Sinemada Son Peygamberi Anla(t)mak (Özel Dosya)

The Message (1976) - Muhammad: The Last Prophet (2002) - Muhammad: The Messenger of God (2015)

Sayfalar

31 Temmuz 2019

Maksat Sinema Olsun "8" Yaşında: Alelade bir Hikaye

Gecenin karanlığı bir kâbus gibi üzerine çökmeden önce, ışığa ulaşmak için var gücüyle kanatlarını çırpıyordu. Nihayet ışığın geldiği yere ulaşmayı başardı. Ardından içeriye girebileceği bir delik aramaya başladı. Binanın etrafını hızlıca turladıktan sonra üst katlarda bir pencerenin açık olduğunu fark etti. Artık derman kalmamış kanatlarını zorlukla hareket ettirerek pencereden içeri girdi. İçerisi sanki gün yeni doğmuşçasına aydınlıktı. Gözleri bir anlığına kamaştı; tekrardan görebildiği zaman etrafına şaşkın bakışlar attı. Bu uçsuz bucaksız gibi gözüken binanın içinde, domino taşları gibi dizilmiş, farklı boyutlarda bir sürü cam küre vardı. Şeffaf bir sıvı ile dolu olan cam kürelerin içinde ise insan benzeri siluetler, cenin pozisyonunda, hareket etmeden öylece duruyorlardı.


22 Temmuz 2019

Food, Inc. (2008)

Bir gün içerisinde neler yiyoruz? Yediğimiz şeyler hakkında ne kadar bilgiye sahibiz? Tükettiğimiz hazır gıdaların nasıl üretildiğini ve sağlığımızı nasıl etkilediğini öğrenmeye cesaretimiz var mı? Gıda endüstrisindeki sömürüye ve aç gözlülüğe dair gerçekleri ne kadar biliyoruz? Yediğimiz her lokma ile gezegenimizi değiştirebileceğimiz gerçeğiyle yüzleşmeye hazır mıyız?


9 Haziran 2019

Sinemada Son Peygamberi Anla(t)mak (Özel Dosya)

İnsanoğlu yıllar boyunca O’nu ve bir yaşam boyu verdiği kutsal mücadeleyi hem anlamaya hem de anlatmaya uğraştı. Tabii ki bu yüce insanın, Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed’in “anla”tılmaya çalışılması için sinemanın da bir araç olarak kullanılması kaçınılmazdı. Fakat tahmin edebileceğiniz üzere elimizde O’nunla ilgili çok fazla film yok. Son Peygamber’in anlatıldığı üç sinema filmini sizin için detaylı bir şekilde inceledik. İyi okumalar...


Muhammad: The Messenger of God / Hz. Muhammed: Allah'ın Elçisi (2015)

Peygamber'in doğumu ile başlayan ve onun 13 yaşına kadar ki hayatına odaklanan, senaryosunu Mecid Mecidi ile Kambuzia Partovi'nin birlikte kaleme aldığı "Muhammad: The Messenger of God" (Hz. Muhammed: Allah'ın Elçisi, 2015) filminin henüz proje aşamasındayken bile birçok tartışmanın ana konusu olacağı belliydi. Öyle ya, sonuçta Peygamber'in sinema perdesinde gözükecek olması, herkesin kolaylıkla kabul edeceği türden bir fikir değildi! Hatırlarsanız film, 7 yılın sonunda tamamlanıp vizyon için gün saydığında, eleştiriler de artarak devam etti. Neticesinde 3 yılda tamamlanan dev platolarda çekilen, 30 milyon dolarlık bütçesi ile İran sinemasında bugüne kadar çekilmiş en büyük bütçeli yapım payesini elde eden bu görkemli film, haksız eleştirilerle birkaç cümleye indirgendi ve hatta kimilerince tek bir karesi dahi izlenmeden "aforoz" edildi! Anlayacağınız bu film, ne halkın sevgisini kazanabildi ne gişede büyük başarılar elde edebildi ne de ödüllere boğuldu. Sessiz sedasız bir şekilde unutulup gitti. Peki, Mecidi'nin bu cesur ve iyi niyetli çabası, gerçekten de bunca eleştiriyi hak ediyor muydu?


9 Mayıs 2019

TURİST ÖMER Derler Benim Adıma

Nasreddin Hoca, Meddah, Karagöz oyunları, orta oyunu gibi halk güldürü sanatının yoğun olduğu Türk kültüründe sinemanın bu türden etkilenmemesi düşünülemezdi. Güldürü, her zaman için Yeşilçam'ın baskın film türlerinden birisi olmuştur. 70'ler ise Türk Güldürü türünün altın çağıdır. Bu dönem Ertem Eğilmez'in daha doğrusu Arzu Film ekolünün baskın güldürü türü olan "aile güldürüsünün" ortaya çıktığı dönemdir. Ayrıca bu dönem Kemal Sunal, Şener Şen, İlyas Salman, Zeki Alasya, Metin Akpınar gibi güldürü oyuncuları kuşağını yetiştirmiştir. Türk sinemasında 60'lar ve 70'lerin ilk yarısında güldürü bir uyum ve bütünleşme çağrısı olarak kullanılmıştır. Beyazperdenin komik tiplemesinin her zaman "iyi" olması ve çoğunlukla sosyal sınıflar arasında arabuluculuk yapması bu düşünceyi destekler. Tabii bu durum daha çok durum komedisi ve karakter komedisinde gözlenir.


21 Nisan 2019

Türk İşi Dondurma (2019)

"Hayati Tehlike" (2016), "Sarıkamış Çocukları" (2017) ve "Bekar Bekir" (2017) gibi gişede pek parlak işler yapmayan filmlerin de yapımcısı olmasına rağmen herkes onu "Ayla" (2017) filminin yapımcısı olarak tanıyor. Evet, Mustafa Uslu'dan bahsediyorum. Başlangıçtaki kötü talihini yenen Uslu, şimdilerde Yerli Jerry Bruckheimer olarak dur durak bilmeden, sürekli ilgi çekici projelerle seyirci karşısına çıkmaya devam ediyor. "Ayla"nın ardından "Müslüm" (2018) ve "Çiçero" (2019) ile adını Türk seyircisinin aklına kazımaya devam eden Uslu, bu senenin ikinci filmi "Türk İşi Dondurma" ile yine görselliği ile göz dolduran ve milliyetçi duyguların ilmek ilmek işlendiğini bir hamaset destanı ortaya koyuyor.


7 Nisan 2019

The Butterfly Circus / Kelebek Sirki (2009)

Thomas Bernhard, yazdığı otobiyografik beşlemeden birisi olan Nefes isimli kitabına, Pascal'ın şu sözüyle başlar: "İnsanlar ölümün, çaresizliğin ve belirsizliğin çözümünü bulamadıklarından, mutlu olabilmek için bunlar hakkında düşünmemeye karar vermişlerdir."


17 Mart 2019

Kitle İletişim Araçlarının Gelişimi ve NETFLIX

Muhtemelen mağara duvarlarına yapılan figürlerle başladı insanlığın yazın hayatı. Bir şekilde kalıcı iletişim ihtiyacı ortaya çıktı ve böylesi bir yöntem ilham oldu ilk insanlardan birine ya da birilerine. Zaman ilerleyip insanlık çoğaldıkça, ihtiyaçlarımız arttıkça gırtlağımızdaki seslerde arttı. Ve nihayetinde gırtlağımızdaki sesleri ifade eden semboller geliştirdik.


10 Mart 2019

Olmayan Filmlerin Jenerikleri #3: Şairin KADIN Olanı Makbuldür

İnsanlar her zaman "kolay" bir şekilde anlamak isterler. Anlamadıkları şeylerden de hiç hoşlanmazlar. Bir şeyi anlamak için uğraşmak, çoğu zaman gereksiz bir çaba olarak görülür. Yanılıyor muyum? Ama karmaşık olan ya da basit olan diye bir şey yoktur. Şair olan ve şair olmayan diye bir şey vardır! İşte bu yüzden şu cümlede yadsınamaz bir gerçek yatmaktadır: Yeryüzündeki en iyi şair "anne" olduğuna göre şairin de kadın olanı makbuldür.


Olmayan Filmlerin Jenerikleri #2: Gün Ortasındaki Karanlık

İnsanlığın büyük çoğunluğu tarafından "Görmek, inanmaktır!" düsturunun koşulsuz şartsız kabul edildiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Ve bizler, yani "görebilen körler" sürekli tekrarlanan bir kısır döngünün içine hapsolmuş bir vaziyette, yaşam ve ölüm arasındaki kısacık yolun aslında çok ama çok uzun süreceğini düşünüyoruz. Hatta buna inanmak, hem de gönülden inanmak istiyoruz. Bu yüzden heryere baksak da hiçbir şeyi görmüyoruz, belki de görmek istemiyoruz!