Sayfalar

14 Mayıs 2016

Bana Masal Anlatma (2015)

Komedi filmlerine uzun zamandır bakış açım çok değişti. Güldürü adı altında sığ espriler, bayat argümanlar, sulu şakalar görmekten gına geldi. Komedi filmlerinde aradığım mizahı ve kahkahayı, korku-gerilim filmlerinde buldukça da bu işte bir yanlışlık olmalı diye düşünmeye başladım. Bir diğer yandan komedi filmlerindeki kültür farkı da önemli bir mesele. Evrensel olsun ya da olmasın hitap edeceği kitlenin bilinç düzeyi seviyenin altında kalınca verilmek istenen etki azalmakta hatta sıfırlara bile inmekte. Alınan tepkiler, sinemada sövmeler ve salonu terk etmelere kadar vardırabilir. Bize de düşen burada almaçlarımızı açıp daha fazla bilinçlenmek olmalı. Kültür eşitsizliğini belki bu şekilde kitlelere varan bir hızda eşitleyebilir aynı seviye getirebiliriz.

Uzun zamandır komedi filmi izlemiyordum ama bir arkadaşımın önerisi sonrası bu uzun sessizlik dönemi kırılmış oldu. İzlemelisin, şans tanımalısın ısrarlarına daha fazla dayanamayıp “Bana Masal Anlatma” filmini izlemeye koyuldum…


Masal Değil de Gerçekler Anlatılsaymış Keşke

Bana Masal Anlatma filminin fragmanını izlediğimde, komedinin tavan yaptığı sahneleri görüp iyi bir komedi film geliyor galiba demiştim. Erdal Bakkal’ın… Bak yine ağız alışkanlığı oldu! Ne yapalım oyuncuları ünlü oldukları, en sevilen rolleri ile hatırlamak olağan dışı bir şey değil ama “Leyla ile Mecnun (2011-2013)” dizisindeki oynadığı rolde üzerine yapıştı doğrusu Cengiz Bozkurt’un. Bence kendisi de bunu biliyor ve sürekli yeni filmlerde görüyoruz onu. Bu kalıbı kırmak için uğraşıyor ama bir oyuncunun kalitesini göstereceği konum oynadığı film sayısının çokluğu değil, seyirciye geçirdiği gerçeklik duygusu, rol kabiliyeti ve inandırıcılıktır. Nedense Erdal Bakkal rolünün üzerine çıkacak bir rolde de bulunmadı bana kalırsa. Performansını yükseklere çıkartacak rollerde kendisini görmek dileğiyle o zaman şimdilik.

Fragmanda Cengiz Bozkurt’un bulunduğu iki sahne vardı. Biri göbeği açık vaziyette peştamal benzeri entari giydirilerek “300 (2006)” filmine gönderme yapılan sahne ve diğeri de simsiyahlar içinde elinde orakla duran azrail sahnesi. (Leyla ile Mecnun’dan bu sahneyi hatırlayanlar olacaktır) Bu sahneleri görünce beklentim artmış, tamam abi bu film olmuş ya da olacak gibi duruyor demiştim. Ama filmin geneline yayılmıştır bu gibi sahneler diye düşünürken bir de bakıyorum ki yok. Nerde diyorum belki ben göremiyorum ama yok gerçekten. Yok, işte aramaya, bulmaya çalışmayın! Yok, yok, yok! Cengiz Bozkurt’a yaslanan iki sahnesiyle zaten biz fragmanlarda izledik bu filmi hepsini izlemeye ne gerek vardı şimdi dedirtiyor can sıkarcasına. Hepten yargılamak gibi olmasın filmin artıları yok mu var tabi. Ama şu yapımcılar seyirci ile oynamasa, ağır olur mu bilemeyeceğim ama kandırmasa bizleri. Bu sistemsel Bizans oyunlarını afişlerde de yapmaktalar zaten. Bir bakıyorsun Van Gogh tablosu gibi filmin afişi. Tamam, budur deyip sinema salonunda en güzel köşeye kuruluyorsun film bitince kulağınızı kesmemek için elinize mukayyet olmak zorunda kalıyorsunuz. Ufak serzenişlerimden sonra masala geri dönelim...

Yönetmen koltuğunda ilk film denemesi olan Burak Aksak oturmakta. Ayrıca filmin senaristliğini de üstlenmekte. Kendisini TRT’de yayınlanmış ve kaldırılsa da kült dizi mertebesine çoktan erişmiş Leyla ile Mecnun’un senaristi olarak tanıyoruz. Zaten yukarda da bahsettiğim Azrail sahnesi ve bunun gibi sürrealist denemelerin, sahnelerin olduğu metinleri Leyla ile Mecnun’da seyirciye gösterdi. Diziyi seven güruhu elde etmek için de dizinin aurasını bir nebze kullanmış. Ama bu bir Leyla ile Mecnun hikâyesi değil. Rıza ve Ayperi’nin masalı.

Dolmuş şoförlüğü yapan Rıza, Suriçi semtinde ekmek parası derdine düşmüş annesi ile birlikte yaşayan, Hakkı Bulut müzikleri dinleyen, deri ceket giyip tespih sallayan bıçkın bir delikanlıdır. Sevdiği kıza açılabilmek için türlü türlü yollara başvurmuş ama başarılı olamamıştır. Burada Rıza’yı oynayan Fatih Artman’ın için parantez açmak istiyorum. Behzat Ç’nin Harun’u olarak ekranlarda ilk gördüğümüz zaman Ankaralı polis rolünü iyi kıvırmış demiştim. Ağzı küfür dolu, asabi ve cinnet geçirme eğilimi olan bir polisi oynamakta o kadar kolay değildir. Hele ki televizyon seyircisine oyunculuğu geçirmek, kabullendirmek deveye hendek attırmak kadar zor bir iştir. Bana oyunculuğu samimi gelmişti. Bu filmin artı yönlerinden biri de Fatih Artman’ın doyurucu oyunculuğu olmuş. Böyle giderse bir kaç filmde daha başrolde tipine yaraşır rollerde görürsek Türk Sineması aradığı jönü bulacaktır diye sezinliyorum. Sizce de Kerem’lerden, Çağatay’lardan sıkılmadık mı?


Bana bir Masal Anlat Yılmaz Baba, İçinde Ayperi ve Rıza Olmasın!

Rıza sevdiği kızla bir şekilde buluşur, aynı ortamlarda bulunma fırsatı yakalar ama ne olduysa bir anda Ayperi adlı masal kızının günümüz, şuan dünyasına ışınlanması ile ilk kızı bir anda çarçabuk unutur. Rıza, maymun iştahlımı her gördüğü güzel kıza âşık mı oluyor? Surdaki Ayperi ile karşılaşma sahnesinden sonra konu bir anda 180 derece dönüyor. Filmin seyri de bir hayli farklılaşıyor. Rıza’ya babası küçükken masallar anlatmıştır ve bu masallardan biride Ayperi’nin olduğudur. Yılmaz Erdoğan’ın konuk oyuncu olduğu masal anlatma sahnelerinde dikkatinizi çekmek istediğim bir konu var. Filmin başında Yılmaz Erdoğan’ın sesiyle anlatılan masal görüntüleri animasyon olarak verilmiş. Sizce de, keşke bu film sadece animasyon olsaymış dedirtecek kadar el emeği göz nuru, profesyonel işi olmamış mı bu sahneler?

Yılmaz Erdoğan’ın hadi bir kıyak yapayım deyip hem fiziksel, hem de sanal bedenini vakfettiği bu filmde, Erdal Tosun gibi bir ustada bulunmakta ama filmi kurtarmaya yetmiyorlar. Sorun oyuncularda değil, bu filme en iyi oyuncu olarak gördüğünüz kimseyi koyun o da filmi alıp yukarılara taşıyamaz. Bu yüzden problemi oyuncularda, oyunculuklarda aramayalım. Sorun filmi çevreleyen, onu yavaş yavaş boğan, ilmek gibi âdemelmasını sıkan hikâyede. Anası babası kılıçtan geçirilen Ayperi’nin zorlama olarak filme monte edilen masalında. Ne gerek vardı Ayperi’yi dünyamıza getirmeye. Bırak kız güzelim Anadolu coğrafyasında kahramanını arasın dursun!


Kafa Şişiren Sohbetler, Fazla Zorlama Espriler

Rıza’nın Ayperi ile olan samimiyeti yetmiyormuş gibi masalımız yan hikâyeciklere bölünür. Suriçi kentsel dönüşüm sorunu ile karşı karşıya kalmıştır ve olaylar birçok karakterin kesişmesiyle curcunaya döner. Ama baş ağrıtan cinsten! Ve böylece iki sahne haricinde beni güldürmeyi başaramamış bir hayal kırıklığına dönüşür film.

Oyunculuklara gelirsek Rıza’nın annesi rolündeki deneyimli oyuncu Devrim Yakut ekranda gözüken her oyuncunun üzerine çıkan bir performans ile akılda kalıcı bir oyunculuk sergiliyor. Hande Doğan Demir ise geç piyasaya çıkan gizli yeteneklerden biri. Rolünün hakkını teslim etmiş. Gürkan Uygun’un oynadığı Topal Jilet karakteri de zorlama ve gereksiz olmuş. “Seksenler (2012-)” dizisinde Trakya şivesi ile gönüllere taht kurmuş Berat Yenilmez ise mizahi olarak filmi sırtlayan oyuncu olmuş. Pehlivan Osman'ın torunuyum deyip üstünü bir anda parçaladığı sahne filmin kabaca en etkili anıdır benim gözümde. Gerisi acı bir tebessüm bırakıyor yüzümde.

Son kertede film katharsis etkisi yaratıp mutlu sonla bitiyor. Sevenler birbirine kavuşuyor, seyirciye de artık ben senden alacağımı aldım güle güle deyip evine sepetliyor. Ailenizle, arkadaşlarınızla izleyeceğiniz “izle ve geç” filmlerinden olmuş. Burak Aksak’ın var olan malzeme, kadro ile daha leziz bir “masal” çıkarabilirmiş ama bu şansı kullanamamış. Sözlerimi bitirirken şu dakikalarda beni bir esneme tutuyor, yatmadan önce Ezop’tan bir masal okuyayım da rüyamda egzotik yerlerde bulayım kendimi...


Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder