Sayfalar

28 Nisan 2012

Marmoulak / The Lizard / Kertenkele (2004)

Birazdan okuyacağınız bu yazı, film ile ilgili sürprizleri bozacak bilgiler içermektedir!

Bismillahirrahmanirrahim…

Ayetullah Beni Fazl’ın şu fetvası ile yazıma başlamak istiyorum:

Sinema Allah’a götüren yollardan biridir.

Dünyada hiç kimse yoktur ki, onu Allah'a ulaştıracak bir yol bulmasın.

Şimdi bir düşünün… Kapkaranlık bir yerdesiniz. Hiçbir şey göremiyor ve hiçbir şey duyamıyorsunuz. Sonra bir gün sizi alıp başka bir yere götürüyorlar. Gözleriniz bağlı olduğu için siz hala hiçbir şey göremiyorsunuz. Ama anlamlandıramadığınız bazı sesler duyabiliyorsunuz. Biraz bekledikten sonra gözünüzdeki bağı çözüyorsunuz. Her şey bulanık gözüküyor. Hiç bilmediğiniz bir yerde yatarken buluyorsunuz kendinizi. Bu sersemlik hali bir süre daha devam ediyor. Ardından ayağa kalkıp yürüyebilecek duruma geliyorsunuz. Üstelik gözünüz dâhil diğer duyularınızı da iyi kullanabiliyorsunuz artık. Bunlar o kadar da önemli değildi aslında. Asıl önemli olan bir türlü cevaplandıramadığınız sorular!

“Ben kimim?” oluyor aklınıza takılan ilk soru. Ardından “Burası neresi?” sorusu geliyor. “Ve neden buradayım?” sorusuna da bir türlü cevap bulamıyorsunuz. “Ne yapmam gerekiyor?” sorusu ise sizi en çok düşündüren soru oluyor. Ve bunun gibi sorular kafanızı kurcalayıp duruyor… Bir zaman sonra anlıyorsunuz ki sizden bir yere ulaşmanız bekleniyor. Ulaşacağınız yer BİR tane fakat kullanacağınız yol sayısı sayamayacağınız kadar çok! Ama hangi yolu seçecek olursanız olun bu yollarda sizi yolunuzdan saptırmaya çalışacak bazı ‘şeyler’ bekliyor. Eğer o ‘şeyler’e yakalanırsanız sizde onlardan biri olacaksınız. Şayet yakalanmazda yola devam ederseniz amacınıza ulaşacaksınız. Hâsılı anlayacağınız her şey sizin elinizde, vesselam!

Kafanız mı karıştı? O zaman şu ‘ayet’ size ‘yol’ gösterebilir: “Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Sana onlara karşı Allah yeter. O, işitendir, bilendir.” (Bakara / 137)


Bu film, din adamlarıyla halk arasındaki uzaklığı gösteriyor…

İran’da kapalı gişe oynayan, Uluslararası Tahran Fecr Film Festivali’nde seyirci oylarıyla “En İyi Film” seçilen ve “En İyi Senaryo” ödülünü alan Marmoulak -ya da ülkemizde bilinen adıyla Kertenkele- filmi deyim yerindeyse İran’ı ikiye bölmüş bir filmdir. Bir kesim “doğru yolu bulup inançlı bir Müslüman olan” hırsız Rıza’nın hikâyesini anlatan filmi överken, diğer bir kesim “din adamlarıyla dalga geçtiği” gerekçesiyle filmin yasaklanması istemiştir.emHem

Mesela Anayasayı Koruyucular Konseyi Genel Sekreteri Ahmed Cennetî film hakkında, “Böyle filmlerin gösterilmesine karşı çıkılmalı, çünkü din adamlarıyla dalga geçiyor ve toplumsal fesada yol açıyor” demiştir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hüccetül İslam Muhammed Ali Abtahi ise, “Çok olumlu bir film olduğunu düşünüyorum, çünkü gerçek din adamlarıyla, din adamı olduğunu söyleyen ama içten içe öyle olmayanlar arasında ayrım yapıyor. Film, seyircilerin din adamlarını da diğer insanlar gibi görmelerini, yani diğer insanlar gibi iyilerinin ve kötülerinin olduğunu görmelerine yardım ediyor” demiştir. İranlı yöneticileri birbirine düşüren filmin, bu gibi tartışmalar yüzünden gösterime girmesi bir ay gecikmiş, ancak sansür kurulu tarafından toplam 4 dakikalık bir sahnesinin kesilmesinden sonra gösterimine izin verilmiştir. Filme gösterilen yoğun ilgi nedeniyle, biletlerin günler öncesinden tükendiğini ve gece geç saatlere ek seanslar konulduğunu da hatırlatalım. Tabi herkesin filme ilgi gösterdiğini söylemek doğru olmaz. Zira Meşhed kentinde filmin gösterilmesini yasaklanmış; hatta film bobinlerine ve reklam afişlerine el konulmuştur.
        
“Marmoulak filmi neden böyle farklı tepkilere maruz kalmıştır?” ya da “Film gerçekten din adamalarını ve rejimi eleştiriyor mu?” gibi sorular haklı olarak sorulabilir elbette. Ama daha önemlisi “Bu film neyi anlatıyor?” sorusunu sormak gerekir bence. Peyman Ghassemkhani’nin ince detaylarla bezenmiş usta senaryosunu başarılı bir şekilde perdeye aktaran yönetmen Kemal Tebrizi film için, “Bu film, din adamlarıyla halk arasındaki uzaklığı gösteriyor. Belki ben bu uzaklığı kapatmak için Kertenkele Rıza’nın din adamı olarak kullandığı yöntemleri kullanmak gerektiğini söylemek istemiş olabilirim” demiştir.


İnsan sadece insan olduğu için saygıya layıktır. Güzel kıyafetler ona değer katmaz.

Bir hırsız, imam kılığına girerek hapishaneden kaçarsa ne olur? Muhtemelen ilk fırsatta kıyafetlerinden kurtulup yurt dışına kaçar. Peki ya imam kılığında dolaşmaya mecbur kalırsa?    

Dini hayatından çıkarmış, din adamlarına inancını yitirmiş bir adamdır Rıza. Giremeyeceği ev, tırmanamayacağı duvar olmayan usta bir hırsız olmasından ötürü de lakabı ‘Kertenkele’dir, Kertenkele Rıza! Sağ omzunda lakabını somutlaştıran birde dövmesi vardır. Fakat ne kadar işinin ehli olursa olsun bir gün iş üstündeyken yakalanır, hayatında eline silah almamış biri olsa da silahlı soygun yapmakla suçlanır ve defalarca temyize gitse de bir sonuç alamaz. İşte onun için dönüm noktası bu şekilde başlar…

Rıza’nın hapishane duvarlarını çevreleyen dikenli tellere takılmış güvercini duvara tırmanarak kurtardığı kısacık sahne, bir insanın özgürlüğünün önemini anlaması için yeter de artar bile! Özgürlüğün sembolü olan beyaz güvercin avucundan uçup giderken Rıza dikenli tellerin öte tarafındaki dünyaya büyük bir özlemle bakar. Öyle ki sanki hapsedilen sizmişsiniz gibi bir etki bırakır üzerinizde!

Sert mizaçlı hapishane müdürü yüzünden yaptığı en ufak şey de haftalarını karanlık koğuş da geçirmek zorunda kalan Rıza, artık dayanamayacak duruma gelir ve hapishane revirinden çaldığı ilaç ile intihar etmeye çalışır. Ama yapamaz. Hala kurtulmak için bir umudu vardır. Fakat bu esnada talihsiz bir şekilde yaralanarak hastaneye kaldırılır ve orada adaşı Rıza’yla tanışır.

Kertenkele Rıza ile Molla Rıza’nın karşılaşmasıdır bu. Adları aynı olsa da birbirlerinden çok farklıdır bu iki insan. Kertenkele Rıza’nın, adaşının molla olduğunu bilmeden din adamları hakkında atıp tutmasından da ne kadar farklı düşüncelere sahip olduklarını görürüz…

-Çok umutsuz görünüyorsun.
-Bana nasihat verme de, ne dersen de.
-Nasihat verme niyetim yok. Sadece böyle zamanlarda Allah'a dayanman gerektiğini söyleyecektim.
-Ne için Allah'a dayanayım? Hayvan gibi yaşıyorum. İtibarım yok ve sürekli kafama kafama vuruyorlar. Sonra da Allah'a dayan diyorlar.
-Herkes bilir ki cennet ve cehennem...
-Sözünü balla kestim ama cennet ve cehennem, hepsi saçmalık. Ben ve sen gibi insanları kandırmak için tüm bunları söylüyorlar.
-Kimler?
-Hocalar.
-Elbette mollaların da iyisi kötüsü vardır.

Sonradan -Kertenkele Rıza ile aynı anda- Molla Rıza’nın asıl mesleğinin boyacılık olduğunu öğreniriz. Bunu öğrendikten sonra Kertenkele Rıza çok şaşırır ve “Bu mümkün mü?” diye soruverir. Molla Rıza ise o manidar cevabı verir: “Neden olmasın? İnsan sadece insan olduğu için saygıya layıktır. Güzel kıyafetler ona değer katmaz.”

Nasreddin Hoca’nın “Ye Kürküm Ye” fıkrasını bilmeyeniniz yoktur sanırım. Evet, pahalı bir kürk insanların size saygı duymasını sağlayabilir. Peki ya maddi olarak pek değerli olmasa da kutsal sayılan bir kıyafetin insanlar üzerindeki etkisi nedir?


İnsanlar, her şeyi marketlerden alır. Ancak dost satan marketler olmadığından dost satın alamazlar ve yalnızlık çekerler…

İyileştiği için ertesi gün tekrar hapishaneye götürülecek olan Rıza, umutsuzluğa düştüğü sırada Molla Rıza’nın kendisine söylediği “İnsanların sayısı kadarınca Allah'a ulaşmanın yolları vardır” sözünü ilk başta anlamaz, belki de önemsemez. Birde “Bağışla ama siz hocalar sürekli vaaz vermek zorunda mısınız?” diye yakınır üstelik. Fakat Molla Rıza’nın diğer hocalara hiç benzemediğini bu sahnede daha iyi anlarız. Çünkü kendisi Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens’inden Tilki ile Küçük Prens arasında geçen o meşhur diyalogu aktarır. Unutmadan, bir din adamının -benim için çok önemli bir kitap olan- Küçük Prens’den alıntı yapmasının çok hoşuma gittiğini de söylemeden edemeyeceğim.

İnsanlar, her şeyi marketlerden alır. Ancak dost satan marketler olmadığından dost satın alamazlar ve yalnızlık çekerler. Eğer bir dost istiyorsan, gönlümü al. Sordu: Peki gönül almak nedir? Cevap verdi: İnsanlarla yakınlaşmak demektir. Bu ise günümüzde tamamen unutulmuş bir şeydir. Tekrar sordu: Bunu nasıl yapabilirim? Cevap verdi: Sabırlı olmalısın, hem de çok.

“Böyle bir hoca ile daha önce hiç tanışmadım” der Kertenkele Rıza, “Ben de senin gibi bir mahkûm ile hiç karşılaşmadım” diye karşılık verir Molla Rıza. Ardından Allah’ın selamını verirler birbirlerine. Bu aralarından geçen son konuşmadır. Kısa sürse de unutulmayacak bir dostluk kurulmuştur aralarında. Tıpkı Küçük Prens ile Tilki gibi…

Kertenkele Rıza kaçmak için en güzel yolu bulmuştur artık: Molla Rıza’nın kıyafetlerini giyip çaktırmadan dışarı çıkmak! Bu sahnede Molla’nın elbiselerini Kertenkele’nin alması için bilerek bıraktığını hissederiz. Ve artık Kertenkele Rıza, Molla Rıza olarak dışarıdadır. Şimdi tek yapması gereken pasaportunu alıp ülkeyi terk etmektir. Fakat bu onun tahmin ettiği kadar kolay olmayacaktır.


Allah nereyi isterse orada olurum!

Böylece Rıza’nın yolculuğu başlamış olur. Ama aslında Marmoulak, hırsızlık yaparken yakalanan Kertenkele Rıza’nın Molla Rıza’ya dönüştüğü içsel bir yolculuğu anlatır…

Burada hemen Kertenkele Rıza’ya hayat veren İran’ın bol ödüllü aktörlerinden Perviz Perestui için ayrıca bir parantez açmak gerekir. Şayet kendisi müthiş performansıyla sizi kendine hayran bırakır. Tıpkı Beed-e Majnoon filmindeki Yusuf rolüyle yaptığı gibi… Meğer Beed-e Majnoon’da tanıdığım Perviz Perestui hünerlerini daha önce bu filmde sergilemişte benim haberim yokmuş!

Rıza dışarı çıkar çıkmaz insanların ona davranışı değişmiştir. Tabi kimsenin onun hırsızlık yapıp hapse düşen Kertenkele Rıza olduğundan haberi yoktur. Beyaz sarığı ve siyah cüppesi ile o artık saygın bir kişidir. Rıza, ilk olarak arkadaşı Jackson’ın yanına gitmek için otostop çekmeye çalışır. Ama kimse onu arabasına almaz. Arabasına alan genç adamın da onun sayesinde yasak olan kestirme yolu kullanmak istediğini anlarız. Ve görürüz ki insanlar iyi ve kötü olarak ikiye ayrılırlar. Din adamları ve diğerleri olarak değil…

Namaz kılmayı bile bilmeyen Rıza, televizyondaki hocalardan bir şeyler öğrenmeye çalışır. Fakat televizyondaki hocalar hiç de beklediği şeylerden bahsetmezler. Televizyonda Quentin Tarantino ve filmi Pulp Fiction’dan bahseden bir hocaya rastlamamız bu filmin en absürt tarafıdır şüphesiz. Hatta hoca şunu bile söyler: “Tarantino'nun dediği gibi, Allah nereyi isterse orada olurum.”

Rıza’nın yapması gereken şey görünürde çok basittir. Trene binmesi ve onu istasyonda bekleyen Jackson’ın arkadaşından pasaportunu alması gerekir. Sonrada bu ülkeden kaçıp kurtulacaktır. Rıza’nın trene bindiği anı özgürlüğüne attığı ilk adım olarak değerlendirebiliriz. Kim bilir belki de henüz tren kalkmamışken camın önünden geçen beyaz güvercin -ki bu beyaz güvercin Rıza’nın hapishanede tellerden kurtardığı güvercindir- bunu işaret ediyordur.

Rıza trendeyken de kutsal kıyafetinin nimetlerinden faydalanır. Kondüktör molla görünümlü Rıza’yı hemen boş bir kompartımana oturtur. Bu sahnede Rıza’nın cüppesine bakıp “Şu Allah’ın işine bak!” dercesine başını göğe kaldırması Nasreddin Hoca’nın “Ye Kürküm Ye” fıkrasını bize tekrar hatırlatır. Rıza bu kompartımanda birkaç kişi ile tanışır. Ama bunlardan en önemlisi Faize isimli kadındır. Faize ve annesinin (özellikle annesinin) Rıza ile oldukça rahat konuşması da dikkat çeken bir unsurdur.

Namaz vakti gelip tren durduğunda ise Rıza, molla olarak en büyük sınavını vermek zorunda kalır. Namaz kılmayı -doğal olarak da kıldırmayı- bilmeyen Rıza’nın cemaate namaz kıldırmaya çalıştığı sahne oldukça eğlencelidir. Hatta kahkahalarıma engel olamadığımı itiraf etmem gerekir! Bu sahnenin namazla dalga geçtiğini düşünmediğimi de peşinen söyleyeyim.

İneceği durağa geldiğinde Rıza’yı bir grup insan karşılar ve ne tesadüftür ki bu insanlar Rıza’nın camilerinin yeni mollası olduğunu sanırlar. Tam bu sırada Rıza kimsenin görmediği küçük bir çocuğu görür. Daha sonraları da karşımıza çıkacak olan bu çocuk kuşkusuz Rıza’nın küçüklüğü, yani Rıza’nın hiç kirlenmemiş masum tarafını temsil eder. Kim bilir belki de vicdanıdır. Rıza’nın derinlere sakladığı bu masum taraf ilk kez ondan iyi bir şeyler bekleyen insanlarla tanıştığı zaman ortaya çıkar!


Hapishanenin kapısı size kapalı olabilir. Ama Allah’a giden yollar her zaman açıktır.

Rıza’nın hayatta en iyi bildiği (belki de tek bildiği) şey hırsızlıktır. Bu yüzden cami cemaatinin ısrarları üzerine verdiği ilk vaazda hastanede tanıştığı Molla Rıza’nın ona söylediği “İnsanların sayısı kadarınca Allah'a ulaşmanın yolları vardır” sözünü tekrar edip durur. Ama henüz bu sözün anlamını kavrayamamıştır. Hatta bu sözden yola çıkarak hırsızlığın püf noktalarını bile anlatır cemaate.

Rıza’nın cemaatiyle bizim cami cemaatlerini birbirine benzetmek mümkün. “Uzayda nasıl abdest alınır?” ve “Korku filmlerinden sonra korku namazı kılmak gerekir mi?” gibi yerli yersiz saçma sorular soran genç çocuk buna en güzel örneği teşkil ediyor sanırım.

Kuşkusuz cemaatin o zamana kadar gördükleri mollaların hiç birine benzemez Rıza. Verdiği vaazlar sırasında müstehcen imalar içeren şakalar yapması, Quentin Tarantino’dan “Kendisi büyük Ehl-i kitap sinemacılardandır” diye bahsetmesi vs… Ama kendisi fark etmese de Rıza yavaş yavaş değişmektedir. Bunu verdiği vaazlarda, söylediği sözlerde ve bulunduğu davranışlarda adım adım fark ederiz. Her ne kadar aklı sürekli ülkeyi terk etmekte olsa da, sanki istemeden içinde bulunduğu bu durum onu iyi bir adam olmaya zorlar. Sanki istemeden de olsa giydiği kıyafetin sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Hatta kendisi bir hırsız değilmiş gibi, bir gün gözü önünde marketi soyulan aciz adamın haline acıyarak ona “Bu tür durumlarda gerekli olan onlara temiz bir dayak çekmek” diye nasihat verecektir.

Artık şans mı deriz, tesadüf mü yoksa tevafuk mu bilmem, Rıza’nın başka maksatla yaptığı şeyler cemaat tarafından hep hayra yorulur ve Rıza, görmeseler bile herkesin adını bildiği, sevdiği bir molla haline gelir. Onun sayesinde camiye gelenlerin sayısı bir hayli artar. Hatta Faize’yi eski kocası Delangiz’in elinden kurtarmasının ardından herkes bu mollaya saygı duymaya başlar ve cami hiç olmadığı kadar insanla dolar. Delangiz’de yediği temiz dayaktan sonra Rıza’nın bir dediğini iki etmeyen ve hayırlı işler peşinde koşan “iyi” bir adama dönüşür.

Sadece insanların sevdiği bir adam olmamıştır Rıza. Allah’ın da sevgili bir kulu haline gelmiştir. Çünkü polisler tarafından aranan Rıza’yı onların elinden kurtaran, hapishanede tellerden kurtardığı güvercin olur. Polisler 20 numaralı evi ararlarken ne hikmetse 2 numaralı eve gelmişlerdir. Tabi buradaki hikmet güvercinin 2 rakamının yanına eklediği beyaz yuvarlaktır! Böylece çok önceden hayatını kurtardığı güvercin, Rıza’nın haberi olmasa da onu polislerin elinden kurtarır. Bu sahne Muhammed (S.A.V.)’in müşriklerden saklandığı mağaranın girişine yuva yapan güvercini aklımıza getirir.  

Rıza’nın herkes tarafından tanınan bir mollaya dönüşmüş olması milletvekili olmaya çalışan Mühendis Şücai’nin dikkatini çeker ve Şücai seçim kampanyasına katkı sağlamak için Rıza’yı hapishaneye götürmeye ikna eder. İşte Rıza zorla geri geldiği hapishanede ondan beklemeyeceğimiz türden bir vaaz verir. Öyle ki o gözyaşlarını tutamayıp ağlarken bizimde içimizde bir yerlere dokunur sarf ettiği etkileyici sözler…

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Siz saygıdeğer halka selam olsun. Özellikle de tutuklu arkadaşlarımıza. Hepimiz biliyoruz ki, insanlar bazen kanunları çiğner. Çeşitli ihtiyaçlar yüzünden. Suçluların, dinsiz-imansız olduğu söylenir. Bunun anlamı nedir? Müsaadenizle açıklayayım. Öncelikle şunu kafanızdan atın. Allah sizi unutmadı. Hapishanenin kapısı size kapalı olabilir. Ancak Allah'a giden yollar, her zaman açıktır. Kaçmak için yol aramaktan vazgeçin. Allah sadece iyi insanlara ait değildir. Bizim Allah’ımız suçluların da Allah’ıdır. Sadece Allah insanlara ayırımcılık yapmaz. Allah, nezaket ve iyilikte herkesten daha üstündür. Dostluk ve bağışlamada en yücedir. İyi bir arkadaş, dostuna her şeyi verir. İnsanlara İlahi tavsiyelere uysalardı, asla hırsızlık yapmazlardı. Ne yazık ki, bazı insanlar her şeyi kendilerine istiyorlar. Bu çok kötü bir şeydir. İnsanların iyi olması için çalışmamız gerek. Bu ise ilgi göstermekle olur. Bu Allah'a götüren yegâne yoldur. Bu çok önemlidir. Niyetim vaaz vermek değil. Faydası yok çünkü. Zorla kimseyi cennete sokamazsınız. Bu nedenle insanlar… Müsaadenizle bir şiirle bitireyim sözlerimi. İnsan değerlidir. Sadece insan olduğu için. Güzel kıyafetler onun değerini yansıtmaz. İnşallah, hepiniz yakında buradan çıkarsınız ve yolunuzu bulursunuz. Lütfen bana da dua edin ki, yolumu bulayım. Umarım sizi bir daha burada görmem. Siz de beni görmezsiniz. İnşallah başka yerlerde görüşürüz. Allah'ın selam ve rahmeti üzerinize olsun. Teşekkürler zaman ayırdığınız için. Çok konuştuğum için de bağışlayın. Allah'a emanet olun.


İnsanları zorla cennetlik yapamazsın. Öyle sert itiyorsun ki, öte taraftan cehenneme düşecekler neredeyse.

Rıza zor da olsa pasaportuna kavuşup sınıra gider. Fakat sınır 2-3 saatliğine kapalıdır. O kadar zaman beklemiştir Rıza, bundan sonra 2-3 saat daha bekleyebilir elbette…

Rıza, uzun ve yorucu olan bu yolculuğunda Kertenkele Rıza’dan Molla Rıza’ya dönüşmekle kalmamış etrafındaki insanların hayatlarını da etkilemeyi başarmıştır. Mesela Delangiz, Rıza mahalleye gelmeden önce hırsızlık yapan, adam döven zorba bir adamdır. Eski karısı Faize’de onu dövdüğü için ondan boşanmıştır. Ama Rıza’nın sihirli dokunuşu (yumrukları savurmak, diz altına vurmak ve kafa atmak) onu adam etmiş, hayırlı bir adam olmasına vesile olmuştur. Hatta Delangiz fakirlerin kapılarını dolaşıp onlara ekmek ve hurma dağıtan bir adama dönüşmüştür. Ya da Rıza, babası Fazlı Bey’in zoruyla yarışma için Kur-an’ı ezberlemeye çalışan Gulamali’nin babasının karşısına çıkıp “Hangisi asıl işim? İnsanlara yardım etmek mi, Kur-an ezberlemek mi? Yarışmaya katılmayacağım. Ezberleyemiyorum.” demesine cesaret vermiştir. Rıza bunun üzerine Fazlı Bey’e, “İnsanları zorla cennetlik yapamazsın, sevgili kardeşim. Öyle sert itiyorsun ki, öte taraftan cehenneme düşecekler neredeyse” der. Şüphesiz çok da haklıdır bunu söylemekte! Nitekim Gulamali daha sonra “Yarışmaya katılacağım” diyecektir. İnsanlara zorla bir şey yaptırmanın anlamsızlığını çok iyi özetler bu sahne. Onlara yapmaları gereken şeyin anlamını kavratmanız, hakkında düşünmesini sağlamanız gerektiğini çok iyi vurgular. Çünkü Müslümanlık sadece Kur-an ezberlemekten, namaz kılmaktan ibaret değildir. Zaten Yüce Allah Ma’un Suresinde şöyle buyurur: “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar, ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da' engellemektedirler”

Sözün özü, Rıza değişmiştir ve etrafındaki pek çok şeyi değiştirmiştir. Bu yüzden filmin sonunda polisler tarafından tekrar yakalanması hiç bir şeyi değiştirmez. Arkasında sadık bir cemaat, gerçek Müslümanlığı yaşayan (yaşamaya çalışan) bir mahalle bırakmıştır. Üzerindeki kıyafetleri giyip de bunu beceremeyen onca insana rağmen, bir hırsız (eski bir hırsız) doğru yolu bulup insanları doğru yola sevk etmeyi başarabilmiştir. En azından çabalamıştır. Tabi bunda hastanede tanıştığı adaşı Rıza’nın büyük payı olduğunu unutmamak gerekir! Rıza yakalandığı zaman küçük çocuğu tekrar görür ve molla kıyafetlerini yavaşça çıkarıp çocuğa uzatır. Ardından ağzından şu cümleler dökülür:

Bu kıyafetler uslu insanlara ait. İnsanların uslu durması iyidir, değil mi?

Rıza’nın mahalleye geldiği ilk zamanlar “Küçelere Su Serpmişem” isimli Azeri türküsünün camide söylenmesi üzerine Fazlı Bey, “Cami, şarkı söylenecek yer değil” der, Rıza ise “Caminin sadece yas tutma mekânı olduğunu kim söyledi” diye karşılık verir. Camide tekrar aynı türküyü duyduğumuzda bu sefer Rıza’yı polisler tarafından götürülürken görürüz. Bu sahneden sonra bu türküyü unutmak mümkün değildir!

Küçelere su serpmişem
Yar gelende toz olmasın
Eyle gelsin eyle gitsin
Aramızda söz olmasın…

Ve sonra o kutsal sözü tekrar duyarız:

Dünyada hiç kimse yoktur ki, onu Allah'a ulaştıracak bir yol bulmasın.

Tıpkı Kur-an’da söylendiği gibi:

Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir." (Taha / 50)

Yazar: Uğur Tatar

0 yorum :

Yorum Gönder