Sayfalar

18 Eylül 2020

Uğur Tatar'ın "Kulübelerde Vızıldayan Haikular" Kitabı Çıktı!

Blogumuzun kurucularından Uğur Tatar’ın Haiku’nun babası Matsuo Basho’nun bir Haiku’sundan esinlenerek “Kulübelerde Vızıldayan Haikular” ismini verdiği şiir kitabı, KDY (Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık) tarafından yayınlandı! Japonya’da doğan ve dünyadaki bilinen en kısa şiir biçimi olan Haiku’lar, sadece 5­-7-­5 hece ölçüsünden oluşur. Bu kadar kısa olmalarına rağmen, iyi yazılmış bir Haiku, paha biçilemez düşsel bir yolculuk gibidir. Zira Haiku’lar, düşüncelerin, hayallerin, aşkların, hüzünlerin, kısacası hayatın en saf halidir. 5 bölümden oluşan bu kitapta, toplam 100 Haiku bulacaksınız. Okurken keyif almanız dileğiyle. Kitabı satın almak için tıklayın...


31 Temmuz 2020

Maksat Sinema Olsun "9" Yaşında: MAHLUK-NAME

Takvimler 31 Temmuz 2011 tarihini gösterdiği zaman “Her şey  bir  Rüya  ya  da  Maksat  Sinema  Olsun” demiştik. Şimdi aradan tam dokuz yıl geçti, anlayacağınız Maksat Sinema Olsun şimdi dokuz yaşında! Bildiğiniz gibi her senemizi bir hikaye ile kutluyoruz. Bu sene de geleneği devam ettirerek, Uğur Tatar'ın yazdığı macera dolu bir yolculuk hikayesi olan MAHLUK-NAME” ile sizleri baş başa bırakıyoruz.


2 Haziran 2020

Sıdıka (1997-2003)

Evrensel olarak zor bir süreç içerisindeyiz. Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Fakat bu beraberliği birlik olmadan yani bir araya gelmeden yapmak zorundayız. Karantina ve yeni normalleşme süreçlerinde en çok ihtiyacımız olan şeyler; sevgi, saygı, aile ve bir arada olabilme sıcaklığı. Fakat son 20 yıldır izlediğimiz televizyon dizilerindeki mafyalar, kadın cinayetleri, çocuk istismarları, büyük çıkarlar için birbiri arkasından entrika çeviren aile bireyleri, birbirine nefret kusan aşiretler bu beklentiyi pek de karşılamayacaktı.  Daha çok 80'ler ve 90'lar da çekilen mahalle dizileri yeniden çekilse bu da ortaya suni bir sonuç çıkaracaktı. Çünkü toplumsal yaşam tarzımız değiştiği için o sıcak mahalle kültürü de ortadan kalktı. Bu sebeple TRT cumartesi günlerini nostalji dizi günü ilan etti. Ve yayın hakkı kendinde olan, çocukluğumuzun sıcak dizilerini tekrar yayınlamaya karar verdi.


31 Mayıs 2020

Requiem for a Heavyweight / Altın Eldiven (1962)

1976 yılından beri, Boks filmi dendiğinde çoğu kişinin aklına "Rocky"nin geldiğine adım gibi eminim. Elbette bu efsanevi filmin yanına başka filmleri de koyabiliriz. Ama aklımıza gelen birçok filmin Rocky'den sonra çekildiğini de unutmamamız gerekiyor. Ama öte yandan Rocky'den tam 14 yıl önce çekilen bir filmin, Rocky için önemli bir esin kaynağı olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Hatta biraz daha ileri giderek, Rocky karakteri bu filmdeki boksör karaktere çok şey borçlu bile diyebiliriz. Tabii ki "Requiem for a Heavyweight" (Altın Eldiven, 1962) filminden bahsediyorum! "Lilies of the Field" (1963) ile "En İyi Film" dalında Oscar adaylığı kazanan Ralph Nelson'un yönetmen koltuğuna oturduğu; "The Twilight Zone" (1959) dizisi ile Altın Küre'yi kucaklayan Rod Serling'in senaryosunu yazdığı ve Anthony Quinn'in "Mountain" yani "Dağ" lakaplı Louis Rivera'ya hayat verdiği bu film, "hayat kadar sert vuran" sarsıcı bir dram.


1 Mayıs 2020

Karanlıkta Uyananlar (1965)

1 Mayıs emeğin, ekmeğini topraktan çıkaran çiftçilerin, alın terine gark olmuş işçilerin günüdür. Türk sinemasının bir emek sineması olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü finansmanı zengin yapım şirketleri değildir. Sinemamızın finans kaynağı izleyicidir. Film gelirleri genellikle yeni bir filmin çekimi için kullanılmıştır. Sinemamızın sürekliliği üretimden gelen güce bağlıdır. Bu nedenle sinemamız emek sinemasıdır. Bundan dolayı 1 Mayıs Emekçi Bayramı'nda Türk sinemasının da konuşma hakkı olduğunu düşünerek yazacağım bu yazıyı.


28 Nisan 2020

Paradise Alley / Fedai (1978)

Sinema tarihi birçok ölümsüz karakterle doludur. Bu karakterlerin bazıları tek bir filmde gözüküp kalbimizi kazanır ve bir daha karşımıza çıkmazlar. Ama bazıları da belirli aralıklarla kendilerini bize hatırlatmayı ihmal etmezler. Öyle ki ailemizden biri gibi yakından tanırız onları, severiz, iyiliklerini isteriz. İşte hiç şüphesiz Rocky Balboa da böyle bir karakterdir. İlk kez 1976 yılında tanıştığımız bu saf ama gözü pek delikanlı, arka sokakların acımasız dünyasında ayakta kalmaya çalışan boks sevdalısı bir serseridir. Fakat sonra antrenörü Mickey'in elinden tutmasıyla bir efsaneye dönüşecektir. Hikâyeyi hepiniz biliyorsunuz... 1976'dan günümüze tam 6 filmde baş karakter, 2 filmde de yan karakter olarak izlediğimiz Rocky Balboa, gerçekten de unutulmayacak bir sinema efsanesi olduğunu çoktan ispatladı. Bu kadar Rocky güzellemesinden sonra gelelim asıl meselemize: Yani Sylvester Stallone'nin "Rocky" (1976) filminden önce yazdığı ama belki de Rocky'nin başarısı sayesinde ilk kez yönetmen koltuğuna oturup hayata geçirme imkânı bulduğu "Paradise Alley" (Fedai, 1978) filmine… Bir anlamda Rocky'nin akrabası olan bu film, çok benzer bir dünyaya davet eder bizi. Yine arka sokaklarda yaşayan kaybetmiş insanlar, yine gerçekleştirmesi zor olan büyük hayaller ve en önemlisi yine bir spor vardır bu filmin merkezinde. Ama bu sefer boks değil güreştir, hayat ile yapılan yaşam kavgasının metaforu.


22 Mart 2020

Strings / İpler (2004)

Türkiye'de kuklacılık dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Ünver Oral, "Kukla ve Kuklacılık" isimli kitabında, "Kuklanın geçmişi muhakkak ki insanlık tarihi kadar eskidir." der. Hindistan'da ortaya çıkan, Orta Asya, Roma ve Eski Mısır'ı aşarak bütün dünyaya yayılan bu kadim sanat, önceleri toprak ve taş, sonraları ağaç, deri ve bez formuna büründü. Ve eskiden olduğu kadar yaygın olmasa da günümüzde hala varlığını sürdürüyor. Hal böyle olunca sinemanın bu köklü anlatı geleneğinden uzak durması da pek düşünülemezdi elbette. Şimdiye kadar kuklaları kullanan birçok film ve dizi görmüşüzdür. Ama hiçbirinin İskandinav menşeli "Strings" (İpler, 2004) kadar etkileyici bir görselliğe sahip olduğunu sanmıyorum. Danimarkalı yönetmen Anders Rønnow Klarlund ile kariyerindeki ilk ve tek senaryosunu yazan Danimarkalı şair Naja Marie Aidt ikilisinin yarattığı bu filmin en önemli özelliği ise tamamen kuklalar ile çekilen ilk uzun metraj film olması.


18 Mart 2020

Son Buluşma (2008)

Bir imparatorluğun postalsız, tüfeksiz, azıksız kalmış ordusu, dünyanın en güçlü donanmalarına geçit vermeyerek şanlı bir destan yazdı Çanakkale'de. Trabzon'dan, Muş'tan, Ankara'dan, Diyarbakır'dan, Artvin'den, Bingöl'den, Tokat'tan, Elazığ'dan... Anadolu'nun dört bir yanından gelen kadın, erkek, çocuk bir bir düştü toprağa.  Gurur duyulacak bir savaş, onurlu bir mücadele oldu Çanakkale. Emperyalizmin kanlı elleri sömürge diyarlarının analarından koparıp getirmişti evlatlarını. Düşman diye karşımıza koymuştu. Bir bir düştü yavrular. Şehitlerimizle koyun koyuna, her biri bizim evlatlarımız oldu.


8 Mart 2020

Sinemamızın Emekçi Kadınları: 10 Kadın Yönetmen

"Bir kadın ne yapabilir diye bakıyorlardı, kuşkulu bir bakıştı." Bu söylem, Türkiye sinema sektöründe kendine bir yer edinme mücadelesi vermiş Bilge Olgaç'a aittir. Bu söylemde bahsi geçen kuşkulu bakış, aslında sadece sinema sektörü için değil kadının var olmaya çalıştığı her alana atılan o tanıdık hoyrat bakıştır. Türk sinemasına geriye dönük bir bakış attığım da ilk başta "neden hiç kadın yönetmen yok" şeklinde bir yakarış düğümlendi boğazımda. Bunun üzerine küçük bir araştırma yaptıktan sonra boğazımdaki bu düğüm, bir köz tanesi olup vicdanıma düştü. Çünkü bu alanda emek veren kadın sayısının hiç de azımsanmayacak bir oranda olduğunu fark ettim. Bugüne kadar bahsi geçen kadınların sinema sektörüne verdikleri emeği görmediğim için kendi adıma hepsinden özür diliyorum. Ve "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü" vesilesiyle Yeşilçam'dan günümüze bu alanda var olmaya çalışmış kadın yönetmenlerimizden 10 tanesini anmak istiyorum. Dilerseniz Yeşilçam'ın ilk kadın yönetmeniyle başlayalım.


22 Şubat 2020

Lady in the Water / Sudaki Kız (2006)

İşin aslı birçok ebeveyn çocuklarına masal anlatmayı sever. Ama bazıları çocuklarına anlattığı masallar konusunda çok daha ileri gider. Söz gelimi Orta Dünya'nın yaratıcısı J. R. R. Tolkien'i ele alalım. Kendisi 20 yılı aşkın bir zaman boyunca, her aralık ayında çocuklarına mektup yazmış ve bu mektupların Noel Baba'dan geldiğine onları inandırmıştır. Yani sadece masal anlatmakla kalmamış, bu masalı çocuklarıyla birlikte yaşamıştır. Belki M. Night Shyamalan onun kadar ileri gitmiyor ama o da "Lady in the Water" filminin temellerini atarken, aslında çocuklarına anlattığı bir masalın peşine takılıyor. Hintli yönetmen, anlattıkça onu ve çocuklarını daha çok büyüleyen bu masaldan, en sonunda bir resimli kitap ve bir uzun metraj film çıkarmayı başarıyor.