Sayfalar

14 Eylül 2016

Şişedeki Umutsuzluk (2016)

İnsanlık tarihi kadar eskidir alkol üretimi ve tüketimi. Sebep olduğu tıbbi sorunlar, toplumsal problemlere rağmen insanlık tarihi boyunca üretimi ve kullanımı artarak devam etmiştir. Ülkemizde de Cumhuriyetin ilk yıllarında bira tüketimi teşvik edilmiş ve sağlam bir beden için milli içki olarak lanse edilmiştir. Günümüzde ise havayollarına ait yolcu uçaklarında dahi alkollü içecek servisi yapılması ve şehir efsanesine dönen pilotlarında alkol tükettiği bilmecesi aslında uçuş güvenliğini tehdit etmesine rağmen yeterince gündeme getirilmemektedir.

Bu konuyla ilgili Robert Zemeckis’in “Flight / Uçuş (2012)” filmi bir nebze olsun bu yaraya parmak basmaktadır. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı üzerine katıksız bir dram olan film, havayolu şirketlerindeki pilotlarında alkol tükettiğini göstermiş, taşıdıkları canları ne türlü tehlikelere sokabileceklerini bizlere anlatmıştır.

Alkol bağımlılığının insanın başına ne türlü çoraplar öreceğini görmemiz adına ünlü korku edebiyatı yazarı Stephan King’in hayatına bakmamız da yeterli olacaktır. Alkolik olduğunu inkâr etmeyen King, Amerika’da çok popüler olan “Adsız Alkolikler” kliniğine bile gitmiştir. Bu konu ile ilgili en üzüldüğü anısından bahsederken, oğlunun okul maçlarına seyirci olarak gittiğinde elinden gazete kâğıdına sarılı birasını düşürmediğini ve bir gün okul koçu tarafından uyarıldığında çok utandığını söylemiştir. Ama bence alkolle alakalı en güzel yorumu Charles Bukowski yapmıştır. Bakın bu yeraltı edebiyatı şövalyesi alkolü nasıl tarif etmiş: “Alkol kendini öldürüp tekrar doğmaya benzer”

İnsanın metabolizmasının sınırlarını zorlaması ileride o birey için istenmeyen marazlar çıkartabilir. Sonuçta insanız, “sirke sineği” gibi hayatta kalabilmek için alkol tüketmiyoruz. Oysa biz farkında değiliz ama kendimizi öldürmek için alkol tüketiyoruz. Sirke sinekleri ile aramızdaki ince çizgi işte bu. Birimiz ölmek için alkol tüketiyor diğerimiz hayata tutunabilmek için. Peki, öncelikli soru ne olmalı? Bana kalırsa niçin alkol tüketiliyor diye sormalıyız. Kişi hangi sebeplerle alkol bataklığına sürükleniyor? İlk başta stresli bir hayat sorunun cevabı olabilir. Günlük hayatın getirdiği yoğunluk, karşılaşılan sorunlar, yorgunluk, maddi ve manevi sıkıntılar strese sebep olmakta ve pek çok insan bundan kurtulmak için çözümü alkolde aramakta. Alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı problemlerin genellikle modern hayatın getirdiği sorunlar, hızlı kentleşme, imkânların artması ama insanların birbirinden uzaklaşması, sosyoekonomik baskılar gibi nedenler olduğunu söyleyebiliriz ve bu nedenler, daha çok genç bireylerin oluşturduğu bağımlılar ordusunu oluşturmakta.


Peki, yok mu bunun çözümü? Bu konu ile ilgili yapılan çalışmalar var mı? Sayıları az olsa da bazı kurum ve kuruluşların bağımlılık üzerine toplumu bilinçlendirici çalışmalarının olduğunu biliyoruz. Bu yardım kurumlarından biri de Yeşilay. Alkol ve diğer tüm bağımlılık yapıcı maddeler ile mücadele eden, halkı yaptığı çalışmalarla aydınlatmaya çalışan Yeşilay, kamuya hizmet veren bir cemiyet. Bu hizmet ve çalışmalarından biride yakın zamanda gerçekleştirilen bağımlılığa karşı senaryo yarışması idi. SETEM tarafından Yeşilay’ın iştiraki ile yürütülmüş olan “Sağlıklı Fikirler senaryo yarışması, kötü alışkanlıkları terk ettirme projesi olarak görülebilir.

Alkol, Tütün, Madde ve Teknoloji bağımlılıkları olarak 4 kategorideki toplam 363 kısa film senaryosunun katıldığı bu anlamlı yarışmada, Alkol kategorisinde yazdığı senaryo ile rakiplerini geçip 1. olan Uğur Tatar’ın kaleminden çıkan “Şişedeki Umutsuzluk” gerçekten de dikkatleri üzerine çekmesini biliyor. Yukarıda saydığım alkole neden başlandığı, etkileri ve sonuçları ile alakalı tüm verileri içinde barındıran film, gerçeklerden sapmayarak alkolizmin aile içi çatışmasına sebebiyet vermesini, bireyin yoksunluk ve histerik krizlerini  metaforik ve kapsamlı anlatımıyla, birinciliği ne kadar hak ettiğini ispatlıyor. 

Bireyin beden ve ruh sağlığını, aile, sosyal ve iş uyumunu bozacak derecede kötü etkileri olan alkol ve alkolik bireyin başından geçenleri 3 dakikadan biraz fazlaca bir sürede anlatan kısa filmimiz, isimsiz başkarakterimizin evin her köşesine dağılmış alkol şişelerine saldırarak şişelerdeki son yudumu bile içmek için verdiği savaşla açılıyor. Şişede durduğu gibi durmayan alkollerin bittiğini anlayan kahramanımız bu tükenişin ardından hayatının da önemli bir viraja girdiğini idrak ediyor. Hayata tutunmasını bir yudum alkolün içine hapsolmuş balık imgesiyle (kısa filmde suyun içinde olarak gözüküyor balık)  veren Uğur Tatar, balığın çırpınışları ile alkolik bireyin hayatındaki hezeyanlarını girift bir şekilde birleştirerek çok anlamlı bir renk paleti oluşturmuş.


Senaryonun ortasına oturttuğu balık adeta kısa filminde bel kemiği hüviyetine bürünüyor. Akabinde ailesi ile kavga eden alkolik adam tipik alkol yan etkileri sergiliyor. Karısını dövüyor, bu anı gören kızı da büyük bir yıkım yaşıyor. Bu yaprak dökümüyle alkolün kötü etkileri doğru bir düzlemde aktarılarak izleyicide empati duygusu kırbaçlanıyor. Çerçeve içindeki mutlu aile tablosu ve alkol alan adamın elleri ucundan kayan o eski güzel hatıraları, küçük çocuğunun resim çerçevesini fırlatmasıyla ailenin dağılışının peliküldeki yansımaları başarılı bulduğum sahnelerden. 

Kişi sosyal yaşantısında hem baba, hem patron veya çalışan, hem eş hem evlat hem de arkadaş olabilir. Alkol kullanımı tüm bu rollerden kişiyi istifa etmeye zorlar. Sorunlar öncelikli olarak kişinin en yakın çevresinde hissedilir. Aile bireyleri bu sorunları hisseden kişiler olurlar çoğunlukla. Filmde de ufak bir aile sorununun büyüyerek ailenin içten çatlamasını sonrada yok oluşunu izliyoruz. Sistematik olarak alkolün zararları tutarlı olarak gösterilmiş filmde. Kısa filmin sonundaki solo performans bence yıkımın doğal halini tatmin edici ve ajite etmeyerek seyirciye sunmuş. Ama genel olarak oyunculuk adına pek olumlu yorum yapamayacağım.

Diğer kısa filmlerinde başarısı su götürmez ama “Şişedeki Umutsuzluk”, hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği metaforik anlatımıyla, yalın görsel anlatım yerine kullandığı simgeselciliğiyle, diyaloglardan neredeyse arındırılmış haliyle ve bunun yerine gücünü görsellikten alması sayesinde başarısını taçlandırmış bir yapım.

Tasarım: Uğur Tatar



Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder