Sayfalar

4 Eylül 2016

The President's Last Bang (2005)

Yüzölçümü Konya’dan biraz daha büyük olan bir ülke. 55 milyon insanı barındırması, dünyaya Hyundai, Kia, Samsung, LG gibi otomotiv ve elektronik markalarını kabul ettirmesi ile övünen Asya’nın inci gerdanlığı. Kimden mi, daha doğrusu nereden mi bahsediyorum, tabii ki de Güney Kore’den! Onca vahametin, kıyımların üstesinden gelen Güney Kore, 2. Dünya Savaşı’ndan tam 71 yıl sonra artık dünyaya kafa tutacak bir ekonomiye sahip bir ülke, bu bir gerçek.

Üstelik bu gelişmeler neticesinde Güney Kore’nin sinema endüstrisi de kendini çoktan ispatladı. Başarılı filmler peş peşe çekildi ve “Old Boy (2003)”, “My Sassy Girl (2001)”, “My Wife is a Gangster (2001)” gibi Hollywood’a ihraç edilen bazı filmler yapıldı. Şimdi incelemesini yapacağımız film ise yönetmenliğini Sang-soo Im’in yaptığı 2005 yapımı “The President’s Last Bang”.


Darbenin Ayak Sesleri

Konusunu gerçek olaylardan alan bu film, Güney Kore’nin 1961 yılında darbe ile başa geçen lideri Park Chung-hee’nin 1979 yılında bir suikast ile nasıl indirildiğini kara mizah şöleni ile bizlere aktarıyor. Park Chung-hee, kendi ülkesinin rejimini cunta yönetimine başkanlık yaparak kansız bir şekilde ele geçirmiştir. 1963 yılında ise cumhurbaşkanı olarak ülkesinin idealleri için çalışmaya yemin etmiştir. 18 yıl boyunca ülke içinde ve dışında sıkı bir yönetim sağlasa da “Kore Mucizesi” olarak bilinen iktisadi büyümeyi sağlayarak ülkeyi gelişmişlik statüsüne getirmeyi başarmıştır. Başta bulunduğu sürece sıkıyönetim bile ilan eden Park Chung-hee yavaş yavaş kendi sonunu getirmeye başlamıştır. Darbeyle başa gelip bir nevi şahsına yapılan darbe ile hayatını kaybetmesi çok manidar gözükse de daha önce 2 suikast girişiminden de kurtulmayı başarmış biri olarak üçüncüsünden kurtulamadığını görmekteyiz. Kendisine yapılan suikasttan 5 yıl önce de, halka konuşma yaptığı sırada saldırıya maruz kalan Park Chung-hee, merminin kendisine değil de yanında duran eşine gelmesiyle eşini kaybetmiş ve bu olaydan sonra muhtemelen kişisel güvenliği için koruma kalkanını çok geniş tutmuştur. Çok yakın dostu olan Kore Merkezi Haber alma Örgütü (KCIA) başkanı Kim Jaegyu tarafından öldürülmesi filmin ana konusunu teşkil etmekte ve perde arkasında olanlar seyirciye aktarılmaktadır.

Yönetmenin esprili dili ve keskin bakış açısı filmin seyrine oldukça katkı sağlıyor. Sang-soo Im, tarihsel gerçeklikten çok fazla sapmadan kendi üslubunu da katarak, filmi başından sonuna kadar seyirciyi hiç sıkmayacak şekilde ilmik ilmik işlemiş. The President Last Bang, kara mizah türünün en güzel örneklerinden biri. Üstelik bu türü Hollywood’da izlemeye alışık olanlar için de yeni bir deneyim sunuyor. Silahlar patlıyor, birileri ölüyor ama suratımızdaki sırıtış hiç eksik olmuyor. Seyirciyi içine sokmayı bilen yapısı ile filmin sonuna geldiğinizi bile anlamıyorsunuz. Güney Kore filmleri dediğimizde aşırılık olmazsa olmazdır. Kendi sinema kurallarını yazan bu ülke yönetmenlerinden biri olan Sang-soo Im’inde filminde aşırıya kaçtığı sahneler olmuş. Başkan Kim Jaegyu’nun mermisi bittiğinde avazı çıktığı kadar bahçede bağırıp deli danalar gibi koşturması, Ju’nun Başkan’ın keskin nişancıları ile karşılıklı oturduğu bölümler sınırları zorlayan, gülsem mi ağlasam mı dediğimiz sahneler.

Nispi demokrasinin olmadığı yıllarda bir diktatörün en iyi arkadaşından gelen ölüm davetiyesiyle dozajını arttıran film Albay Min ve Ajan Ju’nun kriz anındaki çabalamalarıyla karakter filmine dönüştürüyor. Bu yüzden bir zaman sonra kendinizi, konudan, olaylardan sıyrılıp oyuncuların performansına kitlenmiş bulmanız olası. Oyuncu seçiminin de o zamanın siyasi figürlerine bakıldığında tam isabet olduğu söylenebilir. 

Kim Jaegyu’nun, Ajan Ju’nun ve Başkanın Özel Koruması Şef Cha’nın yemek masasında oturdukları sahnede, Şef Cha ve Kim Jaegyu’nun birbirlerine attıkları bakışlara lütfen dikkat! Komedi ve gerilimin görsele aktarılması ancak bu kadar etkileyici olabilirdi. Şef Cha rolünü oynayan Won-joong Jeong’a şapka çıkartılır. Kendini antipatik göstermek için elinden geleni yapan Won-joong Jeong, hani rolünü yaşamış derler ya işte o da rolünü yaşayanlardan. Bir diğer akılda kalan oyuncu ise mekânın uşağı, her işi yapan, ortalığı düzenleyen, dilsiz Bay Shim’i oynayan Sang-geon Jo. Konuşmaması ona olayın sabahında yarar da sağlıyor. Ayrıca “Old Boy” filminde oynayan Byeong-ok Kim’i de bu filmde kısa bir rolde izleme fırsatı buluyoruz. Ama bu sefer ne yıldırım tanrısı Raiden gibi beyaz saçlı ne de gözlerine perde iniyor. Onu darbecileri bir bir yakalayan asker rolünde izliyoruz.


Işıklar Söner Herkes Evine Döner

Güney Kore’nin şu anki başkanı Park Geun-hye, hem Park Chung-hee'nin kızı hem de ülkenin ilk kadın başkanı olma özelliğini taşıyor.  Park Geun-hye, babası için diktatör diyenlere, “O dönemin koşullarında, eğer öylesine sıkı çalışma koşulları oluşturulmasaydı, bu ekonomik mucize gerçekleşmezdi. Bugün gurur duyduğumuz dünya markaları, o günlerin eseri” diyerek geçmişin bugünün yaratıcısı olduğunu itiraf etmekte. Bugünün Güney Kore’si fazlasıyla demokrasiyi benimsemiş durumda, sık sık protesto yürüyüşlerinin olması ve bu yürüyüşlere müdahale edilmemesi demokrasinin varlığına bir delil. Acaba Park Geun-hye’nin babası yaşıyor olsaydı bu yürüyüşlere müsaade eder miydi orası meçhul işte!

Demokrasi. 9 harfli bu kelime acaba en fazla kimin ağzına yakışıyor. Yakışmasından çok kim bu kelimeyi layıkıyla gerçekleştiriyor. Oysaki Başkan Park Chung-hee’de demokrasi savunucusu, kendince Kim Jaegyu’da. Sofrada başkan demokrasi üzerine konuşma yapıyor! Demokrasi ile yönetilen ve yönetilmeyen ülkeleri sıralıyor. En azından benim muhalif partim var diyerek de övünüyor. Masadakilerin, Kim Jaegyu hariç şakşakçı olduğu ve başkan ne derse tanrı buyruğuymuş gibi davrandıkları ortada. Kim Jaegyu ise suikastı demokrasi aşkına gerçekleştirdiğini ve bu sebeple hayatını ortaya koyduğunu söyleyerek demokrasiyi kullanması hangi tarafın doğru hangi tarafın yanlış düşündüğünü bilemememize ve kafamızın karışmasına sebebiyet veriyor. Zaten şu sıralar pek fazla duyduğumuz kelime yine balon gibi şişiyor da şişiyor! Yönetmen Sang-soo Im ise Başkan’ın söylediği sözlerle aslında kendi tarafını da seçmiş bulunuyor ve tarihsel objektifliği bir kenara bırakarak ben size belgesel izletmiyorum bu benim filmim diyor. 

Dualist bakış açısına göre Başkan taraftarları onun silahlanma yarışındaki çabalarını doğru bulabilir. Sonuçta ülkeler arası kıyasıya mücadele sürmekte ve mutlak barışın geleceğine inanmayan ben de bunun gerekli olduğunu düşünüyorum. Oysaki kalkınma sadece tek yönlü olmaz. Diğer bakış açısı ise salt demokrasi yolunu seçmek. Ama bunu sadece laf olsun diye ağza dolamadan halkla bütünleşerek, kendi insanlarını yok etmeyerek onlardan güç alarak, düzen sağlanarak yapılmalı.

Filmin benim üzerimde bıraktığı kötü bir etki olmadı. Dört dörtlük bir film olmuş. Sadece biçim olarak değil içerik olarak da doygun ve sinema bilincimizi coşturacak sahnelerle dolu. Mithat Alam, Kore Sineması’nın bileşkelerini 3 temel dayanağa yaslar: kara mizah, şiddet ve görsellik. The President Last Bang’de bu üçünden de fazlasıyla var ve bizi sinemaya doyuruyor. Velhasıl savaşsız, darbesiz güzel günler dileğiyle. Filmin tadını çıkarın.

Kaynakça

1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Park_Chung-hee

2. http://www.mafm.boun.edu.tr/files/190_Guney_Kore_Sinemasi.pdf


3. http://www.milliyet.com.tr/kore-mucizesinin-ardinda-yatanlar-gundem-ydetay-2269735/


Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder