Sayfalar

24 Nisan 2015

Vanishing on 7th Street / Kıyamet Gecesi (2010)

Hatırlarsanız “The Machinist / Makinist (2004)” ile sinema dünyasında hatırı sayılır bir yer edinmişti Brad Anderson.  Bu film ile kariyerine yeni bir başlangıç yapan yönetmen daha sonra sinemaya dört senelik uzun bir ara verdi ve televizyon dizilerinde yönetmenlik yapmaya başladı. Ardından “Transsiberian / Sibirya Ekspresi (2008)” adlı filmi çekti. Bu filmden sonra ise “Fear Itself” dizisinde görev alan Brad Anderson, anlaşılan her sinema filminden sonra dizi yönetmenliği yapmayı kendine amaç edinmiş. Ülkemizde bir yıl gecikmeli gösterim şansı yakalamış olan “Vanishing on 7th Street / Kıyamet Gecesi” ise yönetmenin Makinist filminden sonra çektiği üçüncü uzun metraj filmi.

Film, Detroit şehrinde bir alışveriş merkezinin sinema salonunda başlıyor. Sinema makinisti olan Paul (John Leguizamo), film perde de oynarken bir kitap okuyor. Kitap, 16 yüzyılda esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolan İngiliz kolonisi hakkında. Bu koloniden geriye sadece tek bir kelime kalmış: CROATOAN. Bahsi geçen koloninin, Amerika’ya yerleşen ikinci koloni olduğu söylenir. 1587′de Kuzey Carolina açıklarındaki Roanoke Adası’na yerleştikleri ve 1590 yılında arkalarında hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldukları iddia edilir. 

Bilin bakalım bu filmle bu olayın ne ilgisi var? Evet bildiğiniz! Bu “kayboluş” hikâyesi şimdide Detroit’te gerçekleşmeye başlıyor. Ani bir elektrik kesintisi ile bütün alışveriş merkezi karanlığa gömülür. Her yer tekrar aydınlandığında etrafta Paul’dan başka kimse kalmamıştır. Paul şaşkın ve korkmuş bir halde etrafta birilerini bulmaya çalışırken sadece insanlardan geriye kalan kıyafetlerle karşılaşır. O sırada kaybettiği dokuz aylık bebeğini arayan Rosemary (Thandie Newton) ve bir haber kanalında muhabir olarak çalışan Luke (Hayden Christensen), annesinin yolunu gözleyen küçük James (Jacob Latimore) ile şehrin karanlığında ışıl ışıl parlayan Sonny’s Bar’da karşılaşırlar. Ve sonra Paul’un İmdat çığlıklarını duyarlar…


Sinsice yaklaşan gölgeler, ardında sadece kıyafetlerini bırakıp yok olan insanlar ve karanlığın hüküm sürdüğü bir şehir. Yönetmen Brad Anderson, gerilim dolu bir atmosfer yaratmadaki başarısını bu filmde ispatlamış. Ancak benim anlamadığım şey Brad Anderson’ın neden bu çakma post apokaliptik filmin yönetmen koltuğuna oturduğu?

Şüphesiz filmin en büyük sorunu senaryodan kaynaklanıyor. Senaryo birkaç TV filminin senaryosunu yazmaktan başka parlak bir işi olmayan Anthony Jaswinski’e ait. Eminim fikir aşamasında Gizemli Croatoan Olayı’nı bir gerilim filmine sos yapmak ona parlak bir fikir gibi gelmiştir ama iş bunu kâğıda dökmeye gelince Anthony Jaswinski deyim yerindeyse çuvallıyor. 

Filmin bir diğer zayıf noktası ise vasat oyunculuklar. Thandie Newton diğerlerine göre iyi iş çıkarsa da John Leguizamo’ın inandırıcılıktan uzak ve Hayden Christensen’ın zorlama performanslarından hiç bahsetmeyelim, unutalım gitsin olur mu?

Son tahlilde, iyi başlayan film ilk yarım saatten sonra klişelerin kurbanı oluyor ve seyirciyi merak içerisinde bırakmak için yaptığı türlü türlü numaraları açıklamadan (ya da açıklayamadan) kafalarda soru işaretleri bırakarak saçma sapan bir şekilde nihayete eriyor.


Not: Bu yazı ilk olarak Film Arası Dergisi'nin Haziran 2011 sayısında yayımlanmıştır.


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder