Sayfalar

1 Kasım 2015

Daredevil / Korkusuz (2003)

40’lı yıllarda Don Rico ve Jack Binder tarafından yaratılan ilk Daredevil olan Burt Hill, Silver Streak adlı çizgi roman dergisinin 6. sayısında ortaya çıktı. Burt Hill son derece atletik, insanüstü reflekslere sahip, boksör ve dövüş uzmanı olması gibi yetenekleri açısından günümüz Daredevil’dan pek farklılık göstermese de kötülere karşı kullandığı silahın bumerang olması ve mavi-kırmızı tuhaf kostümü açısından oldukça farklıydı. 60’lı yıllarda Stan Lee ve Bill Everett’in tarafından tekrar yaratılan, Daredevil, 80’li yıllara gelindiğinde, 158. sayısından itibaren Frank Miller’ın elinde daha sert ve daha gerçekçi bir hale büründü.

Hem Süper Kahraman Hem de Sıradan Bir İnsan

Marvel’ın yarattığı süper kahramanlar genellikle, deneyler sayesinde üstün güçlere sahip olan bir bilim adamı, doğuştan bir mutant, mitolojik bir Tanrı ya da bunun gibi insanüstü güçlerdeki karakterler olur. Ama Daredevil'in diğerlerine kıyasla insani tarafı daha ağır basıyor. Ve belki de bu yüzden biraz Batman’i anımsatıyor. 

Daredevil’in azılı düşmanı, İngilizce “tam isabet” anlamındaki Bullseye lakaplı kiralık katil ise biraz Gambit ve biraz Hawkeye karışımı ilginç bir karakter ama o da sıradan bir insan. Sadece attığı her şeyi hedefiyle buluşturma gibi bir yeteneğe sahip. 

Şimdi, tıpkı Gotham City’de olduğu gibi hem süper kahramanın hem de kötü adamın sıradan bir insan olduğu Daredevil’in kasvetli dünyası Hell’s Kitchen'a giriş yapalım…


Korkusu Olmayan Adam!

Peki, kimdir bu Daredevil ve hikâyesi nedir? Bu sorunun cevabını film size doyurucu bir şekilde veriyor. Matt Murdock, 12 yaşında gözlerine radyoaktif madde sıçraması sonucu kör olmuş; fakat diğer 4 duyusu normal insanlara göre oldukça güçlenmiş bir insan evladıdır. Ayrıca son derece gelişmiş işitme duyusunu, radar olarak kullanarak gerçek görme duyusuna yakın bir görüş sağlaması da en önemli özelliğidir. 

Matt’in babası ise, Kingpin’in kirli işlerini yaparak para kazanan bir boksör eskisidir ve kaybetmesi gerektiği bir maç için tekrar ringe çıkıp kazanınca Kingpin’in adamları tarafından öldürülür. Matt babasının katiliyle karşılaşacağı günü bekleyerek büyür ve kendi mahallesi olan Hell’s Kitchen’da adaleti sağlamak için avukat olur. Böylece gündüzleri alter-ego’su başarılı avukat Matt Murdock olarak mahkemede adalet ararken, geceleri Daredevil olarak adaleti sağlayan, elini adalet için kana bulamaktan çekinmeyen bir süper kahraman doğar. Daha sonra hikâyeye Daredevil’in biricik aşkı Elektra’nın dâhil olması ve Elektra’nın babasının, Kingpin’in tuttuğu kiralık katil Bullseye tarafından öldürülmesiyle işler tahmin edilenden farklı bir boyuta ulaşır…

Yetersiz Aksiyon, Başarılı Görsellik

Süper kahramanın orijin hikâyesini hızlıca geçerek karakterin içini tamamen boşaltan kof uyarlamaların aksine, bir hayli uzun bir giriş kullanıyor filmin hem yönetmeni hem de senaristi olan Mark Steven Johnson. Ancak 103 dakika olan film neredeyse bir saatini, girizgâha ve karakteri tanıtmaya ayırdığı için, aksiyonu aceleye getirilmiş yetersiz bir ikinci kısım izlemek durumunda kalıyoruz. 

Yine de yönetmen, ikinci sinema filminde etkileyici görsel tasarım, başarılı özel efektler ve yerinde geçişler ile filmin cila kısmında yetenekli olduğunu ispatlıyor. Ayrıca Daredevil’in derinlemesine işlenmesi, yönetmenin karakteri ne kadar iyi tanıdığını gösteriyor. Üstelik yönetmenin bir sonraki filmi “Ghost Rider / Hayalet Sürücü (2007)” ile kıyaslandığında, Daredevil'in oldukça tatmin edici bir uyarlama olduğunu da söyleyebiliriz!


Beceriksiz Kötü Adamlar

Bir süper kahraman filminde en önemli unsur, şüphesiz kahramanımızı zorlayacak türden kötü adamların filmde boy göstermesidir. Mesela “Catwoman / Kedi Kadın (2004)” filminin nitelikli bir kötü adamdan yoksunluğunun filmin temposunu nasıl düşürdüğünü hatırlayın! 

Daredevil’da ise sağlam iki kötü adam var: ilki birçok kahramana kök söktüren ve genelde kötü adamların patronu olan Kingpin, diğeri ise attığını vuran Bullseye! Ancak kötü adamlara yeterince zaman ayrılmamış olması filmin en büyük sorunu. 

Yaralandığı için Elektra’yı kurtaramayan Daredevil’in, filmin son yirmi dakikasında bu iki önemli kötü adamı çabucak harcadığını göz önüne alırsak, filmin sonunun biraz(!) fazla aceleye getirildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz! Bu yüzden de filmin ikinci bölümü aksiyondan yeterince nasibini alamıyor ve hayal kırıklığına uğratıyor.

Ben Affleck ve Diğerleri

Edward Norton, Mark Wahlberg, Vin Diesel gibi isimlerin arasından sıyrılıp Daredevil rolünü kapan, sık sık bir çizgi roman hayranı olduğunu vurgulayan ve şimdilerde Batman olmaya hazırlanan Ben Affleck’in, o zamanlar kariyerindeki ilk ve tek süper kahraman rolü olan Daredevil ile ondan beklenenin üstünde bir performans sergilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.  

Elektra rolünde izlediğimiz Jennifer Garner ise kısa rolüne rağmen akılda kalmayı başarıyor. Jennifer Garner, Elektra rolünde yapımcıları da oldukça etkilemiş olacak ki bu filmden iki yıl sonra, bu sefer başrol koltuğunu kaparak Elektra’nın hikâyesini kaldığı yerden devam ettirdi.

Gelelim filmin kötü adamlarına; ikinci kez bir sinema filminde kanlı canlı görünen Kingpin’e yeniden hayat veren Michael Clarke Duncan, zenci olması dışında göze batan hiçbir unsura sahip değil ve rolünün hakkını veriyor. Colin Farrell ise Daredevil’in ezeli düşmanı Bullseye suretinde seyir keyfi yüksek bir oyunculuk çıkararak belki de kariyerindeki en iyi performansı sergiliyor. Ama her an ağlayacakmış izlenimi uyandıran bilindik surat ifadesi bazen işleri bozmuyor değil doğrusu!


Kahraman Müziklerinin Aranan İsmi

Daredevil’in müziklerinde, “The Crow / Karga (1994)”, “Spawn (1997)”, “Sin City / Günah Şehri (2005)” gibi çizgi roman uyarlamalarının müziklerini de yapan Graeme Revell’in imzası var. Revell’in özellikle The Crow filmi için yaptığı müziklerden sonra, onu “çizgi roman uyarlamaları için nasıl müzikler yapacağını bilen biri” olarak nitelendirmek sanırım yanlış olmaz. 

Ayrıca Nickelback, Moby, Seether gibi birçok ünlü müzik grubunun yaptığı şarkılardan oluşan soundtrack albümünü de dinlemenizi tavsiye ederim.

Sözün Özü

Daredevil, fazla uzun tutulan karakteri tanıttığı ilk kısmına ve aksiyondan muzdarip ikinci kısmına rağmen, yönetmenin karakteri başarılı bir şekilde perdeye aktardığı, görsel olarak tatmin edici, “olmuş” bir süper kahraman filmi. Ayrıca giriş jeneriğinde, isimlerin Braille alfabesi ile belirmesinin oldukça yaratıcı olduğunu notlarımızın arasına ekleyelim. Son olarak ise kapanış jeneriğinin sonuna serpiştirilmiş, eğlenceli sürprizi izlemeyi unutmamanız gerektiğini hatırlatalım!


Not: Bu yazı ilk olarak Kahramanlar Sinemada'da yayımlanmıştır.


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder