Sayfalar

8 Şubat 2015

Yazgı (2001)

“İnsan da, yaşam da saçmadır;  boşunadır, rastgeledir, sağlam hiç bir şey yoktur;” der Albert Camus, “ama yine de yaşamak gerekir.”

“Bütün hayatım boyunca taşıdığım suçluluk duygusunu olduğu kadar, imtiyazlılara ve gerçekte yalnızca imtiyaz isteyenlere duyduğum nefreti anlatmayı hep istiyordum.” diyor Zeki Demirkubuz, Karanlık Üstüne Öyküler üçlemesinin ilk filmi olan Yazgı için. Albert Camus’nun, yaşamın anlamını sorguladığı, hatta kendinden çok fazla şey barındırdığını düşündüğüm “Yabancı” romanının serbest bir uyarlaması olan Yazgı’da, yönetmen Mersault’un yerine Musa’yı koyar. Başlangıçta Musa, hiçbir şekilde göze batmayan, bize son derece sıradan gelen bir tiptir. Fakat annesinin ölümü ile Musa’nın pekte sıradan bir tip olmadığını anlarız. Bu sıra dışı yabancıyı tanıdıkça aslında etrafa çok Fransız kaldığını, “Fransız romanından fırlamış bir karakter gibi” olduğunu fark ederiz. Ne toplumda genel kabul görmüş ahlak kurallarına, ne de ona dayatılan normlara bağlıdır Musa. Bunlar onun için bir şey ifade etmez. Onun için her şey saçmadır. Tek gerçek “fark etmez”dir.


Nedir Musa’yı farklı kılan şeyler peki? Mesela Musa, annesinin ölümünden ancak iki gün sonra emin olur ya da annesinin ölümüne üzüldüğüne dair tek bir emare göstermez. Hatta sonradan buna sevindiğini, en azından bundan dolayı rahatladığını itiraf edecektir. Musa’nın karısının onu aldattığını öğrendiğinde hiç tepki vermemesi de çok şaşırtan bir durumdur. Bunlar perdede bir bir sıralanırken biz Musa’ya şaşırır, bazen de ona öfkeleniriz. Fakat o hiçbir durumda şaşırıp öfkelenmez. Başına gelen her şeyi olduğunu gibi kabul eder. Zira onun için bir durumun diğer durumdan farkı yoktur. Hepsi saçmadır; o yüzden ne olacağı fark etmez! Filmin isminin Yazgı olması da bu duruma ironik bir bakıştır bence.

Filmin sonuna kadar Musa’yı tanıyamayız aslında. Söyleyecek sözü olmadığı için susan bu adam, son derece spontane ve absürt bir şekilde yaşar hayatını.  Fakat 3 kişiyi öldürmekle suçlanıp komiserin karşısına getirildiği ve yıllar sonra hapisten çıkıp savcının karşısına getirildiği sahnelerde Musa’yı ve onun yaşama bakışını çok iyi anlarız. Üstelik bu sahneler filmin en etkileyici kısımlarını oluşturur. Serdar Orçin’in zaten film boyunca devam eden müthiş performansı bu sahnelerde zirve yapar. Gerçekten de hayal etmesi bile zor olan, topluma yabancı, ağzından az söz çıkan bu donuk adama Serdar Orçin, gayet başarılı bir şekilde hayat vermiştir.


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder