Sayfalar

24 Kasım 2020

10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali Günlükleri 1: Kısa Filmler

Pandemi yüzünden geçirdiğimiz bu zor zamanlarda, evlerimize sığındık ve sokağa çıkma yasağı sebebiyle birçok yer kapanmak ve birçok organizasyon iptal edilmek zorunda kaldı. Sinema salonları ve tiyatrolar da bu durumdan kendine düşen payı aldı. En son Malatya Film Festivali’nin iptal edildiğini öğrendik. Önümüzdeki aylarda da çığır açıcı bir “buluş” ortaya çıkmazsa yasakların ve tecrit hayatının devam edeceğini öngörebiliriz. Bu çoraklaşan ortamda adeta “vaha” gibi ortaya çıktı 10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali. Çevrimiçi izlenebilen festival, 20 Kasım’da başladı ve 26 Kasım'a kadar devam edecek. Yani hala bu festivaldeki filmleri izlemek için zamanınız var. Ben de festivalde görücüye çıkan 10 kısa filmi izledim ve bu filmler hakkındaki görüşlerimi sizlere sunacağım. Keyifli okumalar…


22 Kasım 2020

Hatırladığım Filmler - Cihan Aktaş

Cihan Aktaş, “Sinema, kitaplar kadar olmasa da her zaman hayatımda önemli bir yer tuttu, bir okuma ve öğrenme yolu olarak” diye başlıyor sözlerine “Hatırladığım Filmler” kitabında. Kendisi edebiyatla uzun zamandır ilgili biri. Romanları, öyküleri ve inceleme–araştırma kitaplarının sayısı 50’yi geçmiş durumda. Hali hazırda karşımızda üretken bir yazar var. Hayal Perdesi Dergisi’nde 2010 yılından 2015 yılına kadar “Büyülü Gerçek” başlığı altında sinema yazıları da yazan Cihan Aktaş’ın sinema içerikli ilk eseri 1998 yılında “Şark’ın Şiiri: İran Sineması” isimli kitabı. Nehir ve Kapı yayınlarından çıkan bu eser, son olarak düzenlenmiş versiyonuyla İz Yayınları’ndan yayınlandı. İz Yayınları sinema içerikli kitaplara verdiği önemle tanınan bir yayınevi ve Cihan Aktaş’ın yazmış olduğu üç kitabı da yayınlayarak çizgilerini devam ettirmekteler. “Hatırladığım Filmler” kitabı da İz Yayıncılık tarafından 2020 Ocak ayında basılmış.


Bir Filmin Asıl Hikayesi: Frogs (1972)

Filmimiz başroldeki Pickett Smith’in bataklık benzeri bir yerde, kırmızı renkli bir kanonun içinde, bölgedeki vahşi yaşamın ve kirliliğin fotoğraflarını çekmesiyle açılıyor. Pickett Smith’i canladıran oyuncu Sam Elliott’u Tombstone (1993), The Big Lebowski (1998), Hulk (2003) gibi filmlerden hatırlayanlarınız olacaktır. Filmin başlangıcında, Pickett’in gördüğü hayvanların fotoğrafını her çekişinde ekran donuyor ve filmin castı ekranda beliriyor. Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro’nun Delicatessen (1991) filmindeki jenerik sahnesinden sonra en hoşuma giden zekice hazırlanmış bir jenerik sahnesi olduğunu söyleyebilirim.


Dragonero - Luca Enoch & Stefano Vietti & Giuseppe Matteoni (Çizgi Roman Eleştirisi)

Her ne kadar akla hemen J. R. R. Tolkien gelse de fantastik edebiyatın köklerini aslında peri masallarında aramamız gerekir. Bununla birlikte Elf ırkından yazılı olarak bahseden ilk kişi de Tolkien değil, Alman yazar Johann Ludwig Tieck’dir. Tieck’in 1812 yılında yayımlanan “Elfler” isimli masalı, üç ciltlik Phantasus adlı eserinin birinci cildinde karşımıza çıkar. Elbette sonrasında fantastik edebiyatın şahlanışı Tolkien’in mimarlığında olacak ve onun açtığı yolda ilerleyen birçok yazar; Elf, Cüce, Ork gibi ırkları bünyesinde barındıran birbirinden farklı fantastik dünyalar inşa edecektir. Oğlak Yayınları’nın markası olan Maceraperest Çizgiler’den çıkan, Luca Enoch ile Stefano Vietti’nin birlikte yazdığı ve Giuseppe Matteoni’nin çizdiği “Dragonero”, fantastik edebiyatın tüm gerekliliklerini yerine getiren bir çizgi roman olarak hem seleflerini anımsatan hem de özgün olmayı başaran macera ve gerilim dolu bir yol hikayesi sunuyor…


21 Kasım 2020

Filmlerin Özüne Yolculuk: Kill List (2011)

Ben Wheatley’in yönettiği filmde, Jay isminde önceki işini batıran bir tetikçi ile tanışırız. İşleri telafi etmek için patronları Jay’a bir şans daha verir. Jay’in arkadaşı Gal ile birlik olup 3 kişiyi öldürmesi gerekmektedir. Öldürecekleri hedeflere gittiklerinde işler sarpa sarmaya başlar. Dizginlerin kendilerinde olmadığını anlayan  bu iki silahşör ilginç deneyimler yaşayacaktır.


20 Kasım 2020

Hayvanların En Tehlikelisi - Gary L. Stewart & Susan Mustafa

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, arkasından gelen Vietnam Savaşı, Amerikan halkında bir kırılma yaşanmasına sebep oldu. Ekonomik buhran yılları, işsizlik, siyahi insanlara  yapılanlar başta olmak üzere ırkçılığın artması, savaşlarla bunalan halkın psikolojisini iyiden iyiye gerdi. İntihar oranlarının yükselmesinin yanında, bireysel şiddet önlenemez bir şekilde artış gösterdi. Bu gelişmelerden sonra 1969 senesi, özgürlükler ülkesinde adeta bir dönüm noktası olacaktı!


Filmlerin Özüne Yolculuk: Pan's Labyrinth (2006)

Guillermo del Toro
’nun yazıp yönettiği film, 1944 yılında İspanya’da geçer. İspanya savaş halinde. Kırsal bir kesimde, komutan Vidal önderliğindeki İspanya ordusu, dağlardaki ayrılıkçı birliklerle sürekli çatışmakta. Böyle bir ortama Vidal’in yeni evlendiği karısı Carmen ve üvey kızı Ofelia gelir. Geliş sebepleri ise Carmen’in doğum yapacak olması ve Vidal’in  bu doğum esnasında orada olmak istemesidir. Bu bölgeye geliş esnasında Ofelia labirente rastlar. Bu labirent çevresinde gizemli bir takım olaylar ile karşılaşır ve hayatında çok önemli kararlar vermek zorunda kalır...


18 Kasım 2020

Dövüş Kulübü 3 - Chuck Palahniuk & Cameron Stewart (Çizgi Roman Eleştirisi)

Efsaneyi başlatan “Fight Club” ya da namıdiğer “Dövüş Kulübü” kitabının yayımlanmasının üzerinden neredeyse çeyrek asır geçti. 2015 yılında isminin sonuna “2” rakamını alarak yoluna çizgi roman olarak devam eden “Dövüş Kulübü”, inşa ettiği kaotik evreni bir tık daha öteye götürerek, yaratıcı ekipte bir değişiklik olmadan, yine çizgi roman formatında kaldığı yerden devam ediyor! Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan, Chuck Palahniuk’un yazdığı ve Cameron Stewart’in çizdiği “Dövüş Kulübü 3”, dünyaya korkunç bir hızla yayılan bir virüsün yarattığı kaosu merkezine alıyormuş gibi gözükebilir. Fakat bu alternatif kıyamet senaryosu; adı sürekli değişen başkarakterimizin disosiyetif kimlik bozukluğundan kaynaklanan hezeyanlarıyla, Sigmund Freud’a “Ben ne işe yararım?” dedirtecek bir dünya yaratma arzusuyla ve Salvador Dali’nin düşlerinden bile daha Sürrealist olan atmosferiyle bizi beklemediğimiz bir anda suratımıza inen bir yumruk kadar şaşırtıyor.


Filmlerin Özüne Yolculuk: Mother! (2017)

Sakin ve sıradan bir hayat süren bir çift, bir gün ansızın hiç beklemedikleri olaylarla karşılaşacaklardır. Evlerine gelen davetsiz misafir çiftimize zor anlar yaşatacaktır. Darren Aronofsky'nin senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerinde Oscarlı oyuncular Jennifer Lawrence ve Javier Bardem yer alıyor.


17 Kasım 2020

Bay Heineken, Geçti, Kurtuldunuz! - Gert van Beek

Agatha Christie’nin yarattığı meşhur Belçikalı dedektif Hercule Poirot, Jean-Christophe Grangé romanlarında karşımıza çıkan Fransız polis memuru Pierre Niemans ve John le Carré’nin unutulmaz karakteri George Smiley... Polisiye edebiyatının en üretken yazarlarının yarattıkları bu karakterler, türün dünya çapında popüler olmasında büyük pay sahibi olmuşlardır. Yeri gelmiş bu karakterler birçok olayı çözmüşler, çatışmalara girmişler, yaralanıp ölümden dönmüşlerdir... Ama unutulmamalıdır ki bu üç karakter de kurgu ürünüdür. John le Carré’nin eski bir ajan olduğunu bilenleriniz vardır. Bu sebeple John le Carré'nin eserlerini okurken gerçeğe biraz daha yakın olma ihtimali sebebiyle, beni daha çok etkilemiştir. Filmlerde de öyle değil midir? Bir  filmin jeneriğinde “gerçek bir yaşam hikayesi” yazdığında o filmi daha farklı gözle izlemez miyiz? Hatta sahte belgesel (mockumentary) türündeki yapımlar, tezlere konu olacak kadar gerçek ve sahte olan üzerindeki etkisiyle çok konuşulmuş ve çok tartışılagelmiştir.