çalacak kadar başarılı. Sen beğendin mi onu?

Taylan: Karizma katmış filme çok!

Arda: Yani evet, böyle dengede gibi. Çok bir şeyi de yok ama sanki. Zaten rolü de öyle. Ne kadar var ki filmde?  Olayda sorumluluk sahibi pilot. Dolayısıyla Tom Hanks’den başka biri pek ön plana çıkmıyor.

Taylan: Evet, kahraman o ilan ediliyor sonuçta.

Arda: Zaten olayda da pek müdahil olmuyor ki yardımcı pilot.

Uğur: Ama destek oluyor.

Umut: Aaron Eckhart için biraz daha replik yazılabilirdi bence. Sönük kalmış diye düşünüyorum.

Arda: Yeterliydi bence ya.

Umut: Onun ayarındaki bir oyuncu için demek istiyorum...


Uğur: Tom Hanks’den daha az yeri olmasına rağmen karakterini daha iyi doldurmuş bence. 

Arda: İşte şakacı karakteri filmin. Pilota desteğini de genelde mizahla yapıyor.

Uğur: Yani evet zaten zıt karakter olayını kullanmışlar işte bu iki karakterin ilişkisinde.

Arda: Biraz öyle evet. Birde Tom Hanks tabi daha yaşlı olduğu için emekliliğine gelmiş bir pilot. Böylece bir sonraki nesli göstermekte var işin içinde. Böyle bir dramatik etkisi var yardımcı pilotun onun yanında.

Uğur: Zaten Aaron Eckhart dışında da oyunculuk namına konuşabileceğimiz biri yok yani.

Taylan: Şey vardı birde ya. Komitedeki kel adam.

Uğur: O mu kaldı yani Taylan aklında?!

Taylan: Sürekli bir açık arıyor. O gıcıklığı iyi vermiş bence oyuncu. 

Arda: Komite demişken... Komite neden açık arıyor. Onun cevabını biraz daha detaylı verebilirlerdi filmde. Sonuçta pilotların sendikasından tut işte bir sürü kurumdan bahsedildi orada. Bu kurumlar işte pilotlara şirketlere belli ki baskı uyguluyor ve o yüzden bu komite açık arıyor.

Uğur: Özetledi aslında. Uçağı düşürmeden ulaştırabilirdi, hepsi bunu istiyor.


Arda: Evet ama onu biraz daha sanki detaylandıran ayrıca bir sahne, belki fazlalık olurdu ama güzel de olabilirdi.

Taylan: İşin bu taraflarına bulaşmak istemediler belki de.

Uğur: Evet, işin dram kısmına daha çok değinmek istemiş ve bunu da bir nebze başarmışlar diyebiliriz.

Arda: Peki kilit soru. Pilotun parmağındaki yüzüğün sırrı ne?

Uğur: Ya evet, sürekli yüzükle oynuyordu. O da cevaplanmamış bir soru yani. Çünkü sürekli gözümüze sokup durdu Eastwood abimiz!

Arda: Bir kere gösterirsin, iki kere gösterirsin ama sürekli yüzükle oynaması bir şey ifade etmesi lazım.

Taylan: Karısından mı acaba?

Umut: Evlilik nişan yüzüğü gibi değil ama.

Uğur: Evlilik yüzüğü diğer elindeydi.

Arda: Hacı yüzüğü gibi.


Uğur: Aynen taşlı maşlı fiyakalı bir yüzüktü. Bilmiyorum yüzüğü çok gözümüze soktu ama bir açıklamasını yapmadı. Evet, sen ne yapıyorsun Umut? Telefonla mı oynuyorsun!

Umut: Bende mi sıra?

Uğur: İlla böyle bir sıra yok. Yani dalabilirsin araya. (Güler)

Umut: Film ile alakalı bir şey bakıyordum da telefondan. Dikkatinizi çekti mi bir oyuncu var. Holt Mccallany. 

Uğur: Kim o ya?

(Umut, telefondan oyuncunun fotoğrafını gösterir.)

Umut: Bu adam dikkatimi çekti. Hep arkalarda gözüken bir oyuncu. Dövüş Kulübü’nde de (Fight Club, 1999) oynuyor bu adam. Hep arkalarda çıkıyor. Bu filmde de, pilotun ilk sorguya çekildiği sahnede, kel adamın yanındaki adamdı. 

Uğur: Figüran mı o?

Umut: Piyasa oyuncusu hemen hemen birçok filmde görürüm bu adamı ama hep arkalarda gözüken, çok fazla konuşması olmayan bir oyuncu. Dövüş Kulübü’nde de yoktu repliği, dayak yiyen adamlardan biriydi.

Arda: Eski toprak, böyle mesleğine sadık oluyor işte.

Uğur: Tamam arkadaşlar, Umut’un ortaya çıkardığı bu gizemden sonra filmimize tekrar dönelim isterseniz. Mesela Sully’nin aile hayatına doğru düzgün hiç değinmemişler. Bunu konuşalım.


Arda: Kızları var.

Uğur: Kızları var ama bir kez konuştuklarını bile görmüyorsun kızlarının. Varlar mı yoklar mı belli değil?

Arda: Hanımıyla da o kadar konuşmuyor ki.

Uğur: İşte zaten o da çok az. O da bana yetersiz geldi.

Taylan: Otel odasından konuşuyorlar.

Uğur: Evet, kadın telefonun ucundaki bir sesten ibaret. Pilot ve karısı sürekli birbirlerine “Seni seviyorum deyip duruyorlar. Bu kadar yani aralarındaki! Aşklarını bu şekilde anlamamızı istemiş yönetmen, sadece bir lafla! Hiçbir şeye değinmemiş. Herifin kurtulduktan sonra ilk yaptığı şey karısını aramak. Ama biz hiçbir şey hissetmiyoruz. Çünkü…

Taylan: (Araya girer) Öncesi yok!

Uğur: Teşekkürler Taylan. (Güler) Evet yok. Öncesini bilmiyoruz. Hiçbir şey bilmiyoruz. Çünkü az önce söylediğim gibi bütün film boyunca kadın telefonun ucundaki bir ses yani.

Umut: Ben pilotla karısını görünce şey zannettim. Acaba konuşma esnasında mı geçti hatırlamıyorum. Boşanmışlar, ayrılar diye düşündüm.

Uğur: Öyle bir şeyden bahsedilmiyor.


Taylan: Evet, onunla ilgili hiçbir şey bilmiyoruz.

Uğur: Parasal sıkıntıları var sadece bunu biliyoruz. Aralarında bir sorun olmuş yani ama hiçbir şey bilmediğimiz için bunu hissetmiyoruz ki. 

Umut: Ama genellikle pilotlar sürekli farklı şehirlerde ya da ülkelerde. Ailesine sürekli ilgi gösteremez yani. Pilotun karısının ya da yardımcı pilotun da hayatını irdelesek falan işte asıl o zaman film gereksiz uzayacak gibi geliyor bana. Direk pilota odaklanmış işte film.

Uğur: Tamam orasına bir şey demiyorum ben ama bizim ailesi hakkında bir şey görmemiz gerekmiyor mu? Aaron Eckhart’ın oynadığı yardımcı pilotun rolü oldukça güzel kullanılmış filmde mesela. Bir yardımcı karakter olarak, karakterimizin yolunda ona yardım eden onu güçlendiren bir karakter olarak görevini başarıyla yerine getiriyor. Ama pilotun karısı için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Belki yardımcı pilot kadar görüyoruz kadını ama aklımda kalan hiçbir şey yok onunla ilgili.  Hele kadının sürekli telefonda bir triplere girmesi gerçekten rahatsız ediciydi. Özetle kadın çok sığ bir karakter olarak kalmış.

Arda: Hatta şeye çok şaşırdım ben. Filmin sonuna doğru artık kadın, “Sen 155 insanla birlikte hayatta kaldın. Şimdi fark ettim!” gibisinden saçma sapan bir şey söylüyor.

Uğur: Bu çok sinir bozucu bir şey değil mi abi ya? Yani kadınla ilişkisini hiç anlamıyorsun. Kaza sahnesinden sonra gördüğümüz baba oğul ilişkisi bile kısacık bir sürede anlatılmasına rağmen, bu karı koca ilişkisinden daha iyi verilmiş filmde.

Arda: Belki ailesiyle o kadar ilgilenmemesini şuna bağlayabiliriz mağrur yapıda oluşunu işte böyle bir Yaşar Usta kıvamında... (Güler) Şaka bir yana, bir sahnede uçağa giderken sandviç mi ne alıyor hava limanındaki marketten. Marketteki kadınla konuşuyor falan. Ondan önce evden çıkışını falan gösterebilirdi mesela... 

Uğur: İşte böyle bir şey yapabilirdi. Yani ev hayatı...

Umut: Ama birde şöyle bir şey yok mu? Kaç gün geçti bilmiyorum da. Dört beş günlük bir zaman dilimini anlatıyor film sanırım. Olay olduktan sonra zaten otele kapanıyorlar. Herhalde çıkmasına izin verilmiyor veya...

Uğur: Ama bak sürekli uçakla ilgili şeyler hatırlıyor. Mesela geçmişle ilgili bir şeyler hatırlayabilir. Pırpır uçak pilotluğu yaptığı sahne dışında başka bir sahne hatırlamıyorum ben geçmişine dair.


Taylan: Evet, o da çok kısaydı. Neredeyse unuttum onu.

Arda: Bir de işte arızalı bir savaş uçağını indirmiş.

Uğur: Evet bir de o var. Ama bu kadar! Sürekli uçağın düştüğünü görüyor. Sürekli biz o tekrarı görüyoruz yani adamın bu çıkmazını, ruhunda büyük bir sorun yaratan bu olayı sürekli görüyoruz. Ama aile yaşantısına dair bir şey görmüyoruz. Bu da bana yeterli gelmiyor açıkçası. Sürekli uçak düşüyor @#*! Sonuçta ben karakterin çok fazla soyutlandığını düşünüyorum. O kadar ruhsal dünyasına giriyor ki film, gerçeklikten kopuyoruz. Biz sanki onun kafasında kurguladığı uçak kazasında kalıyoruz. Sanki herifin rüyasında gibiyiz, gerçek değilmiş gibi bütün bunlar. Sanki filmi uzatmak için yapılmış gibi bu kaza sahneleri. Çünkü film kesinlikle bir saat sonunda bitiyordu yani. Bizim ikinci yarı dediğimiz şey tamamen uzatılmış versiyonu.

Umut: Tekrarlanan kaza sahneleri için belki fazlalık diyebiliriz. Ama ben başka “koyayım da dolsun” diyebileceğim fazlalık bir sahne göremedim.

Arda: Hamam sahnesi olabilir mesela. Belki sürekli karşımıza çıkan Marriott Hotel sahneleri olabilir. Filmde ailesine o kadar zaman ayırılmamış. Ayrılması lazım ama onun yerine Marriott Hotelde geçirdiği zamanı ve dışarıdaki insanların pilota bakışını göstermeyi tercih etmişler. Otelin işletmecisinin pilota gelip sarılması ve istediğiniz her şeyi yaparım mesajları falan…

Umut: Gözümüze gözümüze sokuyorlar. Benim aklıma paranoyakça şeyler gelir. Ya bu adamda hata varsa. Daha mahkemesi olmadı. Her şey ortada değil. Kafamda soru işareti olurdu. Belki bu adamın hatası var. Belki Uçuş (Flight, 2012) filmindeki pilot gibi bu adamın da kafası güzeldi. 

Uğur: Haklısın. Kadının sarıldığı sahne, bardaki adamın ya da taksi şoförünün övgüler yağdırdığı sahneler ne bileyim bana çok zorlama geldi bunlar. Çünkü karakterle özdeşleşemedim bir türlü. Film, karakterimizin bir kahraman olduğuna inanmamızı istiyor ama adamın gelgitlerinden başka bir şey görmüyoruz biz. Pilotun ruh halini bir türlü bize yansıtmayı becerememişler.

Taylan: Kahraman işte daha ne olsun. Onun başından geçen olayları bu süreçte bize açık açık göstermişler.

Uğur: Benim karakterle ilgili hatırladığım şeyler şunlar: yüzüğüyle oynuyor, karısına boyna “Seni seviyorum” ve “Şuan çok yorgunum” diyor. Peki, ama bu bir kahramanlık filmi değil mi? Film bize bunu empoze ediyor yani. Bu bir kahraman diyor. Bu herif böyle bir kahramanlık yaptı diyor. Zaten onun kahramanlık hikâyesini anlatıyor bize ve buna inanmamızı istiyor. Filmin bu “kahramanlık hikâyesini” anlatırken başardığı yegâne şey bence, pilotla birlikte bizim de bu kahramanlık olayından dolayı şüpheye düşmemiz.

Taylan: Onu güzel yapmışlar, evet.


Uğur: Ama işin kötüsü, ben pilot o kadar insanı kurtardığı zaman bile mutlu olamadım, karakterle özdeşleşemediğim için. Üstelik o sahneler de çabucak geçiyor. Doğru düzgün bir aksiyon ve gerilim yok. Hem 2 tane suya atlayan insan dışında ne gibi bir tehlike gördük ki!

Arda: Orada daha çok şeyi gösterdi bize, pilotun işte o babacan tavrını o düşünceli yapısını anlattı yani. İnince eşini aradı dedin daha önce, aynı zamanda yolcuları da sordu. Eşine de ben iyiyim diye açılış yaptı yani adamın karakteri böyle babacan, karşı tarafı düşünen, zarar bana gelsin, başka kimseye gelmesin diyen.

Taylan: Evet abi tam bir Yaşar Usta işte! 

(Gülüşmeler)

Uğur: Tamam buna bir şey demiyorum ben karakterin bu yönünü iyi yansıtmışlar. Hatta en son uçaktan o çıkıyor. Her şeyi kontrol ediyor falan. Sorumluluk duygusunun yüksek olduğunu görüyoruz. 155 kişinin ismini soruyor falan...

Taylan: Özellikle en kuytu köşelerini arıyor uçağın. Ailelerine ne hesap vereceğim durumunda.

Uğur: Tamam bu sahneler adamın karakterini iyi anlatıyor. Ama ben diyorum ki orada 155 kişi kurtulmuş yani bunlarla ilgili doğru düzgün bir sahne yok. Uçağın düşmesi, yolcuların bilmem kaç derecelik soğuk suda kurtarılmayı beklemeleri… O korkuyu gerçekten hissettik mi? 

Taylan: Belki yolcuların hayatından girse olur muydu acaba? Bir kaç yolcunun hayatından bahsetseydi.

Uğur: Ama uçağın kalkış sekansından önce yapmışlar yani bunu birçok yolcuyu kısa kısa tanıyoruz. Gereksiz olurdu bence daha uzunu. Bebekli kadını tanıtıyor ne biliyim ondan sonra baba oğlu tanıtıyor…

Taylan: Bilemiyorum çok kısa sanki.

Uğur: Yolcuları tanıtmasından ziyade, yolcuların kaza ve kaza sonrası yaşadıkları şeyi göstermesi gerekiyordu. Yani o korkuyu biz görmedik. Bence görmedik yani. Hiç dehşetli bir an gibi gelmedi bana uçağın düşüş anı ve sonrası. Simülatördekinden bir farkı yoktu.


Arda: Yolcular sanki yolcu olma eğitimi almışlar gibiydi!

Taylan: Evet, emir sonucu hemen eğilip korumaya aldılar kendilerini.

Umut: Sinemada da söyledim, 2-3 saat geçse ondan sonra “Şu an düşüyoruz, irtifa kaybediyoruz!” falan dense belki tedirginlik olabilirdi. Belki de şok anında yolcular da ne olduğunu anlamadı.

Uğur: Anlamaması gerekir zaten. Her şey normal bir şekilde giderken aniden pilot “Çarpmaya hazırlanın!” diyor. Bunu duyar duymaz insan şok olur. Ne yapacağını bilemez. Ama hepsi Arda ve Taylan’ın dediği gibi buna hazır gibi davranıyorlar.

Arda: Olay da şöyle bir zamanda oluyor. Uçak kalktıktan çok kısa bir zaman sonra oluyor. Şöyle düşünürsek 155 kişi var. 3 hostes, 2 de pilot yani toplamda 5’i mürettebat 150 yolcu var. Mürettebatlar biliyor talimatları falan. Yolcular nereden bilsin abi! Bindikleri gibi kılavuz veriyorlar işte tehlike anlarında şunları yapın diye. Yani o kılavuz verildikten sonra kaza yapma anına kadar hepsinin okumuş olması lazım kılavuzu...

Uğur: Ki böyle bir şey mümkün değil!

Taylan: Kuş çarptığında hiç biri hissetmiyor. Yolcuların öyle bir tepkisi yok. Sadece pilottan öğreniyoruz.

Arda: Çok ufak bir yer var orada işte uçağın elektrik aksamının hasar görüp ışıkların kapanması ve o an bir çığlık bağırış falan. Ondan sonra uzun bir süre kokpitte kaza sahnesi devam ediyor.

Umut: Birde oradaki hosteslerin otoriter bir şekilde bağırmaları muhtemelen uçağa binen bir insanı az çok etkiler herhalde.

Arda: Ama işte hepsi uzman yolcu sanki. Birde uçak düşme durumu çok ender bir durum.


Uğur: Belki orada ilk kez uçağa binen insanlar var. Ne yapacaklarını bilmeyen insanlar var.

Arda: İlk kez uçağa binmiş olmalarını bırak, kaza yaşamış olma ihtimalleri yok! (Güler)

Taylan: (Coşkulu bir şekilde) Kurtulduk daha önce 10 kere! 

(Gülüşmeler)

Arda: Evet öyleymiş gibi bir algı var. Sanki bir hafta önce 150 kişi hep beraber bir uçağa binmişler. Uçak kaza yapmış oradan kurtulmuşlar, buraya gelmişler ve aynı şeyler tekrarlanmış.

Umut: He siz diyorsunuz ki yani bir kaç kişi tedirgin hareketler yapsa ayağa kalksa falan... Ama kalkamazlar uçakta.

Uğur: Tamam kalkmıyorlarsa ne bileyim ağlarlar, krize girerler bir şeyler olur yani. Denizde yaptılar. Atladılar hemen. Uçakta daha kötüsü olması gerekmiyor mu?

Umut: Ama kutu gibi kapalı bir yerdesin ne yapacaksın ki?

Arda: Yolcuları mükemmel vatandaşlar olarak yansıtmışlar.

Uğur: Evet onları da kahraman yapmışlar işte. Kahraman sadece Sully değil yani.

Arda: Normalde nasıl biliyoruz. Eğer bu bir Hollywood aksiyon filmi olsaydı. Kesin o yolcular arasında bir psikopat çıkardı.


Taylan: Belki paraşüt bulmaya çalışan biri çıkardı. Ya da camı kırmaya çalışan bir yolcu?

Uğur: Ezerlerdi birbirlerini o çıkış sahnesinde. Herkes sıraya geçiyor oğlum! Suya düştükten sonra korkularını daha çok gördük.

Umut: Orada çünkü kontrollü. Otomobilde de bir şey yapamazsın mesela bir anlık vurur. Kendini koruma gibi bir ihtimal yok. Ama uçakta hazırlıklı duracaksın. Böyle put gibi duran bir insanı göremezsin. Ya da rahat tavırlarla oturan. Her birinin senkron bir şekilde olması gayet normal.

Arda: Bence hepsinin senkron olması gayet normal değil. Atıyorum ön sırada iki üç kişi yapar sonra başka iki kişi yapar sonra diğerlerine sıçrar.

Umut: Aynı sahnede hepsinin aynı anda gördük değil mi?

Arda: Meksika dalgası gibi. 

(Gülüşmeler)

Uğur: Aynen yattılar öyle. Birisi kalkmaya çalışır, “Ne oluyor, bize bir şey söyleyin?” filan der. Yok, öyle bir şey. Hostesler tekerleme söylüyor bunlarda uyguluyorlar ya.

Taylan: Evet abi, orası çok yapmacıktı!

Uğur: Bildiğin tekerlemeydi ya. Sanki böyle kadırgadaki kürek mahkûmlarını gaza getirmeye çalışıyorlar! Gerçekten böyle olmuş olsa bile ben oradaki gerçek korkuyu, acıyı, hüznü, hiçbir şeyi hissetmedim. Ya orada yaşlı kadın var lan. Yaşlı, yürüyemeyen, bilmem kaç yaşında kadın. Onun kalbinin durması gerekir o sahnede. Çocuklu kadın var. Çocuğunu tanımadığı adamın kucağına veriyor. Yani bu sahnelerin hiçbir inandırıcılığı olmadığı gibi çok da eğreti duruyorlar.

Arda: Bir tane daha babacan tavır aklıma geldi mesela. Yolcuların sayımı tamamlandıktan sonra, uçakta ayağı kesilen hostesi sordu pilotumuz. “Hostes nasıl iyileşecek mi? Ciddi bir şey mi?” diye. Ufak bir çizikti aslında.


Umut: Tam teknik bilgi vermedi birde. Öncesinde operatörle konuştuğunda adam dedi ya, “Daha önce suya çakılma vakalarında hiç kurtulan olmamıştı!” diye. Bu uçak nasıl indi? Nasıl indirebildi? Boğaz köprüsünden atlayan insan paramparça olurmuş, kemikleri falan kırılırmış. Uçak ortadan ikiye ayrılmıyor, kanadı kopmuyor vesaire.

Arda: Ama öyleymiş gördük ya filmin sonunda gerçek resimleri.

Uğur: Evet, neredeyse fotoğraflarda gördüğümüz gerçeğin aynısını yansıtmış yönetmen. bu konuda gerçekten tebrik etmek gerekiyor. Velhasıl uçağın inmesiyle, uçağın kaza sahnesiyle ilgili her şeyi çok beğendim ben, oralarda bence bir sorun yoktu. Neyse, toparlayalım artık. Herkes genel değerlendirme yaparak fikrini söylesin ve 10 üzerinden bir puan versin.

(Yine herkes birbirine bakar; bu sefer Umut söze başlar.)

Umut: Tartışılmaz iyi bir yönetmen sonuçta Clint Eastwood. Ama önceki filmlerini izlediğim için daha iyisini becerebilirdi diye düşünüyorum. Yani Sully iyi bir film, diğer filmlerinin altında kalmamış ama konu Eastwood olunca beklentide artıyor tabii ki. Yine de pişman olmadım salondan çıktıktan sonra. Son jenerikte gerçek pilotun sahneleri duygusal bir kırılma yaşattı bana yalan yok yani. CGI sahneleri hiç sırıtmadı bence onlarda oldukça güzel olmuş. 

Uğur: Daha önce Flight’dan bahsettin. Benimde bu filme gelmeden önce aklıma ilk Flight gelmişti. Sully ile Flight filmini kıyaslarsan?

Umut: Tam onu diyecektim. Bence bu filmde oyuncu hatası da var. Mimik yoksunluğu bence başlamış Tom Hanks’de. Sully’nin psikolojik buhranını iyi yansıtamamış. Denzel Washington’ın son filmlerine bakıyorsun hep aynı mimik, hep aynı profil ama adam bunu çözmüş. Seyirci bunu seviyor. Bence Tom Hanks bunu yapamıyor artık.

Uğur: Oyunculuğunu beğenmedin yani?

Umut: Oyunculuk değil. Yüz hatlarını bu role adapte edememiş bence.

Taylan: Yönetmen ondan öyle bir oyunculuk istemiş olabilir belki de.

Umut: Olabilir. Zaten bu filmde de Denzel Washington’ı kullanamazsın.


Uğur: Olum gerçek hayattaki Sully, siyahi değil ki lan!

(Gülüşmeler)

Umut: Benzer filmde oynamış ama. Aynı konsepte sahip bir film dersek ikisi için, bence Denzel Washington daha başarılı. Pilot rolünün altından daha iyi kalkmış. Puanım da 10 üzerinden 7.

Uğur: Kim devam etmek istiyor?

Arda: Bende puanı söyleyeyim ilk olarak. Bende 10 üzerinden 7 veriyorum. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse. Film, gerekli olan ritmi bazı yerlerde bulamıyor, yakalayamıyor. Çok fazla iniş çıkışları var filmin. Onun bir eksik olduğunu düşünüyorum. Oyunculuk konusunda Denzel Washinton’ın biraz daha poz kesen, karizmatik durumları var belki o yüzden daha iyi olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ama bence Tom Hanks gereğini yapmış. Daha fazla ne yapabilir ki yani? Kaç yaşında, pilot bir amca sonuçta Sully. Ben yeterli buldum.

Uğur: Söz sende Taylan.

Taylan: Bende 7 veriyorum. Pilotun içinde bulunduğu durumu ve kahramanlığını bir arada veriyor film. Ama bence seyircinin pilotun kahraman olduğunu en sonda hissetmesi gerekiyordu. Çünkü hiçbir heyecan kalmıyor. Yolcuların gelirken ki yaşadıklarını bir kaç sahneyle göstermişler ve bu yetersiz geldi. Ölselerdi de üzülmezdim pek. Öyle bir bağ oluşmadı hiçbiriyle aramda. Belki pilotun bu kadar başarılı olması yüzünden de yeterli dram çıkmıyor olabilir. Birkaç kişi kanattan düşse falan daha çok dram olurdu işin içinde. Bu daha çok başarılı bir hikâye, daha çok gurur duyulması için yapılmış yani çok belli ediyor kendini. Sonunda işte o mahkeme salonunda karşı tarafın kendini bırakması da ondan kaynaklanıyor. Yani bütün Amerika arkandayız gibi bir mesaj veriliyor sanki. Genel olarak baktığımda izlenebilir bir filmdi sıkılmadım. Yardımcı oyuncunun esprileri falan güzel yani aralarda güzel girmiş. Tom Hanks’i de yeterli buldum. Başkası bunu oynasa ne yapabilirdi ki? Çok içine girmiyor özel hayatının sonuçta. 

Uğur: Son olarak bende bir şeyler söyleyeyim ve bitirelim. Filmin fragmanını izlediğimde direk aklıma Robert Zemeciks’in yönetmenliğini yaptığı Flight filmi gelmişti. O filmde de çok benzer bir konuyu, yine kahramanlık hikâyesini anlatmışlardı ve yüzde yüz suçlu bir pilotumuz vardı. Ama bu pilotun özel yaşamına, kişisel özelliklerine daha iyi değinildiği için onunla daha iyi özdeşleşebiliyorduk ve şunu görüyorduk: kahraman özelliklerinin sadece pirüpak bir insanda olmayacağını yani hata işlemiş birinin de kahraman olabileceğini görebiliyorduk. Sully filminde ise karşımıza koyulmuş pilot tamamen sütten çıkmış ak kaşık. Kimse onun hakkında kötü bir şey demiyor. Belki o kurul olmasa adam hakkında hiç şüpheye düşmeyeceğiz; belki kendisi bile kendi hakkında şüpheye düşmeyecek. Yani öyle bir adamımız var ama bunu görebileceğimiz bir detay yok. Aile yaşamıyla ilgili herhangi bir detay bilmiyoruz, kızlarıyla ilişkisini hiçbir şekilde bilmiyoruz. Karısıyla ilişkisini sadece ima yoluyla öğreniyoruz. Bu yüzden karakterle hiçbir özdeşleşme yaşayamıyoruz. Karakterin ruhsal durumunu sadece bize bazı tekrarlanan sahnelerle verilmeye çalışmış. İşte ne bileyim sürekli boş boş etrafa bakması, sürekli o içindeki ruhsal bunalımdan kurtulmak için koşması…

Umut: Onun aklı Forrest Gump da kalmış!

(Kahkahalar)

Uğur: Bunlar yani tek başına yeterli değiller. Üstelik bütün filme yayıldıkları zamanda sıkıcı olmaya başladılar bence. Filmin kurgusunda kesinlikle bir sorun olduğunu düşünüyorum. Hatta filmin doruk noktası yanlış ayarlanmış. Yani biz karakteri tanıyoruz. Olayı öğrenmeye başlıyoruz. Merak ediyoruz. Olayı görüyoruz. Doruk nokta yaşıyoruz ve sonra tekrar en başına dönüyoruz ikinci yarıdan sonra ve tekrar aynı süreci hızlandırılmış olarak izliyoruz. Sonra filmin en önemli kısmı olan uçak sahnesi görsel anlamda çok doyurucu ve çok başarılı ama yaratmak istediği inandırıcılığı ve dramatik etkiyi yakalayamıyor. Hatta yer yer komiğe kaçan sahneler rahatsız ediyor seyirciyi. Buna örnek olarak az önce söylediğimiz gibi yolcuların ve hosteslerin böyle bir kazaya hazır oldukları büyük bir tepki göstermemeleri ama buna rağmen suya indikten sonra bir anda delirmelerini gösterebiliriz. İkinci bir doruk nokta olan kurul karşısında savunma kısmında da yine bir inandırıcılık eksikliği var; yine bir şeyler zorlama gidiyor yani. Oyunculuklara gelecek olursak ben Aaron Eckhart’ı çok beğendim. Ama Tom Hanks pek içime sinmedi. Film boyunca akılda kalan doğru düzgün bir repliği, bir sahnesi yoktu. Ama şunu söyleyebiliriz. Adamın kendinden şüphe etmesini ve bizimde bir nebze olsun adamdan şüphe etmemizi başarmış film. Genel olarak filmi beklediğim gibi bulmadım o yüzden 10 üzerinden 5 veriyorum.


FİLMİN PUAN ORTALAMASI: 6,5


0 yorum :

Yorum Gönder