Sayfalar

7 Şubat 2015

Vantage Point / Bakış Açısı (2008)

"Bakış açınızı değiştirin, dünya değişsin!" sözünü mutlaka duymuşsunuzdur. Aslında değişen dünya değildir elbette, sadece sizin olayları algılayış biçiminizdir. Olaylara farklı şekilde bakmayı öğrenirseniz, ilk başta fark edemeyeceğiniz şeyleri fark edebilirsiniz. İlk başta gördüğünüzü zannettiğiniz şeylerin aslında birer yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu anlayabilirsiniz…

İşte Vantage Point filminin bize sunduğu şeyde bir olaya farklı şekilde bakmamızı sağlayan sekiz kişi. Bu sekiz kişiyi birbirine bağlayan olay ise 11 Eylül sonrası İspanya’daki barış zirvesine gelen ABD başkanının suikastı. Her bakış açısının sonunda aynı saate geri dönüp, farklı bir kişinin gözünden aynı olaya tanıklık ediyoruz, her bakış açısı yeni bir şeyler görmemizi sağlıyor. Ve nihayet son bakış açısına geldiğimizde asıl gerçeği öğreniyoruz…


Aslında sıradan kesişim hikâyelerinden pek bir farkı yok filmin. Sadece biraz allanıp pullanmış ve daha gösterişli bir hale getirilmiş. Ama buna rağmen Vantage Point, ilk film olmanın getirdiği handikaplardan kurtulamamış son derece yetersiz bir film. Mesela filmin başında yapılan medya eleştirisi hiç akılda kalıcı ve etkileyici değil. Susan Jacobson’ın ödüllü kısası One Hundredth of a Second’ın sadece 5 dakikada insanı alt üst etmesini düşünürsek bu filmdeki medya eleştirisinin neden etkileyici olmadığı daha iyi anlaşılır sanırım. Ya da film boyunca teröristlerin neden böyle bir suikast gerçekleştirdiğinin hiçbir zaman bize anlatmamasına ne demeli? Yani bu aslında şu anlama gelmiyor mu? Amerika barışı sağlamaya çalışıyor ama onu engellemek isteyen “teröristler” sürekli olacak! Üstelik başkanın, suikasttan sonra teröristleri bombalama gibi bir şansı varken bunu açıkça reddetmesiyle filmin bize “Yüce Amerika” mesajını pompalaması da ayrı bir konu…

Televizyon kökenli yönetmen Pete Travis’in ilk uzun metraj denemesi olan Vantage Point, bazı aksaklıkları olsa da teknik anlamda pek kusur bulabileceğimiz bir film değil açıkçası. Zaten yönetmenin aksiyon sahnelerindeki başarısı daha sonra Dredd (2013) gibi bir filmin yönetmen koltuğuna oturmasını sağlamış olacak. Fakat senarist Barry Levy için methiyeler dizmek imkânsız! İlk senaryosunda bütün parlak fikirlerini bu filme sıkıştırmış; birde bunun üstüne “Amerikan Propaganda Sosu”nu bolca eklemesiyle son derece rahatsız edici bir senaryo ortaya çıkarmış! Biraz da oyunculardan bahsetmek gerekirse, başkanının koruması Thomas Barnes rolünde Dennis Quaid ve olaylara kamerası ile tanıklık eden Howard Lewis rolüyle Oscar’lı Forest Whitaker en akılda kalanlar. Sigourney Weaver, Matthew Fox ve diğerleri için ise söyleyecek pek bir şey yok…


Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder