Sayfalar

8 Şubat 2015

Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011)

“Fareler ve İnsanlar” kitabında, “Kimsesi yoksa delirir insan,” der John Steinbeck,  “kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında biri olsun. İnan bana, insan fazla yalnız kaldı mı, hastalanır.”

Etkileyici bir dostluk hikâyesi dendiği zaman, akla ilk olarak John Steinbeck’in unutulmaz eseri “Fareler ve İnsanlar” gelir. Zeki bir adam olan George ve güçlü fakat aptal Lennie’nin son derece samimi dostluğunu anlatır Steinbeck, bize bu kitapta. Dostluk nedir? Dost olmak neleri gerektirir? İnsan dostu için neler yapabilir? Farklı bedenlerde aynı ruhu taşımak nasıl bir şeydir? Şüphesiz dostluk üzerine yazılmış kitaplar içerisinde, çok azı bizi bu kitap kadar etkileyebilir… 

Neden “Fareler ve İnsanlar”dan bu kadar bahsettiğimi merak edebilirsiniz. Aslında “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”de özünde başka bir “George ve Lennie” hikâyesidir. Hatta filmi  “Fareler ve İnsanlar”ın serbest bir uyarlaması olarak bile görebiliriz. Zira içinde yine asla kopmayacak denli kuvvetli bir dostluk, yine kendilerine ait bir yerde mutlu bir yaşamın hayalini kuran iki adam ve yine çaresizliğin verdiği hüzün vardır…


Bu hikâyede George’un yerini Ender, Lennie’nin yerini ise Çetin alır. Ender, çok okuyan, zeki, sessiz sakin bir tiptir. Çetin ise son derece kaba ama bir o kadar da doğal ve kendi deyimiyle ‘gizli salak’ biridir. Ender, adının hakkını verecek cinsten ender düşüncelere sahiptir. Mesela Çetin ile olan dostluğunu ‘aşk’ diye niteleyebilecek kadar farklı düşünür. Ayrıca olaylara çok daha farklı bakabilen fazlasıyla romantik biridir. Çetin karakteri ise kolayca yılmayan, küçük yaşında yaşadığı travmatik olaya rağmen ayakta kalmayı başarmış çetin biridir. Bu iki adamın arasındaki ilişkiden filmin yönetmeni Seyfi Teoman şöyle bahseder:

“Özellikle Ender ve Çetin arasındaki ilişki belli bir şekilde özetlemek için çok karmaşık. İleri derecede bir yakınlık ve bağlılık var aralarında.  Bu ilişkiye dostluk da diyebiliriz, aşk da diyebiliriz, aile de. Sanırım bunların hepsi var, sadece bir yönünü öne çıkartırsak diğer yönleri eksik kalır. İkisi de birbiri için hayattaki en yakını, biri diğeri için elmanın diğer yarısı.”1

Bu iki adam, lise yıllarından beri aynı evde yaşamanın hayalini kurmuşlar ve sonunda bunu başarmışlardır. Üç ay gibi kısa bir süre sonra, Berlin’de yaşayan yakın arkadaşları Fikret, Ankara’ya gelir, burada anne ve babası bir trafik kazasında ölür. Fikret, Berlin’e dönmeden önce üniversite öğrencisi olan kız kardeşi Nihal’i, Ender ve Çetin’e emanet eder. İşte bu beklenmedik olay Ender ve Çetin’in hayatını değiştirir…


Başlangıçta Nihal, Ender ve Çetin ikilisinin balaylarını(!) baltalayan davetsiz bir misafirdir. İkisi de Nihal’den kurtulmak istemektedirler. Neticesinde Nihal, anne ve babasını kaybetmiş, duygusal anlamda sorunlu bir tiptir, etrafına mutsuzluk ve rahatsızlık saçmaktadır. Fakat zamanla Nihal, bu iki adamın hayatındaki bir mutluluk sembolüne dönüşür. İki adam da farkında olmadan Nihal’e âşık olurlar. Garip bir şekilde bunu birbirlerine itiraf ettiklerinde ikisi de mutlu olurlar. Zira liseden beri aynı kıza âşık olmanın hayalini kuruyorlardır. Tabi bu çocukça -ve bence bir o kadar da aptalca olan- hayalin gerçekleşmesi, bundan sonraki hayatlarını fazlasıyla etkileyecektir. Nihayetinde ikisi de âşık olduğunu Nihal’den gizlemeye karar verirler ve bunu güya Nihal’i düşünerek yaparlar. Ama aslında kendilerini ve belki de daha çok dostluklarını umursamaktadırlar. İki adamında âşık oldukları kadın için değişebilen tipler olduğunu da bu sahnelerde çok daha iyi anlarız. Mesela Nihal’e uzun uzun sanat nutukları çeken Ender’in sonunda dayanamayıp Nihal’e şiir yazması ya da son derece kaba bir adam olan Çetin’in Nihal’e karşı fazlasıyla kibar davranmaya başlamasını buna örnek olarak verilebilir.


Zaten Nihal’den uzak durmak iki adam içinde zorken, birde olaya Nihal’in âşık olduğu Bora’nın dahil olması, Nihal’in hamile kalması, ardından kürtaj olması her şeyi altüst eder. Derken üniversite biter, ayrılık zamanı gelir ve Nihal geride birçok hatıra bırakarak, “Dünyanın en iyi iki insanı”nı tekrar baş başa bırakıp gider…

Orta yaş bunalımı yaşayan bu iki adam için Nihal ne anlam ifade eder? İlk başta huzur kaçıran, hayal kırıklığına yol açan bir davetsiz misafirdir Nihal. Zaman geçtikçe vakit geçirmesi keyifli, hatta elzem bir mutluluk aracına dönüşür. Zoraki gelişen bu bağ daha sonradan iki adam için aşka dönüşecektir. Elbette bu Ender’in de söylediği gibi beklenen bir şeydir. Aslında ikisi de Nihal için basit, geçici bir sığınak, normal yaşama dönene kadar kullanılan bir merdivendir. İki adamda bunun farkındadırlar ama kendilerini kandırmaktadırlar. Zira ikisi de sevgiye aç insanlardır. Fakat Nihal’e bakış açıları da pek masumane değildir. Kendi aralarında Nihal’i överlerken onu bir arzu nesnesi haline getirirler. Mesela Çetin’in Nihal’in ayaklarını övmesi ya da Ender’in Nihal’in burnunu bir sincap burnuna benzetmesi, Nihal’in her uzvu onlar için garip bir arzu nesnesine dönüşür...


İki adamın çaresizliği, birbirlerine Nihal’e âşık olduklarını itiraf ettikten sonra başlar aslında. Bu bakımdan film dostluğu anlattığı gibi çaresizliğin en tuhaf örneğini de bize anlatmış olur. Çetin’in yaşımıza başımıza bakalım diyerek Nihal’den uzaklaşması, fakat Nihal’in sevgilisi Bora’yı görünce afallayıp evi terk etmesi ya da Nihal’i kürtajdan sonra Bora’nın evine bıraktığında büyük bir buhrana düşmesi. Ender’in Nihal ondan şiir istediğinde bunu yapamayacağını söylemesi, fakat sonra büyük bir heyecanla ona yazdığı şiiri vermesi ve pişman olması. İki adamında gelgitlerini film boyunca hissediyoruz. Hatta onların çaresizliklerine film boyunca ortak oluyoruz.

Kitap, Ender’in gözünden olaylara bakarken, filmde iki adama da eşit şekilde yer veriliyor. Zaten yönetmende, “Roman Ender’in ağzından Çetin’e yazılmış uzun bir mektup gibi. Bizse filmde Ender ve Çetin’e eşit mesafede durmaya çalışıyoruz.”2 diyor. Bana kalırsa bu tercih çok isabetli olmuş. Kitapta olayları Ender’in ağzından duymak etkileyici olabilir fakat filmde sadece ön planda Ender olsaydı bu iki adamı eşit şekilde değerlendiremezdik. Barış Bıçakçı’nın aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunda da Seyfi Teoman ile birlikte Barış Bıçakçı’nın imzası var. Seyfi Teoman, Barış Bıçakçı ile olan tanışıklığını şöyle anlatıyor:

“Tatil Kitabı’nın senaryosunda, Barış Bıçakçı’nın “Aramızdaki En Kısa Mesafe” adlı kitabında yer alan iki öyküsünü, iki sahne olarak kullanmıştım. Onun iznini alma vesilesiyle Barış’la tanıştık. Çok da iyi anlaştık, hatta Barış’ın Tatil Kitabı’nın senaryosuna başka katkıları da oldu. “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” romanını ise ilk çıktığında okumuştum ve okurken film yapılabileceğini düşünüp aklımın bir köşesine not etmiştim. Tatil Kitabı’nın montajı sürerken Barış’ın yazdıklarına olan merakımı bilen, yapımcılarımdan Yamaç Okur bir sonraki film olarak Barış’ın kitaplarından birini yapmayı teklif etti, ben de “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”i düşünüp, hemen teklifinin üzerine atladım.  Sonrasında Barış’ı ikna ettik ve başladık.”3

Seyfi Teoman, film boyunca usul usul anlatıyor derdini. Hiç acele etmeden, her hangi büyük çıkışlar göstermeden neredeyse hep aynı çizgide akıp gidiyor film. Kavgalar, gözyaşları, hüzünler hepsi fazlasıyla sakin bir şekilde olup bitiyorlar. Usul usul başlayan film aynı şekilde sonlanıyor.

Oyunculardan biraz bahsetmek gerekirse, İlker Aksum ve Fatih Al gerçekten de rolleri için çok doğru tercihler. İlker Aksum, Ender’in o aşırı sakin havasını çok iyi yansıtırken, Fatih Al ise Çetin rolünde doğal bir performans ile seyirciyi etkilemeyi başarıyor. Nihal rolünde Güneş Sayın’ın oyunculuğu ise pek içime sinmedi açıkçası. Film boyuncu oyunculuğuna bir türlü ısınamadım. Taner Birsel ise Çetin’in abisi Murat rolünde çok kısa süre perdede gözükmesine rağmen etkileyici bir oyunculuk çıkarmayı başarıyor.

Son tahlilde, Bizim Büyük Çaresizliğimiz, dostluk üstüne yapılmış etkileyici bir film. Çok büyük laflar söylemeyen, iki adamın sıra dışı dostluğunu minimal bir şekilde anlatan samimi bir film. Genç bir yönetmenin ikinci ve son filmi olması bakımından da önemli bir yere sahip. Apartman isimli kısa film Seyfi Teoman’ın çıraklık eseriyse, Tatil Kitabı kalfalık ve tabii ki Bizim Büyük Çaresizliğimiz ustalık eseridir…


Yazar: Uğur Tatar


0 yorum :

Yorum Gönder