Sayfalar

28 Mart 2016

9 (2009)

Bir film çekilecek olsa ve bizim istediğimiz oyuncuları seçmemize izin verilse, kimleri bu filmde görmek isterdiniz? Haydi, ekibi toplayalım çok düşünmeden. Öncelikle Elijah Wood olsun. Onun yanında John C. Reilly, Jennifer Connelly, Crispin Glover, Martin Landau ve birde 80’inden sonra Oscar’a kavuşan Christopher Plummer olsun. Yapımcılar Tim Burton ve Timur Bekmambetov ikilisi olurken, Shane Acker ise filmi yönetsin. Kadroya baktığınızda şimdiden heyecanlandınız sanırım. Ama ben size bu efsane oyuncuların sadece seslerini duyacaksınız desem üzülür müydünüz yoksa? Hayal edin bu film nasıl olurdu sizce? Ortaya karışık bir şey olurdu değil mi? Ama ilgi çekici olduğu da ortada.

Bez Bebeklerin Distopyası

O halde size bir masal anlatmak istiyorum. Bu satıra kadar okuyan birisi benim masalımı da dinler zannediyorum. Şimdi aktaracağım masalı ne memoratlarda ne de mitlerde bulabilirsiniz. Dinleyeceğiniz bu masal Hollywood’dan geliyor olacak. Kemerlerinizi taktıysanız başlıyoruz!

9’lar yola çıkmıştır. Yüzüğü hüküm dağına atmak için önlerindeki engelleri bir bir ge... Aman ne diyorum ben filmler karıştı. 9 demiştik, yine 9 kişilik bir ekibimiz, yine yolculuklar bizi bekler. Yüzük falan atmıyoruz (onun yerine tılsım var) ama yine dünyayı kurtarmamız gerekiyor. Ama bu dünyacıkta insan kalmamış. Biz görevlerimizi kime yaptıracağız şimdi. Bu yük kimin omuzlarına binecek? Sizi çok fazla düşündürmeden ben cevabı vereyim. Ne Frodo Baggins, ne melekleri ile takılan Charlie, ne de rüyalar yaratan Doktor Parnassus. Dünyayı kurtarma görevi bez bebeklerde...


9 Numara Gözünü Açtı

Film, sırtında 9 numara yazılmış bir bez bebeğin uyanması ile açılır. Konuşamaz durumdadır. Çalışma odasına benzer bir yapının içinde, dünyaya ilk defa gözlerini açar. Odanın bir köşesinde duran sarı renkteki mekanik aksamdan oluşan tılsımı da alarak dış dünyaya ilk adımını atar. Dünya bizim üstünde yaşadığımız dünyaya hiç benzemez. Post apokaliptik bir dünya vardır, 9 numaranın karşısında. Sonradan öğreneceğimiz gibi nükleer ve biyolojik savaşlar meydana gelmiştir ve felaketler dünyada hiç bir canlının (insanlar, hayvanlar ve bitkiler) yaşama tutunmasına izin vermemiştir. Edebiyatta Mary Shelley’nin 1826 yılında yayımlanan “The Last Man / Son Adam” isimli kitabı ile ilk tohumlarını attığı bu anlatım tarzı günümüzde defalarca sinemada kullanılmıştır. Ama bir animasyon filmde bu kadar etkileyici ve tüyleri diken diken eden bir üslupla anlatımı çok az görülmüştür. 

Animasyon küçük çocuklar için yaratılmış şirin dünyalara açılır tezine adeta antitez üretir cinsinden bizi kıyamet sonrası dünya içindeki cehenneme sokar bu film. Fantastik, bilim-kurgu, dram ve aksiyon türlerini karıştıran bu yapımda, 9 numara yıkım çöplüğüne dönmüş bu evrende yalnız olmadığını anlar. Ama ne çare! Uzaktan gördüğü kendine benzer yapıdaki bez bebeğe seslenemez. Çünkü konuşma kabiliyeti yoktur. 2 ile ilk tanışması pekte sevecen ve arkadaşça olmaz. Savaşların kıyım getirdiği bu dünyada dostça davranmak pekte akıllıca değildir zaten. Ama 9 numaranın bu dünyaya umut getirebileceğini 2’nin oyuncak bir bebekten çıkartıp aldığı ses cihazını 9’un bedenine taktıktan sonra anlarız. Uyandığı dünyada, dudaklarından dökülen ilk sözcük “Dost” olur. Onun, bu dünyanın seçilmiş kişisi ve kurtarıcısı olabileceğini bu içten sözcükle anlarız. Kısa bir tanışmadan sonra kediyi andıran robot benzeri bir şey, bez bebeklerin tabiriyle “canavar” onlara saldırır. Sonunda canavar, 2 numara ve tılsımı da alarak uzaklardaki büyük, kudretli, dünyadaki son ayakta kalan yapı olan fabrikaya götürür. Canavar ile kısa süreli karşılıklı kapışma 9’un bayılması ile sonuçlanmıştır ve 9, gözlerini açtığında yatağa uzanmış şekilde, tek gözlü bir bez bebeğin, 5 numaranın onu iyileştirdiğini görür. Daha sonrada yavaş yavaş diğer rakamlara göre bez bebek tayfasını tanırız.


Bez Bebekleri Tanıyoruz…

Yıkılmış bir katedralde olayların iç yüzünü öğrenen 9 numara, 3, 4 ve 7 numaranın, o bu dünyaya uyanmadan çok önce telef olduklarını yarısı yırtılmış takvim kâğıtlarına çizik atılmalarından keşfeder. 2 numara da ölü varsayılmıştır. İşte burada bebeklerin, karakter ve ruhlarının olduğunu keşfederiz. Bu bebekler, Oz Büyücüsü filmlerindeki ne saman adam gibi hissiz, ne de teneke adam gibi kalpsiz ve duygudan yoksundurlar. Bilim adamımız adeta bez bebeklerin her birine kendisinin bir parçasını, ruhunu üfürmüştür. Hepsinin de farklı mizaçları vardır. 1 numara bilge lider konumunu üstlenmiş ve katedralden dışarıya çıkılmamasını salık vermiştir. Diğerlerine göre daha tedbirli ve plancı bir kişiliği vardır. Onun koruması statüsünde olan ve emirlerini harfiyen uyan 8 numara, diğer bebeklere nazaran iri cüsseli ve fazla kafası basmayan bir tiptir. 6 numara halka filmindeki küçük çocuk gibi gelecek tasvirleri çizer durur, o grubun müneccimidir. 5 numara savaş döneminde bir gözünü kaybetmiştir. Yüreklere su serpen sesiyle dost canlısı olduğunu 9 ile ilk tanışmasında anlarız. 2’nin ölmediğini defalarca belirten 9, tüm uğraşlarına rağmen diğerlerini ikna edemez ama 5’i daha sonra durumu kavraması için uyarır ve ikisi, 2 numaranın kurtarılması için zorlu bir yolculuğa çıkarlar.

9 Numaranın Gizemi

Hikâyeye şimdilik ara verip neden başkarakterimiz için 9 sayısını kullanmışlar onu inceleyelim. 9 sayısı sadece sembol olsun diye kullanılmamıştır diye düşünüyorum. Yeni ruhçuluk inanışına göre 9 sayısı bir sona ulaşıldığının ve yeniden başlamanın habercisidir. Filmde, dünya savaşla kirlenmiştir ve sonun arifesinde 9, dünyada ilk nefesini alıp hayata gözlerini fal taşı gibi açmıştır. Yani 9, yeni dünyanın habercisidir. Meşaleyi tutan en ön safta yürüyen mübarek kişiliktir. Yeni bir doğumun simgesi veya filizlenmesi olan 9 rakamı, aşağı doğru inişi sembolize ettiği için gökyüzünün yeryüzüne inişinin yani ilahi tebligatın da işaretidir. Şimdi sizce de puzzle’ın eksik parçaları birleşmedi mi? Anne karnındaki fetüs de 9 ayda aşağı doğru iner yani doğumun, yeni doğuşun ifadesidir. Bu beklenti içinde doğal olmayan yollardan doğan annesiz 9 numara, yeryüzünün peygamberidir. Müritleri olmayan bir haber taşıyıcısıdır, karanlığı aydınlığa taşıyacak kişidir. Onu hangi isimle anmak size kalmış… Aklınıza hemen İsa gelebilir ya da Matrix filmindeki Neo’yu anımsayabilirsiniz. 9 numara, Tanrı’nın yeryüzündeki tezahürüdür...


İlk Günah

Masalımıza dönecek olursak 2’yi kurtarma operasyonunda 7’nin de yardımlarıyla başarılı olurlar. Kısmen diyelim... Merakına yenik düşen 9, dünyadaki ilk günahını işler. Cezasını da çekecektir elbet... Fabrikadaki düzeneğe tılsımı takan 9, bilim adamının kaos dönemi başlamadan yarattığı şeytani aygıtı uyandırır. Hitler’vari generalin zehirli, bulanık beyninden çıkan bu makine, kendi içinde bir ekosistemdir. Makine, makine üretir. Dünyanın sonunu getiren de bu canavardır. İnsan aklının yarattığı dünyanın yok oluşuna meyleden makineler! Bu akla Matrix evrenindeki, insan kanıyla hayatlarına devam eden, insandan daha akıllı üst varlıklar olan insan yapımı Tanrıcıkları getirir.

Dünyanın yeni sahipleri 9’un ihmalkârlığı yüzünden bir kez daha zehir saçmaya devam edeceklerdir. Ta ki dünyada kimse kalmayana kadar. Evrim üstüne evrim. Ama âdemoğlunun olmadığı bir evrimden bahsediyoruz bu dünyada. Daha sonrasında bez bebekler hırslarını bir köşeye bırakıp birlik olup bu etten kemikten olmayan demir yığınlarına karşı savaşa tutuşacaklardır. 9’ların birleşmesi ve uzun bir yolculuğa çıkması artık kaçınılmazdır...

Habil ve Kabil’den Bu Yana…

Ana fikir itibariyle film, yakın dönemde yaşanan soğuk savaşlar, silahlanma, orta doğu krizi, milletlerin birbirlerine teyakkuzu ve sonunda oluşan korku hegomanyasını akla getirir. Kabil’in kardeşi Habil’i öldürdüğü günden itibaren insanlık kendini koruma içgüdüsü edinmiştir. Güçsüzü ezmiş ve önlem almıştır. Bilim adamımızda adeta alman Profesör Einstein gibi insanlığa umut olacak, dünyayı yeşertecek bir icat yapmak için kolları sıvamıştır. Ama sonucun böyle olacağını nereden bilebilir! Dünyada hala Kabiller mevcuttur. Bu teknolojik aygıt kötü güçlerin elinde silaha dönüşmüştür. Öngörülerine dayanarak evrenin içine düştüğü kaosu kendisi görmese bile durduracak başka bir buluş peşine düşen avare bilip adamımız, bir takım mistik ve çılgınca uğraşları sonucu 9 bebek üretir. Bunlar insanlığın yok olan düzeninin kurtarıcılarıdır.

İki Önemli Destekçi

9 filmi için Shane Acker’in 2005 yılında aynı isimle çekmiş olduğu kısa filmin uzun versiyonu denebilir. Akademi Ödülleri’nde de boy gösteren bu kısa film, törenden maalesef eli boş dönmek zorunda kalmıştır. 9 ayda büyük uğraşlar ve emekler harcanarak yapılan bu uzun metraj hali ise 79 dakika süresi boyunca sıkmadan ve büyük bir keyifle kendini izlettirmesini biliyor. Yüreğinizi cız ettiren “Over the Rainbow” sarkışını filmden sonra bol bol dinleyeceğinizi kesin bir dille söyleyebilirim. 

Shane Acker’in projesine güvenip omuz verenler arasında Tim Burton’u görüyoruz. Aslında bu pek şaşırtıcı değil. Kendisinin animasyonlarla, özellikle stop motion tekniğiyle yapılan animasyonlarla ne kadar ilgili olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Daha toy olduğu çağlarda “The Island of Doctor Agor (1971)” isimli ilk animasyonunu çeken Burton’un birkaç kısa animasyon denemesini, ilk stop motion filmi “Vincent (1982)” takip eder. Projesinde çalıştığı ilk film ise Ralph Bakshi’nin uyarladığı “The Lord of the Rings / Yüzüklerin Efendisi (1978) filmidir. Şansa bakın ki Tim Burton, Peter Jackson uyarlamasının başrolü Elijah Wood’la aynı projede bulunmuşlardır üstelik bir başka 9 süvarinin macerasında.

Bir diğer kol kanat geren isim ise kazak yönetmen Timur Bekmambetov’dur. Kendisini daha önce, “The Snow Queen / Karlar Kraliçesi (2012)” ve “The Snow Queen 2 / Karlar Kraliçesi 2 (2014)” isimli Rus animasyon filmlerinde yapımcı koltuğunda otururken görürüz. “Night Watch / Gece Nöbeti (2004)” ve “Day Watch / Gündüz Nöbeti (2006)” filmleriyle soluğumuzu kesen bozkırın yetiştirdiği kazak yönetmen, şimdilerde Haluk Bilginer’inde boy göstereceği “Ben Hur”un yeniden çekiminin kamera arkasında. Umarız bizi hayal kırıklığına uğratmaz.


Sona Yaklaşırken

Filmin gözüme hoş gelen yanlarından bahsetmemiz gerekirse… Film, mekân yaratma olarak kıyamet senfonisini çaldırtmayı başarmış bir yapım. Bez bebekleri görünce “Sebastian's Voodoo (2008)” filmi aklıma geldi. Tabi 9’un kısa filminin daha önce çekildiğini de unutmamak gerek. Her karakterin insan duygularına bölünmesi ve sıkıştıklarında ortak bir yol izlemeleri film bağlamında hoş detaylar. Animasyon filmlerinden genellikle hoş vakit geçirmek için izlerim, kendime pay çıkarmam ama bu film beni derinlemesine düşünmeye sevk etti. Filmin vermek istediği mesaj aslında ayan beyan ortada ama anlayana! Günümüz sorunlarına ve gelecekte çıkacak arızalara ışık tutmuş resmen. Seslendirmelere diyecek sözüm yok. Her biri rüştünü ispat etmiş oyunculara emanet edilmiş. 3 ve 4 numaralı bebekler benim favori karakterlerim oldu. Ekranda ilk gördüğümden beri, gözlerim hep onları arar oldu.

Gelelim en can alıcı soruya. Bu filmi neden izlemelisiniz? İsterseniz size “Toy Story” filmlerini de tavsiye edebilirim. Orada da bir nevi kendi dünyalarını kurtaramaya çalışan oyuncaklar var. Neşeli ve mutlu bir atmosfere yelek açarsınız böylece. Ama 9, size mutlu bir atmosfer maalesef sunmuyor. Filmin son sahnesi de yavaş yavaş karanlığa çekilirken içinizden sorgulamalısınız. Nereye gidiyoruz. Daha bu savaşlar zulümler ne zamana kadar devam edecek. Eğer ki dünya üzerindeki son insanda bu dünyadan göçerse bizi kurtaracak bez bebekler olabileceğini mi zannediyorsunuz! Bu kadar karamsar olmaya ne gerek var dediğinizi duyar gibiyim. Ama unutmayın tüm yıkım sadece bir taşla başladı…


Konuk Yazar: Umut Uçan

0 yorum :

Yorum Gönder